“Kendi adıma konuşmam gerekirse, en kötü şey, eski yazdıklarımla, eski söylediklerimle hala aynı fikirde olmamdır. Bu, düşünmeyi bıraktığım anlamına gelir ve kabul edilemez[1].”

Susan Sontag’ın kim olduğunu özetlemek biraz zor. Yazar, eleştirmen, düşünür, sinemacı, tiyatro yönetmeni ve insan hakları savunucusu gibi alışılageldik ifadeleri kullanabilir ya da edebiyata, sanata, düşünmeye tutkuyla bağlı, sıra dışı fikirleri ifade etmekten çekinmeyen, liste yapma üstadı bir entelektüel olarak tanımlayabiliriz. Popüler kültür ikonu olmuş bir düşünür olmasının nadirliği ya da keskin ve acımasız eleştirilerinin namı da vurgulanabilir. Tek tek yapıp ettiklerinden ziyade bu bir aradalık ile tarif etmeye çalışmak Sontag için daha yerinde bir yaklaşım olabilir.

Sontag 16 Ocak 1933’te, Polonya ve Litvanya Yahudisi Amerikalı ebeveynlerinin çocuğu olarak New York’ta doğdu. 15 yaşında liseden, 18 yaşında ise Chicago Üniversitesi’nden mezun oldu. Harvard, Oxford ve Sorbonne’da eğitimine devam etti. 1960’lı yıllarda denemeleri dergilerde yayınlanmaya başladı. The Benefactor isimli deneysel romanı 1963’te, denemelerinden oluşan Against Interpretation (Yoruma Karşı) ise 1966’da yayınlandı. Sontag farklı türlerde yazsa da en çok denemeleriyle tanındı. Sanat, fotoğraf, estetik, kültür, faşizm, hastalık, Vietnam, kanser gibi pek çok farklı konu hakkında yazdı, çağdaş kültürü ve düşünceyi sorgulayan yenilikçi eleştiriler üretti. 1977’den yayınlanan Fotoğraf Üzerine kitabı konu üzerine yazılmış temel kitaplardan biri oldu. 2003 yılında yayınladığı Başkalarının Acısına Bakmak kitabında savaş ve felaket fotoğrafları üzerinden fotoğrafla ilgili düşünmeye devam ederken başkalarının acılarını seyretme deneyimimize dair zihin açan sorular ortaya attı.

1989 yılında PEN Amerika Merkezi’nin başkanı oldu, Humeyni, Salman Rushdie için ölüm fetvası yayınladığında yazara destek çıktı ve diğer Amerikalı yazarların desteğini sağladı. Saraybosna kuşatması sırasında şehirde bulundu ve bir tiyatroda Beckett’in Godot’yu Beklerken oyununu yönetti.

Üç defa kanser hastalığına yakalandı. 2004 yılında ölümüne kadar yazmaya devam etti. Kendini ne feminist hareketle ne de eşcinsel hareketiyle ilişkilendirmiş olsa da bağımsızlığı, düşünme, yaşama ve üretme pratiği, erkek entelektüel çevrelerde kendine açtığı yer ile feministlere ve lezbiyenlere ilham kaynağı oldu.

[1] Susan Sontag & Jonathan Cott. Bilincin Kapısını Aralamak: Rolling Stone Söyleşisi. Sel Yayınları, 2014.

Cevapla

Please enter your comment!
Lütfen adınızı yazın.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.