Sanat tarihi dersi başlıyor!

Priscilla Frank

Uyarı: Bu makale çıplaklık içerir ve çalışırken uygun olmayan içerik barındırabilir.

Amazon’un yeni dizisi I Love Dick’in pilot bölümünde, Dick (Kevin Bacon tarafından canlandırılan karakter) “Kadınların yaptığı filmlerin büyük bir kısmı o kadar da güzel olmuyor,” diyor. Dick bu keyfi iddiasını, kadın film yapımcısı Chris Kraus (Kathryn Hahn) ile, kendisi ve eşiyle yemekteyken iyi niyetli bir şekilde paylaşıyor. Kraus, oldukça anlaşılır bir şekilde, bu durum karşısında çılgınca hayal kırıklığına uğrarken, bir şekilde oldukça da tahrik oluyor.

Dick konuşmasına şöyle devam ediyor “bak, bence bir kadının iyi bir film yapabilmesi oldukça nadir rastlanan bir durum. Çünkü kadınlar her zaman üzerlerinde kurulan baskının altında ezilerek çalışmak zorundalar ve bu yüzden de bu kadar boktan filmler yapıyorlar.”

Buna cevaben Kraus sinematik kadın kahramanların isimlerini birbiri ardına sıralamaya başlar: Sally Potter, Jane Campion, Chantal Akerman… Bizler de bu yönetmenlerin işlerini kısaca ekranda görürüz. Birbirini takip eden bu görüntülerin baş döndürücü sesi, Kraus’un sanatsal bakış açısını şekillendiren yol açıcı kadınların kimler olduğuna hızlıca göz gezdirmemizi sağlar.

“I Love Dick”, Chris Kraus’un 1995 yılında aynı isimle yayınlanan çığır açıcı kitabına dayanan bir dizi. Bu dizi “Transparent” isimli dizinin yaratıcısı (yapımcı ve yazarı) Jill Soloway ve tamamen kadınlardan oluşan bir yazar kadrosu tarafından ortaya çıkarıldı. Ana metinde (kitapta) olduğu gibi, bu dizi de kadın arzusu ve yaratıcılığının manifestosu gibi. Dizi boyunca, Kraus hem bir sanatçı hem de bir kadın olarak kendi sesini buluyor. Bu yeni bulduğu ifade gücünün/sesinin arsızlığı etrafındaki diğer yaratıcı kadınları da harekete geçiriyor. “I Love Dick” bir alev gibi süzülüyor; izleyicileri ve muhtemelen gelecek kuşak sanatçıları sararak onları da harekete geçmeye çağırıyor. Dizi bu çağrıyı kendisine bu yolu açan diğer kadınlara hayranlığını ve saygısını göstererek yapıyor.

Bu kadınların fütursuzca ve hatta fark etmeden elde ettikleri başarılar Chris Kraus gibi bir karakteri ve onun umutları, hayalleri ve bakış açısını mümkün kılıyor. Danışman yapımcı koltuğunda oturan yazar ve yönetmen Logan Kibens, dizi boyunca karşımıza çıkan kısa ve kışkırtıcı kliplerin küratörlüğünü yaparken, bize feminist film tarihinin geniş bir kesitinin kapılarını aralıyor.

Kibens HuffPost’a yaptığı bir açıklamada, dizinin “Kevin Bacon’ın pilot bölümündeki kadınlar altında ezildikleri baskının ötesinde işler üretemezler iddiasına cevaben başladı,” diyor. “Kevin, Chris’e meydan okuyarak kadınlardan iyi sanatçı çıkmayacağını söylüyor. Tam o an bana bizden evvel gelenlerden bir çağrı gibi geldi. Mücadeleye girmeye ve bu sorunu irdelemeye hazırdık.”

Dizide olan bitenle tematik açıdan ilgili olan klipler, karşımıza çıktıkları anda eserleri diziden önce yayınlanmış gerçek sanatçıların varlığını yüzümüze çarpıyor.

“Elime senaryolar ulaştıkça onlara cevap veriyordum” diyor Kibens. “Bu sanki çözmesi oldukça zor bir bulmaca gibiydi. Bulmacanın her bir parçası ana karakterlerden birisiyle ve onun dizi boyunca başından geçecek olaylarla alakalı olmalıydı. Ve aynı zamanda da dizinin ana temasına uygun olmalıydı. Bütün hepsi beraber düşünüldüğünde, dizide yer alan klipler film dünyasındaki kadınların kısa bir tarihini sunuyor denilebilir.”

