Çinli kadınlar, kendi hayatları, sağlıkları pahasına empoze edilen bir nüfus politikasına ayak diriyorlar. Nüfus büyüme oranları hükümetin tahminlerinin çok gerisinde.

Küçük Tomurcuk’muş adı. Ya da lakabı. Kimse bilmiyor. Anne babası uzun süre önce ölmüş. Çin’in Güneydoğu Asya’ya sınırı olan, azınlıkların yoğunlukla yaşadığı, ekonomik seviyesi düşük Yunnan eyaletinin bir köyündenmiş. Çin’in zengin Doğu Yakası’nda küçük bir kentte, bir kulübenin içinde boynundan zincirlenmiş halde bulundu. Tek çocuk sınırlamasının yeni kalktığı Çin’de sekiz çocuk annesiymiş. Hastaneye kaldırıldı, şizofreni tanısı kondu. Eşinin ve onu Yunnan’dan yıllardır yaşadığı bu Doğu kentine getirenlerin, daha doğrusu kaçırıp satanların tutuklanması için tüm ülkede kamuoyunun kalkıp kopması gerekti. Yoksa, polis “ailenin içişlerine karışmazdı”.

Kamuoyunun tepkisi iyice büyüyüp hükümetin gurur duyduğu Kış Olimpiyatları’nı gölgelemeye başlayınca Aile Bakanlığı açıklama yaptı, kadın ve kız çocuklarının kaçırılmasına karşı operasyon başlattıklarını duyurdu. Hükümetin derdi, bu kanayan yarayı yeni fark etmiş olması değil; Kış Olimpiyatları’nın gözdesi, Amerikan eğitimli, başarılı, güzel, kısacası kentli orta sınıf çocuklar için rol modeli gibi görülen Eileen Gu’ya gösterilen medya ilgisini Küçük Tomurcuk’un gölgelemesini istememesiydi.

Çin’de hem Çinli, hem yabancı kadın ve kız çocuğu kaçakçılığı ciddi boyutlarda. Geleneksel olarak, erkek çocukları kız çocuklarından daha makbul olduğu için 1980’lerde tek çocuk politikası başlayınca, özellikle kol gücüne ve toprakların mirasla bölünmemesine ihtiyaç duyulan kırsal bölgelerde bebeğin cinsiyetine göre kürtaj yaptırmak yaygın bir pratik haline geldi. Birçok kız bebeğin de yol, nehir kıyılarına bırakıldığı, sonradan bu çocukların insan kaçakçılığı mağduru olduğu biliniyor. Bu duruma, “Çin’in kayıp kız çocukları” deniyor.

Her ne kadar cinsiyet temelli kürtaj bir süre sonra yasaklanmış da olsa, Çin’de bir kuşağın  kadın-erkek nüfusu dengesi bozuldu. Üstüne, iktisadi büyümeyle değişen sosyo-ekonomik dengeler eklendi. Köyden kente göçün ikinci kuşakta kadınları da içermesi, kentte yalnız başına ayakta kalan kadınları özgürleştirdi. Buna da “Çin’in fabrika kızları” deniyor, içlerinde iş yaşamına atılıp çok başarılı olanlar var. Neoliberal dönüşüm sonrası kadınların iş yaşamına katılımı, sosyalist dönemin çok gerisine düşmüştü. Kentli ailelerin kız ya da oğlan tek çocuklarının eğitimine ve kariyerine özen göstermesiyle 2010’lardan sonra bu süreç yön değiştirdi.

