Salgın dijital cinsiyet ayrımını nasıl pekiştirdi?

0
572

Güney Asya’da, internet kullanımındaki cinsiyet farkı 2019 yılında yüzde 51 seviyelerindeydi. Bu fark kadınlar ve normatif cinsiyet tanımlarına uymayan bireyler için hayat kurtarıcı bilgilere ve hizmetlere ulaşamamak anlamına geliyor. Asya’daki dijital geleceğimiz için harekete geçmenin ve bu geleceği düşünmenin tam zamanı.

Ankita Aggarwal

Dijital cinsiyet ayrımı/eşitsizliği Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği’nin belirttiği üzere 2020’nin haziran ayında adeta bir ölüm-kalım meselesi hâline geldi. Sağlık hizmetleri, eğitim ve ekonomik hareketlilik (özellikle COVID-19 döneminde) salgının yayılmasını engellemek için internet üzerinden yürütülmeye başlandı. İnternet kullanımında yüzde kırkla yüzde yüz arasında gözle görülür bir artış yaşandı; fakat yine de dünya üzerindeki birçok insan bu çevrimiçi dünyaya erişmekten geri kalmış durumda. Bu dijital ayrışma, salgın sonrası toplumda ve ekonomide eşitsizliğin, ayrımcılığın ve sosyal-ekonomik marjinalleşmenin yeni tanımı olmaya başladı. Bu ayrışma, aynı zamanda kadınların böylesine hassas bir altyapıya erişimine konulan sistematik engeli yansıtmasından ötürü fazlasıyla cinsiyetçi bir yöne sahip. Bu cinsiyetçi ayrıma Asya ülkeleri de dahil.

Güney Asya’da, internet kullanımındaki cinsiyet farkı 2019 yılında yüzde 51 seviyelerindeydi. Bu fark kadınlar ve normatif cinsiyet tanımlarına uymayan bireyler için hayat kurtarıcı bilgilere ve hizmetlere ulaşamamak anlamına geliyor. Bangladeş ve Pakistan’da Covid-19 salgınında erkeklere kıyasla kadınlar hayatta kalmak için zaruri bilgilere yüzde 15 civarında daha az erişebildi. Kadın ve erkek internet kullanım oranlarının arasındaki fark Bangladeş’te yüzde 52, Pakistan’da ise yüzde 49’luk bir orana sahip.

Artan cinsiyetçilik ve istismarın ortasında erişilemezlik

Bütün bunlara ilaveten, aile içi araştırmalarda elde edilen verilere göre hükümet kararıyla uygulanan sokağa çıkma kısıtlamalarında, kadınların internet ve akıllı telefonlara ulaşmada yaşadıkları güçlükler, bu süreçte evdeki kadın nüfusunun ev-içi şiddete karşı yardım veya çözüm olanaksızlıklarının beraberinde tamamen aile içinde mahsur kalmış durumda olduklarını ortaya koydu. Hindistan’da Uluslararası Kadın Komisyonu (National Commission for Women) kadına karşı şiddet ihbarlarında iki kat artış kaydederken, kadın koruma STK’sı Jagori Nisan 2020’deki ulusal karantina sırasında şiddet mağduru kadınlara yönelik yardım hatlarına yapılan çağrıların yarı yarıya azaldığını gözlemledi.

Doğu Asya’da, internet kullanımındaki bölgesel cinsiyet farkı 2019 yılında yalnızca yüzde 3 civarındaydı. Ancak, çevrimiçi cinsiyetçilik ve kadın düşmanlığı, kadınların ve normatif olmayan cinsiyet kimliklerine sahip bireylerin internet kullanımına dahil olamamalarına yol açtı. Salgın aynı zamanda siber zorbalığın şiddetini daha da artırdı: Filipinler’de hükümet 1 Mart 2020 ve 24 Mayıs 2020 tarihleri arasında kadınlara karşı çevrimiçi cinsel istismarın geçen yıla oranla dört kat fazlalaşarak 280.000 ihbara ulaştığını kaydetti.

Dünyanın çeşitli yerlerindeki hükümetler, salgına karşı mücadele etmek için kendi sosyal medya kampanyalarını yürütürken, bu kampanyaların barındırdığı cinsiyetçi yaklaşımları göz ardı ettiler. Örneğin, Mart 2020’de Malezya Aile Bakanlığı kadınlar için kocalarına karşı şık ve bakımlı olmalarını, ruj sürmelerini ve dırdır etmemelerini salık veren bir dizi görsel-bazlı cinsiyetçi salgın tavsiyeleri yayınladı. Malezya Kadın, Aile ve Toplumsal Kalkınma Bakanlığı (The Malaysian Ministry of Women, Family and Community Development) yayınlanan görsellerin halk tarafından tepki toplamasının ardından özür diledi.

Ekonomik fırsatlar – kadınlar hariç

Salgın, Asya’daki dijital perakende satış ve hizmet sektörlerinde gözle görülür bir artış yaratmış olabilir fakat bu durum, bölgedeki kadınlar için herhangi yeni bir ekonomik fırsata dönüşmüş durumda değil.