Dizi boyunca karşılaştığımız klipler 1964-2012 yılları arasında yayınlanmış film, dans, pornografi, video ve performans sanatlarından seçilen kliplerden oluşuyordu. Marina Abramovic ve Carolee Schneemann gibi ikonik feminist sanatçıların yanı sıra, önde gelen güncel sanatçılardan Petra Cortright da dizide yer alıyordu. Gördüğümüz klipler Dick’in kadınların iyi film yapamayacağı hipotezini açık bir biçimde reddederken, erkekler bunu göz ardı etmeyi tercih etseler de kadınların uzun zamandır kışkırtıcı, şehvetli ve titiz bir şekilde işler ürettiğini gösteriyordu.

Jill Soloway HuffPost’a verdiği röportajında, bir televizyon programını, erkek perspektifiyle şekillendirilmiş sıkıcı hikaye anlatma şablonunu kullanmadan yeniden düzenlemeyi ne kadar arzuladığından bahsetmişti. “Televizyonla istediğimiz her şeyi yapabiliriz; bu alanı hiç tanınmamış ve görülmemiş kadınların eserlerini göstermek için bir zemin olarak kullanabiliriz” demişti.

Bir şekilde birbirine bağlanan bu kadın seslerini bir araya getiren Soloway ve Kibens, tek sesli erkek hikaye anlatım geleneğine bir çelme takıyorlar. Sadece Kraus’un yalnız başına hikaye anlatışına dayanan bir kurgu yerine Soloway, yol arkadaşları ve onu etkileyenlerin ruhlarını da hikayeye dahil ediyor; tek bir noktada birleşmeye karşı çıkan, katılıma açık bir kolaj yaratıyor.

Soloway “Hip-hopta olduğu gibi, bu hikayeyi anlatmak için diğer sesleri de işe dahil ederek televizyonla neler yapabileceğimizin bir deneyini yapmaya çalışıyorum,” diyor.

Diziyi izlerken feminist sanat tarihine yapılan bu kısa geçişlerden büyülenmemek elde değil. Ve daha fazlasını öğrenmeyi istememek neredeyse kaçınılmaz. Bizler de bu sebeple “I Love Dick”te bahsi geçen klipleri derlediğimiz bir rehber oluşturduk. Bölümlerde bahsedilişlerine göre sıraladığımız bu rehber yardımıyla sizler de feminist film eğitiminize başlayabilirsiniz. Sıralanmış klip listesini ve Kibens tarafından yapılmış yorumları aşağıda bulabilirsiniz.

Bölüm 1:

“Orlando,” Sally Potter (1992): Virginia Woolf’un aynı isimli romanına dayanan ve Orlando’nun Tilda Swinton tarafından canlandırıldığı İngiltere yapımı bir film. Şuradan izlenebilir.

 “The Piano,” Jane Campion (1993): Dilsiz bir piyano sanatçısı ve onun kızının konu edildiği, Holly Hunter’ın başrolde yer aldığı Yeni Zelanda yapımı bir film. Şuradan izlenebilir.

“Jeanne Dielman, 23 Quai du Commerce 1080 Bruxelles,” Chantal Akerman (1975): “Feminenliğin sinema tarihindeki ilk başyapıtı” ünvanını alan ve seks işçisi bekar bir anneyi anlatan bir sanat filmi. Şuradan izlenebilir.

Kibens: İlk olarak düşündüğüm isin Chantal Akerman idi. Benim için oldukça önemli bir kadın. Kendi eleştirel bakış açısının sınırlarını zorlaması bende oldukça hayranlık uyandırmıştır. Ürettiği işler anlaşılması güç olduğu için olumsuz geri bildirimler alabilirdi fakat bu durum onun kendi sesine sadık kalmasına engel olmadı. Bu mücadele, inatçılık ve bakış açısındaki sadelik Chris’in yolculuğuyla ilginç paralellikler taşıyor. Chris diğerlerinin bakış açısı tarafından hırpalanan ve kendi içinde kendisini bulması gereken bir kadın. Bu dış seslere aldırış etmemeyi kendisine öğretmeye çalışıyor.