Bugün, evlilik oranlarının düşmesinin kadın ve erkekler için nedenleri farklı. Erkekler, mali durumları iyi olmadığı için evlenemiyor, kadınlar toplum baskısıyla evlenmeyi reddediyor. Oğlan çocuklarının tercih edilmesi sonucu sayıca zaten kadınlardan fazla olan, bir de üstüne kentleşmeyle yoksullaşmış köy kökenli erkekler evlenmek için kadın ve kız çocuğu kaçakçılığına başvuruyor. Çinli kadın ve kız çocuğu kaçakçılığı, köylerden kasabalara, az gelişmiş bölgelerden gelişmiş bölgelere doğru akıyor. Kadınların kentlere göç etmiş olduğu köylerde ise Vietnam, Pakistan gibi çevre ülkelerden kaçakçılık yaygın. Yeni zenginler arasında da son zamanlarda Ukraynalı gelin modası yaygınlaşmaya başladı. Nitekim, savaşın başlangıcında sosyal medyada bu tür mesajlar görüldü.

2020’lere gelince, nüfusun yaşlanması sonucu tek çocuk politikasının yerini çok çocuk politikası, giderek zorlaması aldı. Hükümetin kentli aileleri birden fazla çocuk sahibi olmaya teşvik etme yöntemi, ilk başta, kadınların annelik rolünün kariyerlerinden önde geldiğine vurgu yapan kamu spotları oldu. Bundan güç alan işverenler, kadınları “evlenirsin, tekrar tekrar hamile kalırsın” gerekçesini açıktan ifade ederek işe almamaya ya da iş yerinde yükseltmemeye başladılar. Buna karşı kamuoyu baskısı oldu olmasına, ama hükümeti taktik değiştirmeye iten esas gelişme, doğum oranlarında bir gelişme olmaması oldu. Çinli kadınlar, kendi hayatları, sağlıkları pahasına empoze edilen bir nüfus politikasına ayak diriyorlar. Nüfus büyüme oranları hükümetin tahminlerinin çok gerisinde.

Kentli ailelerin artık birden fazla çocuk istememesinin nedeni eğitim sisteminin çok pahalı ve rekabetçi olması. Aileleri daha fazla çocuk sahibi olmaya teşvik etmek için özel kurslar ve ev ödevleri yasaklandı, ama orta sınıflar bunun toplumsal eşitsizliği arttırmaktan öteye gitmeyeceğini söylediler. Çünkü zenginler zaten çocuklarına gizli gizli de olsa özel ders verdirebiliyorlar, oysa hafta sonu kursları orta direğin çocuklarını üniversite giriş sınavına hazırlayabilmesinin tek yoluydu. Nüfus politikaları beş yıl önce değişti, ama hükümet işyerinde ücretsiz kreş gibi uygulamaları gündemine henüz aldı. Şu anda devam etmekte olan meclis görüşmelerinde “üçüncü çocuğa kreş ücretsiz olsun” önerisi kamuoyunu çıldırttı: “Üçüncü çocuğu yapabilecek mali durumu olanlar zaten kreşe de gönderebilir, niye kreşler herkese ücretsiz olmuyor?”

Bir yandan meclis toplantıları, bir yandan yaklaşan 8 Mart, hem kadınların örgütlülüğünü arttırdı hem de hükümetin sansür çabalarını. Çin’de feminist hareket görece küçük, ama her türlü toplumsal örgütlülüğün baskılandığı bir ortamda, hükümetin işçilerle birlikte en korktuğu toplumsal grup. Daha önce Feminist Beşli diye anılan kadın hareketi öncülerinin tutuklanması gibi konularla gündeme gelen Çin, şimdi de Küçük Tomurcuk’un ziyaret edilmesini, kitapçılarda kadın ve kız çocuğu kaçakçılığına dair kitapların olduğu bölümlerde Küçük Tomurcuk’a referans verilmesini yasaklıyor. Sansürle mücadeleye alışık olan Çin toplumu, şimdiden engellemelerle dalga geçen yöntemler bulmaya başladı bile. Yılmayan kadınların günü kutlu olsun.

Kaynaklar

https://www.rfa.org/english/news/korea/trafficking-07292020160019.html

https://www.thebharatexpressnews.com/analysis-the-purchase-and-abuse-of-daughters-in-law-is-a-local-custom/

 

Bir cevap yazın

Please enter your comment!
Please enter your name here

12 − five =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.