On günlük bisiklet yolculuğunda çok fazla kadın hikayesinin içinden geçtim ve hepsinin ilkbahar içindeki telaşlarının fotoğrafını çektim. Bir bahar fonunda kırsal yaşamda çalışan kadınlar sanki dans ediyordu ve kadın emeğiyle dolu öylesine bir bereket vardı ki geçtiğimiz köylerde… O bisiklet yolculuğunda kadın emeği üzerine fotoğraf çekmeye karar verdim.

Fotoğraf: Elif Bozkurt

Merhaba Elif. Üyesi olduğun AĞ-DA Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Dayanışma Ağı’nın web sitesinde iki senedir 8 Mart’larda “Kadın ve Emek” temalı fotoğraf sergisi yayınlıyorsun. Adettendir, öncelikle seni tanıyarak başlayalım. Fotoğraflarını bizimle buluşturma fikrinin nasıl bir gereksinimden doğduğunu da anlatır mısın?

Merhaba. Ben Milli Eğitim’de edebiyat öğretmeniyim, son on yıldır da Karadeniz’in şirin kasabası Gerze’de edebiyat öğretmenliği yapıyorum. Yirmi yıldır amatör olarak belgesel fotoğrafçılıkla uğraşıyorum. Çektiğim “Kadın ve Emek” temalı fotoğrafları, 8 Martlarda, yaşadığım şehrin kadın platformları aracılığıyla sergiliyordum, bu sergiler sınırlı sayıda insana hitap ediyordu. Küçük bir yerde yaşayınca feminist mücadele yürüten büyük ağlarla çok fazla temas edemiyorsun. Çok fazla bileşeni olan ve geniş kitlelere hitap eden AĞ-DA’nın üyesi olunca fotoğraflarımın öyküleriyle birlikte daha geniş kitlelere ulaşması ve gezgin bir kadın olarak kendi hikayemin de başka kadınlara ilham olması için AĞ-DA’ya fotoğraflarımdan oluşan bir sergi önerdim geçen yıl.

Kadın bir gezgin olarak dünyanın birçok kıtasına, ülkesine gidiyorum, birçok hikaye biriktiriyorum ve bunu bir öğretmen bütçesiyle yapmaya çalışıyorum. Belgesel fotoğrafçılığın sağladığı olanaklarla hem kendi emeğimin hem de dünyanın birçok bölgesindeki kadınların emeğinin görünür olması, bu fotoğrafların kadın emeği üzerine düşündürmesi değerli diye düşünüyorum.

Fotoğraf: Elif Bozkurt

Kendini “sırt çantasını alıp belgesel fotoğraflar çeken kadın bir gezgin” olarak tanımlıyorsun. Bu hikaye nasıl başladı? Gezgin olma hâli seni, nasıl dönüştürdü?

Ben Trakya’nın bir köyünde doğdum, büyüdüm. On sekiz yaşıma kadar yaşadığım il Kırklareli’nin  dışına çıkmadım diyebilirim. Denizci olan ağabeyimin dünyanın farklı limanlarından gönderdiği kartpostallar aracılığıyla küçük köyümden dünya ile bağlantı kurabiliyordum. İlk kartpostal, Floransa’nın Vecchio Köprüsü’nün fotoğrafıydı. Bu kartpostalı aldığımızda sanırım ortaokuldaydım ben. O yaşlarımda bir gün ben de böyle gezeceğim, diye kendi kendime hayaller kurmuştum. On sekiz yaşımda köyden Ankara’ya Hacettepe Üniversitesine gittim ve iki yıl sonra da dünyayı gezmeye başladım. İlk gittiğim yer de Floransa oldu.

Gezgin olma hâli beni oldukça değiştiriyor tabii ki. Farklı kültürleri, politik yapıları, dinleri ve toplumsal cinsiyet rejimlerini görmek, onları sorgulamak beni farklılıklara karşı daha açık hâle getiriyor. Çok farklı kültürden yolda tanıştığım gezginlerle ya da gittiğim coğrafyanın yerli halkı ile çok fazla dostluk kuruyorum. Sadece Türkiye’nin sunduğu olanaklardan değil de farklı kültürlerden beslenmek beni daha fazla dünya insanı yapıyor.

