Cinsellik, kadınların özgürlüğü ve psikiyatri üzerine Seven Kaptan ile söyleşi / 2. Bölüm

Söyleşinin 1. bölümü için

lesbian-japanese-miniature-katsushika-hokusai-shunga-900

Tedavi nasıl bir süreç peki?

Çoğunlukla çift ile haftalık görüşmeler yapıyoruz. Bilişsel davranışçı psikoterapinin uygulamalarını kullanıyoruz. Birtakım ödevler veriyoruz. Öncesinde cinsellikle ilgili genel bilgilendirme, cinsel anatomi fizyoloji anlatıyoruz. Sonra soruna odaklı ödevler veriyoruz. Haftalık görüşmelerde ödevlerin kontrolünü yapıyoruz. Yapamadıkları, zorlandıkları yerleri soruyoruz, oralarda dirençler ortaya çıkıyor. Dirençlerin altından da çoğunlukla yanlış inanışlar ortaya çıkıyor; örneğin ‘sevişmeyi erkek başlatır’, ‘cinsel birleşme olmadan sevişme olmaz’, ‘istediklerimi söylersem eşim benim hakkımda kötü düşünür’ gibi… Bu zorluklarına dair de ödevleri çeşitlendirebiliyoruz. Ödevleri genel olarak yapıyorlar, eğer zorluk sürüyorsa neden kaynaklandığına bakmaya çalışıyoruz; kaygı mı, ilişki sorunu mu, eş reddi mi, başka bir sorun mu…

Tedavide cinselliği bir bütün olarak değerlendirmek önemli; yani istek, uyarılma, orgazm ve çözülme, tüm safhaların sağlıklı işlemesi amacımız. Bu nedenle şikayet sadece o da olsa birleşmeye yönelik değil, kendi bedenini hazzını tanımasına yardımcı olacak mastürbasyon ödevleri de veriyoruz. Çoğu kadının mastürbasyon pratiği yok, nedenini sorduğumda çoğunlukla “Bilmem hiç ihtiyaç hissetmedim,” diyorlar. Bu kadınlar kendi cinsel organlarına hiç bakmamış dokunmamış kadınlar, deneyimsizliklerini toplumsal yasaklar ve normlar üzerinden değil, ihtiyaç hissetmeme şeklinde ifade ediyorlar. Ben bu kişisel deneyimi önemsiyorum, sonrasında yapmayı tercih etmese de en azından bir kere deneyimlemeli. Nasıl haz aldığını bilmeden eşinin kendisine haz vermesini beklemek de zorluk yaratabiliyor çünkü ilişkide. Bunun dışında cinsel isteği artıracak, birileriyle cinselliği konuşabilecekleri birtakım ödevler de veriyoruz. Mesela telefon mesajları. Gün içinde birbirlerine erotik içerikli mesajlar göndermelerini istiyoruz ya da erotik öykü kurguluyorlar birlikte. Başta zor gelse de, zaman içinde birbirlerinin isteklerini görüp duydukları, çoğalttıkları, bunu konuşabildikleri bir alan oluyor. Cinsel işlev bozuklukları uygun bir şekilde bütüncül olarak ele alındıysa tekrarlayan hastalıklar değildir, insanlar cinselliği konuşmayı ya da nasıl haz aldıklarını, boşalma kontrolünü unutmuyorlar.

Peki bu ödevleri yapabilmek için nasıl bir ortam gerekiyor? Herkesin evleri elverişli olabiliyor mu?

Daha ilk görüşmede terapinin sürdürülebilme koşullarını ve kurallarını içeren bir sözlü kontrat yapıyoruz aslında. Terapi süresince mümkünse yatılı misafir kabul etmemeleri, kendilerinin de gitmemeleri gibi… Evde kendilerine ait bir oda var mı? Çocuklar nerde uyuyor bunlar da sorun tabii… Ama bir şekilde çözüm bulmaya çalışıyorlar. Çocuklar kocaman olmuşlar hâlâ onlarla yatıyorlarsa zaten sorun, bir taşla iki kuş! Bir de özellikle vajinismusta kayınvalideler, görümceler falan durumu biliyorsa, sürekli sorup duruyorlar “oldu mu oldu mu” diye, çiftin stresi daha da artıyor. Bazen kayınvalidelerle birlikte geliyorlar senslara, “siz gelmeyin bir daha lütfen” diyorum ben. Onlara da sınır koymalarını tembihliyorum, “doktora gidiyoruz, tedavi de alıyoruz, merak etmeyin, soru da sormayın, bu bizim özelimiz” deyin diye. İki taraf da kendi ailesine sınır koyarsa sorun kalmıyor zaten.