Perakende e-ticareti ele alacak olursak, Asya’nın güneydoğusunda bu sektör zaten halihazırda hızlı bir şekilde büyümekteydi; 2015 yılında 5.5 milyar dolarlık sermaye 2019 yılına gelindiğinde 38 milyar dolar seviyesine yükselmişti. Salgın, bu büyümeye yalnızca yeni bir devinim kazandırdı. Örneğin, Singapur merkezli çevrimiçi alışveriş sitesi Shopee, birinci çeyrekten ikinci çeyreğe müşteri sayısını yüzde 82’lik bir artışla büyütürken, bir diğer çevrimiçi alışveriş sitesi Alibaba ise salgına yönelik kısıtlamaların ekonomik faaliyeti olumsuz etkilemesine rağmen beklentileri aşarak ikinci çeyrekte gelirlerinde yüzde 34’lük bir artış elde etti. Ne var ki büyümedeki bu atılım kadınların çıkarını gözetmemekte. Asya Kalkınma Bankası (Asian Development Bank)’nın gözlemlediği üzere, özellikle gelişmekte olan ülkelerdeki kadın işletmelerinin çoğunu, düşük ürün seviyeleri, sınırlı büyüme potansiyelleri, düşük fiyat marjları, stok ve müşteri giderlerini karşılama kapasitesinde yaşadıkları sıkıntılarla birlikte küçük ölçekli işletmeler oluşturmakta. Bu durum, kadın işletmecileri acımasız komisyon oranlarından ve hasmane hizmet koşullarından oluşan bu pazaryeri düzleminde dezavantajlı bir konuma yerleştiriyor. Geçtiğimiz günlerde yapılan bir araştırmada Alibaba’nın çevrimiçi satıcıları, sitedeki satıcılarının yarısını kadın işletmelerinin oluşturduğunu; fakat ortalama satış oranlarının erkek meslektaşlarına nazaran daha düşük seviyede kaldığını belirttiler.

Kadınların karşılaştığı dijital güvencesizlik

Hizmet ekonomisinde, kadınların çoğunlukta olduğu sektörler ve iş kolları da hızla çevrimiçi mecralara taşınmakta. Endonezya ve Singapur’da çevrimiçi sağlık hizmetleri süratle gelişmekte ve Hindistan’da kurulan çevrimiçi eğitim sitesi BJYU’S gibi daha birçok platform salgın esnasında gözle görülür bir şekilde piyasalarını büyütmekteler. Fakat daha öncesinde bir şekilde iş sözleşmeleriyle desteklenen ve asgari düzeyde koruma altına alınan sağlık ve eğitim alanlarında çalışmak, şimdilerde daha da güvencesiz olma riskiyle karşı karşıya. Hizmet sektöründeki çok sayıda kadın işgücünü ücretlendirmeyecek ve güvencesiz çalışma şartlarına mahkûm edecek olan, ekonomideki “Überleştirme”[1]nin bir sonraki aşamasına şahit olmaktayız. Ekonominin bütününü kapsayan bu devasalaştırmanın, kadınların zor mücadelelerle kazandıkları eşit ücret ve statü haklarını etkisiz hâle getirmesi ve onları tekrardan görünmez emek ve şiddet vakalarının sıkça yaşandığı ev hayatına hapsetmesi fazlasıyla olası. Kadınların hem ekonomik hem de aile içi yüklerini ağırlaştıran esnek-zamanlı çalışma koşulları artık yeni normal olarak kabul edilebilir. Bu aynı zamanda, kadınların dijital olarak yeniden yapılandırılan işgücü piyasasında da öncelikli işlerden hariç tutulduklarını kanıtlar nitelikte. Asya’da bilim, teknoloji, mühendislik ve matematik sektörlerindeki göstermelik yüzde 27 oranındaki temsilleriyle, kadınların interneti ve algoritmayı oluşturdukları bir gelecek hayali, adeta uzak bir rüya gibi görünüyor.

Dijital gelecek üzerine yeniden düşünmenin ve harekete geçmenin tam zamanı

Asya-Pasifik Bölgesi’ndeki kanun koyucular, bu bağlantısallıklar arasında köprü kurmalı ve çevrimiçi cinsiyetçiliği etkili bir biçimde ele almalılar. Ne yazık ki, tek başına bu yöntem yeterli olmayacaktır. Temel zemin, herkes için adil çalışma alanları sağlayan yeni bir dijital ekonomi yaratmak fikrinin üzerine kurulmalı. Esnek çalışma; güvencesizlik, görünmezlik, işçi haklarını ve yasalarını ihlal etmekle aynı anlama gelmemeli. Kadınların bilgi teknolojileri ve matematik, mühendislik gibi meslek alanlarında ekonomik fırsatlara erişmelerini sağlayacak politik müdahalelerde bulunmak artık kaçınılmazdır. Bölgesel dernekler, hükümetler ve sivil toplum örgütleri iş birliği içerisinde alternatif e-ticaret ve çalışma platformu modelleri oluşturmaya odaklanmalılar. Eğer tüm bu yapısal adaletsizlikleriyle mevcut dijital paradigma devam ederse, adil bir dijital gelecek düşünülemez. Şimdi, yeniden hayal etme zamanı!

Çeviren: Esril Bayrak

Bu yazının orijinali 23.11.2020 tarihinde Friedrich Ebert Stiftung sitesinde yayınlanmıştır.

[1] ç.n. Uberisation (İng.): Bir hizmetin müşterileri ve sağlayıcıları arasındaki işlemleri bir araya getirmek amacıyla, genellikle mevcut aracıların -insan iş gücü- rolünü atlayarak, mobil uygulamalar aracılığıyla gerçekleştirilmesini sağlayan bir platform ekonomi modeli.

Yorum yazın

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.