Plaj tenha, çoğu zaman neredeyse boştu. Kokular değişmişti. Kokular bile yazın bittiğini söylüyordu. Haziranda, evlerin arasından denize giderken duyulan kızartma kokusu, akşamları esintinin taşıdığı rakı kokusu, yosun kokusu, sinek ilacı kokusu yoktu.

Bir şeyler biterken, geçip giderken hüzünleniriz. Mesela her yaş aldığımızda, hatta belki her günbatımında, kışlık kaban ve kazakları bazadan ya da yüklüklerden çıkarırken, ağaçlar yaprak döktüğünde ya da çiçeklendiğinde. Kısacası zamanlar değişirken. Yaz mevsiminin geçişlerininse ayrı bir etkisi var. Baharın karşılanması gibi yazın hem karşılanması hem uğurlanması meşhur. Gelişiyle de gidişiyle de, mevcudiyetiyle de bir mesele yaz. Tuhaf belki ama daha gelişiyle bile gidişini düşündürüyor sanki.

Bu sene yazın vedası yaklaşırken, ekinoksa falan da kalmadan, denizle son bir kucaklaşmak için bir kere daha sayfiyeye gittim, sezonu açtığım yere bu sene ikinci kez vardım eylül ortasında. Plaj tenha, çoğu zaman neredeyse boştu. Kokular değişmişti. Kokular bile yazın bittiğini söylüyordu. Haziranda, evlerin arasından denize giderken duyulan kızartma kokusu, akşamları esintinin taşıdığı rakı kokusu, yosun kokusu, sinek ilacı kokusu yoktu. Plajda tuz kokusu, güneş kremi kokusu duyulmuyordu. Sesler de değişmişti. Çatal bıçak sesleri dinmiş, televizyon sesleri balkonlardan içeri çekilmiş, plajın ordaki kafeterya ufaktan toparlanmaya başlamış dolayısıyla Tarkan çalmayı bırakmıştı. Koyun öte tarafında takalar daha fazla motor çalıştırıyor, deniz kalabalık olmadığından sesleri plaja daha çok geliyordu. Suyun en sıcak saatlerinde tek tük yüzenler olsa da plajda şezlongdan şezlonga fiskos eden kadınların yeri boştu, heyecanlı çocuk cıvıltıları yoktu.

Plajın yaz başındaki halini hatırladım. Yani üç ay öncesini, haziran başını. O ilk gidişimde yeni yeni kalabalıklaşıyordu yazlık siteler. Kadınlar şezlongdan şezlonga sohbette, çocuklar irili ufaklı denizdeydi. Yeninin, başlangıçların heyecanı fark ediliyordu her yanda. Yüksek sesle yemek tarifi verenler, kalori hesabı yapanlar, formalite icabı ses kısarak fiskos edenler ya da dertleşenler, tavlaya oturanlar… Çocuklar da çıplak ayak dolaşmanın, suya girmenin, tatile başlamanın sevinciyle sohbetteki kadınlara rahat vermiyorlardı:

“Anneeee sen denize gelmiyor musun?”

“Yok şimdi gelmiyorum, sen yüz, ‘anne anne’ diyip durmayın hem.”

“Anneee gelmeyecekseniz çıkalım mı biz?”

“Konuşuyoruz biz, siz yüzün. Anne diyip durmayın, anne demek yasak!”

Yasak on dakika bile geçmeden delinecekti elbette:

“Anneee bak nasıl yüzüyorum… Anne bak denizde koşabiliyorum…”

Plajdaki o ilk günümde derin muhabbette gördüğüm o iki kadınla çocukları arasındaki diyaloglar, kadınların her zaman bir meşguliyeti olduğunu, yaz bitse de başlasa da, zamanlar değişse de sorumlulukların kadınların peşini bırakmadığını bir kere daha hatırlattı. Fakat o iki kadın rahatlayacaktı, dinlenecek, eğlenecek, dertleşecek, birlikte güçlenecekti. O iki kadını kendi hayalimde, akşama rakı sofrasına oturttum. Pembe gökyüzü akşamın indiğini, balkona asılı ıslak mayo ve havlular yazın başladığını duyururken çocuklar bu defa da balkonda gürültü edip annelerine dirlik vermiyor, sohbeti iyice koyulaşan kadınlarsa artık umursamıyor, kadeh tokuşturuyorlardı. Anne demek de serbestti.

 

* Ülkü Tamer’in, “Yazın Bittiği” şiirinin ilk dizesi.

Cevapla

Please enter your comment!
Lütfen adınızı yazın.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.