Ne kadar sürüyor tedavi?

Ortalama 2-3 ay sürüyor, çifte göre değişebilir tabii. Psikiyatride 2-3 ayda sonuç aldığımız nadir bir grup cinsel işlev bozuklukları, terapist olarak da motive edici bu açıdan bu alanda çalışmak.

Tedavinin kontrolden çıktığı olmuyor mu?

Oluyor. Tüm cinsel işlev bozukluklarında cinsel birleşme yasağı koyarız öncelikle, soruna adım adım ilerleyebilmek için. Vajinismusta mesela yasağa uymayıp erkeğin ileri gittiği, “Hadi yaparız, deneyelim,” deyip birleşme denemesi yaptığı oluyor ve bu kadının kaygısının artmasına neden olabiliyor; birleşme olamayınca da çiftin tedaviye dair motivasyonu düşüyor, hayal kırıklığı oluyor ve tedavi süreci sabote edilmiş oluyor. Ama bu şiddet göstermek gibi bir çıkış değil.

Mesela sorunu o kişiyleyse?

Yani eşini istemiyorsa mı? O zaman tedaviye almıyoruz. Terapide yaptığımız ilk görüşmede kadın ve erkekle yalnız görüşüp kişisel hikayelerini alıyoruz, o çiftleri tek olarak aldığımız tek seans, sonra hep çift olarak devam ediyoruz. Terapinin bu ilk seansında eşini istemediğini söyleyebilir ya da ilerleyen süreçlerde bunu fark edebiliriz ve netleştirmek için kişiyle yine bireysel görüşürüz. Sorun eş reddi ise ya da ilişkiye dair bir problem varsa evlilik terapisine ya da bireysel terapi için başka bir uzmana yönlendiririz. Öbür türlüsü ‘hayır, siz sevişeceksiniz’ diye zorlamak olur ki bu etik değil zaten.

Vajinismus tedavisinde erkeklerin şiddete başvurduğu oluyor mu?

Çoğunlukla hayır. Vajinismus olan kadınların eşlerini bilinçdışı bir seçimle seçtiklerini varsayan teoriler ve bu erkeklerin benzer karakter özellikleri taşıdığını ortaya koymuş çalışmalar var; daha anlayışlı, merhametli, sabırlı erkek profili var vajinismus eşlerinde. Aksini de gördüm ama yine de vajinismus eşi diyebileceğimiz belirgin bir profil var çoğunlukla. Tabii bu profil görücü usulü değil, eşini kendisi seçebilen kadınlar için geçerli.

Yani teori erkeklerin sabırlı olduğu yönünde?

Evet, dediğim gibi, teoride böyle erkekleri seçtiği söyleniyor vajinismus hastasının. Evlenmeden, yani aslında vajinismus daha ortada yokken yapılan bilinçdışı bir seçim. Bu erkekler eşlerine zarar verecekleri kaygısı ile çoğunlukla zorlamazlar ve sabırlıdırlar. Öyle ki 13 yıllık evli bir çift gelmişti bana, hiç cinsel birleşmeleri olmayan. Yanlış bir kanıyı düzeltmem lazım: Vajinismuslu çiftler çok güzel sevişirler; birleşme kaygısı duymadığı zaman, kadın cinsel birleşme dışındaki bütün her şeyi çok rahat yapar, isteği de vardır, orgazm da olabilir, birleşme dışındaki bütün fazlar yolundadır. Kaygı zaten sevişmedeki hazzı engelleyen bir şey ama bunun olmayacağını biliyorsa gayet güzel sevişir. Cinsel birleşme sevişme için olmazsa olmaz değildir, biz tedavide bu mesajı vermeye çalışmıyoruz. Yapmak istediği ama yapamadığı bir şey kaygı veriyorsa “Bunu çözelim, sonra istemezsen yine yapma,” diyoruz.

Agresif erkeklerle beraber olan kadınlar vajinismus olamıyor mu yani?

Oluyor tabii ki ama sık gördüğümüz bir durum değil. Erkek şiddetinden bahsedeceksek vajinismusun altında yatan nedenlerden biri olarak bunu verebiliriz. Şöyle ki, kadınla yaptığımız öykü alma görüşmesinde geçmişte yaşanmış cinsel travma çıkabiliyor; taciz, tecavüz, ya da ensest… Böyle bir durumda öncelikle bu travmanın çalışılması gerekiyor, o nedenle bireysel psikoterapiye yönlendiriyoruz, bu durumda doğrudan cinsel terapiye almak kadını daha da tarvmatize edeceği için…

Bana sorsan mesela kadın bir sürü baskı hissediyor zaten, e bir de karşındaki erkek de anlayışsız o yüzden bunlar yaşanıyor derdim herhalde.