Bölüm 2: 

“Je, Tu, Il, Elle,” Chantal Akerman (1974): Fransa-Belçika yapımı olan bu film belki de en güzel Criterion Collection tarafından özetlenmiştir: “Amaçsız, kendisini bilerek izole etmiş genç bir kadının, bir kamyon şöförü ve onun eksi kız arkadaşı ile apansız bir aşk yaşamasına sebep olacak bir yolculuğa girişmesini anlatan bir film.” Şuradan izlenebilir.

Bölüm 3: 

“Head,” Cheryl Donegan (1993): “MTV sonrası yeni pornonun emsali” olarak tanımlanan bir kısa video.  Şuradan izlenebilir.

”Fuses,” Carolee Schneemann (1964–66): The Guardian’a göre “bedenin cinsel akışını göstermeyi diğer birçok filmden daha başarılı şekilde göstermeyi başaran bir film” olarak tanımlanan bir erotik film. Şuradan izlenebilir.

Kibens: Carolee kitapta da referans verilen, gerçek hayatta Chris Kraus kitabı yazarken onu etkileyen birisi. “Fuses” bizim “I Love Dick”te tam olarak yapmayı istediğimiz şeyi yapıyor; yeni bir bakış açısı sunuyor… Film çok içten, cinsel ve temassal; cinsel ilişkide feminen perspektif hakkında. Carolee kamerayı kendisine ve o sırada gerçek hayattaki partnerine yöneltiyor. Ve bunu çoğunlukla erkek bakış açısı tarafından sahiplenilmiş araçları kullanarak yapıyor. Programda bu sadece kısa bir an içerisinde geçekleşiyor. Bu yüzden de umarım insanlar bunu kendi başlarınayken izleyebilirler.

Bölüm 4: 

“Trick or Drink,” Vanalyne Green (1984): Bu film, bağımlılığın aldığı farklı biçimlere ve ailede nesiller arasında aktarılışına yakın ve kışkırtıcı bir bakış atmamıza olanak sağlıyor. Şuradan izlenebilir.

Bölüm 5:

“Removed,” Naomi Uman (1999): Kadın bedeninin görsel olarak tüketiminden skopofilik[i] bir tatmin duyulmasına sadece çıplak kadın bedenlerini görüntülerden çıkararak muhteşem bir şekilde müdahale eden bir kısa film. Şuradan izlenebilir.

Kibens: Naomi güzel sanatlar yüksek lisansını CalArts’ta tamamlamış. “Removed” bu okuldaki projeksiyon kabininde bulduğu film stoğunun bir parçasından yaratılmış. Bunu tüm kadın figürleri asetonla çıkararak yapmış. İşte bu görsel gerçekten berrak ve başka şeyleri çağırıyor. 1970lerin ağır, agresif ve erkek bakış açısıyla şekillenmiş pornosunu çağrıştırıyor. Naomi bunu altüst ediyor. Sadece “bakış” kaldığında ve beden ortada olmadığında ne yapılır? Bu pornolar gerçekten de esasen kadın figürünü silen, görünmez kılan türler. O zaman gerçekten de kadın figürünü ortadan kaldırırsak ne olur?      

 “Leche,” Naomi Uman (1998): Kırsalda yaşayan Meksikalı bir ailenin hayatına odaklanan bir kısa belgesel.

 “Chronicles of a Lying Spirit,” Cauleen Smith (1992): Bu 13 dakikalık film, gerçekliği gösteren bir film olarak tanımlanmak yerine, siyahi tarihinin film, televizyon, dergi ve gazete aracılığıyla anlatımının olası sonuçlarını keşfediyor.

Kibens (Smith’in bu eserini “I Love Dick”teki Laura karakteriyle (Lily Mojekwu tarafından canlandırılan) ilişkilendirerek tartışıyor): Cauleen’i film yapımcısı olarak tanıyorum. Transparent’in 3. sezonuna da dahil olmuştu. Paula’yı kendi temsiliyetini keşfetmeyi bekleyen siyah bir kadın olarak görüyorum. İlk başlarda kendisini göstermek için neredeyse patriyarkadan izin bekliyordu. Fakat sonradan, eğer kendisini böyle görmek istiyorsa, kontrolü eline alıp bu görüntüleri yaratması gerektiğini ve bunu kendi cemaati için yapması gerektiğini keşfetti. Paula bir küratör ve Cauleen’in eseri birbirinden farklı bakış açıları, yapı, kültür ve fikirler katmanından oluşuyor. Bunu çok etkileyici buluyorum.