Kadın ve emek temalı fotoğraflar çekmeye ne zaman başladın? Dünyaya bakışınla, kimlik algınla, feminist perspektifinle nasıl, ne derecede örtüşüyor çektiğin fotoğraflar?

2009 Mayıs ayında, İstanbul’dan Bolu Yedigöller’e yaptığımız on günlük bir bisiklet yolculuğunda “Kadın ve Emek” temalı fotoğraflar çekmeye başladım. Köyden köye yol alıyor, gün içinde bisiklet sürüp akşamları gittiğimiz yerde kamp kuruyorduk. Geçtiğimiz her köyde kadınların bahar telaşına denk gelmiştik. Tarlada çift süren kadınlar, taze sebze meyve toplayıp yol kenarında satış yapan kadınlar, bahar temizliği yapan kadınlar, bahçede ekmek pişiren kadınlar… Bisikletin verdiği imkanla insanların yaşamlarının ortasından geçiyorsun ve köylüler bisikletli görünce çok heyecanlanıyor. Özellikle çocuklar… Kadınlar da bizi dinlenmemiz, yiyip içmemiz için bahçelerine davet ediyordu. On günlük bisiklet yolculuğunda çok fazla kadın hikayesinin içinden geçtim ve hepsinin ilkbahar içindeki telaşlarının fotoğrafını çektim. Bir bahar fonunda kırsal yaşamda çalışan kadınlar sanki dans ediyordu ve kadın emeğiyle dolu öylesine bir bereket vardı ki geçtiğimiz köylerde… O bisiklet yolculuğunda kadın emeği üzerine fotoğraf çekmeye karar verdim.

Fotoğraf çekerken kadına odaklanmam farklı bir bilinç oluşturmaya başlamıştı bende ve 2015 yılında tanıştığım feminist literatürle bu bilinç zaman içinde örtüşmeye başladı. Günlük yaşamdan yola çıkarak gözlemlediğim hikayelerle feminist literatürün yüzyıllardır biriktirdikleri iç içe geçip beni hem fotoğraf hem de akademik anlamda üretken kılmaya başladı.

Fotoğraf: Elif Bozkurt

Çektiğin fotoğraflar aracılığıyla kadınların emek ve üretim süreçlerine bakarken öne çıkan ortak duygular var mı? Çektiğin kadınların çeşitliliğine ve ortaklaştıkları noktalara dair gözlemlerin neler?

Fotoğraflarımın içinde Rum, Alevi, Roman, Kürt, Balkan göçmeni, Egeli, Karadenizli, Uzak Asyalı, Kafkasyalı, Amerikalı, İranlı ve Faslı kadınların hikayesi var. Böyle bir mozaiği oluşturmak, bu kadar farklı kadın hikayesini yan yana koymak ve ortaklıkları görmek beni oldukça şaşırtıyor. Kadınların yorgun bedenleri, nasırlaşmış el ve ayakları, çalışkanlıkları, hüzünlü bakışları, yoksulluğun içinden inadına gülen gözleri, yaşamı inadına neşeli kılma çabaları ırk, din ve dil fark etmeksizin çok benziyor. Fotoğraflardaki kadınların gözlerinin içine bakınca benzer hikayeleri görebiliyoruz diye düşünüyorum.

Bazı fotoğraflarında kadınların kolektif emek süreçlerine de tanıklık ediyoruz, bu anlamda kadınlar arası dayanışmayı da belgeliyorsun. Senin tanıklığından bize aktarmak istediğin hikayeler neler? Sen bir gezgin ve fotoğrafçı olarak bu kolektif emeğe nasıl temas ettiğini düşünüyorsun?