İşte sadece erkeğin anlayışsızlığı ile ilgili değil mesele. Niye vajinismus? Evet, erkek egemen toplum cinsellik algısını kadının haz alabileceği bir eylem olarak değil, ‘ayıp, günah’ diye kodluyor, bunun yanı sıra bekarete verilen önem, kızlık zarı konusu ve ‘ilk gece’ye dair fantastik korku hikayeleri filan… Kadının çocukluğundan itibaren cinselliği kötü, pis, acı verici olarak algılamasına neden oluyor. Mevzu bahis erkek bu baskılar ile yan yana geliyor, ama o an olmuyor vajinismus; tüm bunlar zaten kadının kafasında yer etmiş oluyor. Erkeğin olumsuz tutumunun bunun üzerine eklenmesi kaygı artırıyor; başta evliliği sürdürmekle ilgili kaygı ve performans kaygısı artar.

yedek-ottomanminiatur“Ben kaygıdan da kurtuldum ama penetrasyon da istemiyormuşum,” diyen olmuyor mu?

Olmuyor çünkü cinselliği yaşamasının önüne geçen kaygı ortadan kalkınca, haz da alınca “Neden yapmayayım ki?” diye düşüyor. En azından ben aksini duymadım.

Erkeklerle ilgili hiç cinsel sorunlar çıkmıyor mu?

Aa çıkmaz olur mu! Kadınların ilk deneyimi ama hele de muhafazakar kesimde erkeklerin de ilk deneyimi. Flörtün var mı, yok. Ezkaza bir iki kere paralı seks yapmış ama oradan da değerlendirebileceğin bir cinsellik yok. Mastürbasyon üzerinden bir erken boşalma değerlendiremezsin çünkü o boşalma odaklı yapılan bir şey. Sorun çıkıyor tabii, erkeklerde çoğunlukla erken boşalma çıkıyor. Eşin kaygısına bağlı yani vajinismussa ikincil olarak erken boşalma ya da sertleşme bozukluğu da olabiliyor. Eş zamanlı erkeğe de ödev veriyoruz. Kadın ve erkek ödevlerini yapıyorlar ve cinsel birleşme safhasına gelene kadar ikisi de hazır oluyor.

Bir sürü vajinismus kadın veya daha genel bir şekilde sevişemeyen kadın için erkeklerin nasıl davrandığı önemli olsa gerek, yani sonuçta iki kişilik bir eylem bu; bir tarafın zevk almasını, öğrenmesini vs. etkileyen bir şey karşı tarafın neler yaptığı… Sen ne kadar özgüvenli olursan ol, bedenini öğrenirsen öğren -ki bu da zamanla, deneyimle oluyor- bir sürü insan terapiye gitmeden, belki senin tedavindeki son hale de gelmeden, bir şekilde cinselliğini yaşamaya devam ediyor.

Evet, şöyle yapıyor bir kısmı, bir şekilde kasılarak birleşmeye dayanıyor ve ağrılı bir ilişki kuruyor her defasında. Birleşme olmuyor diye bir şey yok, yıllar sonrasında “Ben cinsel ilişkide ağrı yaşıyorum,” diye gelen çiftler var, 2-3 çocuklu filan. Bir bakıyorsun vajinismus, yıllarını öyle geçirmiş. Son yıllarda değişen bir şey olarak bak, genç çiftler iki haftalık evliyken gelebiliyor, bu iyi bir gelişme. Muhafazakar çiftlerde mesela “Alkol alıp denedik olmadı,” diye gelen var. Şunu bile yapan var, kadına anestezi verip erkeğin baygın kadınla birleştiği denemeler… Erkek için de sıkıntı bir deneyim, baygın eşiyle birleşmeye çalışmak falan, nasıl uyarılacak, “Tecavüzcü gibi hissettim,” diyen var; travmatize edici, çok kötü öyküler. Ertesi gün uyanıyorsun aynı mantalite! Sonuçta erkeğin tutumu, işbirliği kadın için tabii ki ruhsal olarak yaşadığı sıkıntıyı azaltacak bir şey bir yandan; bir yandan da eşine zarar vermemek için sorunu yok saydıkları, ‘kardeş gibi olduk’ aşamasına getirebilecek bir şey. Farkındalık ve bilgilenme bu yüzden çok önemli. Bu bir hastalık, çok insanda var, diyebilmek lazım.

LGBTİ+lerde ne gibi şikayetler oluyor?