“Enchanted Forest Strippers No Polo Easy 2 Girls,” Petra Cortright (2012): Cortright’ın güncel eserlerini Instagram’dan kolaylıkla takip edebilirsiniz.

Bölüm 6: 

“Freeing the Body,” Marina Abramovic (1976): Berlin’deki Mike Steiner Galerisi’nde gerçekleşen 6 saatlik bir performans. Şuradan izlenebilir.

 “Post-Porn Modernist,” Annie Sprinkle (1989): Bu film hiciv tarzı otobiyografik multi media skeçler ile Annie Sprinkle’ın cinsel evriminin hikayesi ve keşfini anlatıyor.

“The Matter of Origins,” Liz Lerman (2010): Sanatçıya göre bu saatler süren dans gösterisi maddenin kökeni hakkında. Fakat bu gösteri aynı zamanda başlangıçları nasıl algıladığımız, keşfettiğimiz ve düşündüğümüz de hakkında.

 “Up To And Including Her Limits,” Carolee Schneemann (1973–76): Modern Sanatlar Müzesi’ne göre “bu video, kendi çıplak bedenini kanvası boyamak için kullanan bir sanatçının kanvas üzerinde salınışını gösteriyor.”

 

Bölüm 7: 

“Mouth to Mouth,” Stephanie Smith and Edward Stewart (1995): Londra’daki Tate Müzesi’ne göre, sanatçı tarafından tekrarlanan hareketleri gösteren bu kısa ve siyah-beyaz video esnasında Smith ve Stewart neredeyse aynı nefesi paylaşıyorlar.

Kibens: Bu kayıt evli bir çiftin arasındaki deneysel yakınlığı göstermenin en güzel yolu gibi. Muhtemelen bizim dizimizde gösterdiğimiz en uzun klip. Ayrıca, bu klibin bir müziği yok ve sanatçı herhangi bir ses kullanmamızı istemedi. Bu eserle beraber biz sanki “bu kadar ileri gidebilir miyiz?” sorusunu gerçekten soruyormuşuz gibi hissediyorum.

“Nowhere,” Dimitris Papaioannou (2009): Bu alışılmadık dans videosu, sahneyi, “sürekli değişen ve insanların varlığıyla yeniden tanımlanan mekânsal bir mekanizma olarak konumlandırıyor”. Şuradan izlenebilir.

Bölüm 8: 

“At Land,” Maya Deren (1946): Bu 15 dakikalık sessiz ve deneysel film insanın kendi kimliğini sürdürmek için verdiği mücadele hakkında. Şuradan izlenebilir.

Kibens: Film yapımcılığı kariyerimin başlarından itibaren Maya-Deren’e katı şekilde karşı olmuşumdur. “Meshes of the Afternoon” filmini çok nahoş, küstah ve kasıntı bulmuştum. Fakat koreografi ve montaj mevzularını irdeleyen işlerini izlemeye devam ettikçe, zaman ve mekanın doğrusal olmadığı gerçeküstü bir dünyaya girmiş gibi oldum. “At Land”i izlerken Deren’in yaptığı işleri şu anın değerlerine göre değil de bu işlerin yapıldığı zamanın koşullarına göre değerlendirmem gerektiğini fark ettim. Kendi işlerini yöneten, bedenini işlerine yerleştiren ve erkek egemen janrası olan gerçeküstücülük ile uğraşan bir kadın olmak… Şu anda bazı fikirleri oldukça klişe ve çok tanıdık gelebilir fakat yapıldıkları zaman oldukça yeniydiler.

Çeviri: Cansu Bakar

Bu yazı 05.12.2017’de Huffingtonpost’da yayımlanmıştır.

 

 

[i] Ç.N. Skopofili:  Bir şeye bakarak cinsel haz almak. Teşhircilik ve röntgencilik ile ilişkilidir.

Cevapla

Please enter your comment!
Lütfen adınızı yazın.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.