Kadın bir gezgin olunca kadın dayanışması gerçekten çok önemli oluyor. Gezginlerin üye olduğu Couchsurfing adlı bir ağ aracılığıyla küresel düzeyde kadın dayanışmasının çok kültürlü örneklerini deneyimleyebiliyorum. Sinop’tan geçen tüm kadın gezginlere evim açık. Misafirim olduklarında yaşam alanımın tüm imkanlarını onlarla paylaşıyorum. Ben de bir yolculuğa çıktığımda bu ağ üzerinden oranın halkının yanında, kadınların yaşam alanlarında kalmayı tercih ediyorum. Onların günlük işlerine dahil oluyorum, pirinç ekiyorlarsa onlarla pirinç ekiyorum, bahçe sulanacaksa bahçe suluyorum, yemeklerimizi tanıtıyorum. Farklılıklarımıza rağmen günlük yaşama dair kültürlerarası bir kadın dayanışmasını ve kolektif bir emeği üretmeye çalışıyorum.

Fotoğraf: Elif Bozkurt

Doktora tezin feminist iletişim stratejileri ya da karnavalesk feminist anlatı üzerine. Bu senin fotoğraflara, fotoğraflardaki kadınlara bakışını nasıl etkiledi?

Aslında kadınların hikayelerini veya bir kadın olarak kendi hikayemi gezerken ve fotoğraf çekerken keşfetmeye başladım. Bu ilişkiden hareketle yaşadığım Gerze’de on yıllık termik santral mücadelesi boyunca ön saflarda yer alan kadınların yanında yer aldım. Sahadan biri olarak ekoloji mücadelesi veren bu kadınların özne, mekan, beden ve bellek olarak dönüşümlerini yüksek lisans tezimde inceledim. Sonrasında büyük şehirlerde feminist mücadele yürüten örgütlerin karnavelesk iletişim stratejilerini araştırmaya başladım. Aslında kırsal kesimde bir bisiklet yolculuğuyla kadın hikayelerini dinleyerek çıktığım bir serüven, beni kadın çalışmaları alanında doktoramı bitirmeye kadar getirdi. Bunların hepsini yan yana koymak, birbiriyle bağlantılı düşünmek benim için önemli.

Fotoğraf: Elif Bozkurt

Son olarak hayallerini sormak istiyorum. Bundan sonra sırada ne var?

Gezmekle ilgili hayallerimden bahsedecek olursam gitmek istediğim birçok ülke, görmek istediğim birçok kültür var. Ve dinlemek istediğim birçok kadın öyküsü. Tabii ki bu yaz da bir yerlere gitme planım var. Ancak pandemi hâlâ bitmiş değil, ekonomik kriz çok sarsıcı bir şekilde günlük yaşamlarımızı boğuyor, savaş dünyayı tehdit eden bir boyutta, aynı zamanda iklim kriziyle birçok ülke sel, orman yangınları, kasırga ile boğuşuyor. Bunların hepsi gezerken birer tehdit ve korku olarak karşıma çıkacak. Hepimizin bir şekilde hayatta kalma mücadelesinden geçtiği çok zorlu günler yaşıyoruz. Tabii ki bu zorlu süreci de kadınların ve çocukların gözünden fotoğraflarla yansıtmak istiyorum. Kadın ve emek ekseninde fotoğraf aracılığıyla en nihai hedefim, farklı ülkelerden kadın hikayelerini derlediğim bir kitap yayınlamak. Dijital ortamda yayınladığım bu fotoğrafları, bir tema ekseninde bir kitap olarak basmayı, tüm renkliliğiyle kolektif bir kadın profili oluşturmayı çok isterim. Akademik olarak da aktivist bir kimlikle toplumsal cinsiyet eşitliği üzerine çalışmalarıma devam etmeyi düşünüyorum.

Çok teşekkürler…

Sanal sergiyi ziyaret için: https://ag-da.org/form/view.php?id=11049

Bir cevap yazın

Please enter your comment!
Please enter your name here

18 − 2 =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.