Erkeklerde özellikle performans anksiyetesi olabiliyor. “Aktif olmam gereken zamanda performans kaygısı hissediyorum, sertleşme zorluğu yaşıyorum,” diyenler var. Bunun altında tabii çok ciddi heteroseksist normlar var, ‘başarılı’ olmak diye algıladığı. O yüzden tedavide heteroseksüel bir erkekle nasıl çalışıyorsan bu şikayetle gelenle de öyle çalışıyorsun, bir farkı yok.

Kadınlar cinsel işlev bozukluğu için pek gelmiyor, lezbiyen vajinismus örneğin. Biraz daha bedenini tanımak, araştırmakla ilgili sanıyorum. Lezbiyen kadınlar için bir uzman 1983’te ‘lesbian bed death’ (lezbiyen yatak ölümü) diye bir kavram ortaya atmıştı, uzun süreli birlikteliği olan lezbiyen çiftlerin cinsel ilişki sıklıklarının azaldığını ortaya süren bir kavram. Sonra araştırmalarda cinsel ilişki sıklığının heteroseksüel çiftlere göre daha az olmasına rağmen orgazm veya uyarılmada genel olarak bir sorun yaşanmadığı, hatta bazı çalışmalarda lezbiyen çiftlerin heteroseksüel kadınlara oranla cinsellikten daha çok doyum aldıkları belirtildi ve bu kavramın geçersiz olduğu tartışıldı.

Bir hetero çiftin yaşayabileceği ritüellerden (ailelerle ilişkiler, evlilik vs.) farklı olduğu için bir lezbiyen ilişkinin farklı değerlendirilmesi gerektiğini düşünen bir arkadaşım, tutkunun bir tür cinselliğe indirgenmesinin haksızlık olduğunu söylüyordu. “Tutku bitti, ayrılıyoruz,” denerek biten eşcinsel ilişkilere eleştiri getiriyordu aslında, ilginç gelmişti bana. “Bu laf da öğrenilmiş bir şey, halbuki aradaki farkı görüp ona göre değerlendirmek lazım,” diyordu. Hetero ilişkilerden yansıtılan bir şey olduğunu düşünüyor.

Evet, uzun süreli çiftlerin ilişkisinde daha az cinsellik yaşamalarının cinsel ilişkiden aldıkları tatmini engelleyen bir durum olmadığı savunuldu bu araştırmalarda.

Bu neden lezbiyenler özelinde söyleniyor?

Erkek gey çiftlerde bu yok çünkü.

İlişkiler daha cinsellik odaklı olduğu için mi?

Olabilir. Lezbiyen ilişkideki duygusal tatmin ve güven hissinin cinsel isteğin arzunun önüne geçtiğine dair bir savdı bu. Aktivistler çok karşı çıkmıştı buna bu arada. Sonra birkaç çalışma daha yapıldı. ‘Yatak ölümü’ denecek kadar belirgin bir durum olmadığı, heteroseksüel kadınların da benzer istek sorunları olabileceği, bunun lezbiyen çiftlere indirgenemeyeceği söylendi sonuç olarak.

BDSM[1] cinsellik terapilerine katılabilir mi sence? Örneğin bir queer seks terapisti bu konuyu tedavisine alabilir mi?

Çiftlerin fantezileri olabilir, bunun için de gelebiliyorlar, bazen tedavi sürecinde de bunlar ortaya çıkıyor. Karşılıklı rıza olduğu sürece bir problem yok.

Bize gelen başvurular, cinselliğin daha temel fazlarıyla ilgili çoğunlukla, bunlar da terapinin nasıl şekilleneceği konusunda belirleyici oluyor. Cinsellikte istek-uyarılma-orgazm-çözülme safhalarıyla ilgili bir kaygı, huzursuzluk yaratan noktaları biz açıyoruz ve bununla ilgili dirençlerle çalışıyoruz. Bundan sonrasında bu fazlar sağlıklı işlerken bunu nasıl çeşitlendirecekleri, nerede neyi dahil edecekleri, ne fanteziler ya da materyaller kullanacakları konusunda farkındalık yaratıyoruz, soruları ya da kaygıları varsa bunlarla ilgili bilgi veriyoruz, normalleştiriyoruz ama illa bunu yapacaksınız demiyoruz elbette, tercih onlara kalmış bir şey.

[1] BDSM: Bondage-Discipline-Sadism-Masochism: Bağlanma-Disiplin-Sadizm-Mazoşizm http://kaosgl.org/sayfa.php?id=1925

Cevapla

Please enter your comment!
Lütfen adınızı yazın.