“Kendi cinsimin haklarını savunuyorum – kendi çıkarlarımın peşinde koşuyor değilim.” (Mary Wollstonecraft)

Pariyarkaya ilk sistemli feminist meydan okumayı gerçekleştiren kadınlardan biri olan Mary Wollstonecraft, feminist mücadeleye çok küçük yaşta başlamıştı. Erkek kardeşi Ned’in okula gitmesine izin verilirken, Mary’ye verilmedi. Ev işlerine yardımcı olmak ve kendisinden küçük üç kardeşine bakmak zorunda kaldı. O dönemde erkeklere özgü bir ayrıcalık olan okuma yazmayı öğrendi. Hem annesini dövdüğü için hem de kendisini erken yaşta evlendirmek istediği için babasına karşı koydu. Evi terk edip önce arkadaşı Fanny’nin ailesinin yanında kaldı. Sonra da; aşık olduğu Fanny ile birlikte ev tuttular. Çok küçük yaşta ekonomik özgürlüğünü eline aldı. Yaşamı boyunca; hasta refakatçiliği, mürebbiyelik, öğretmenlik, okul yöneticiliği, çevirmenlik, editörlük ve roman yazarlığına kadar pek çok iş yaptı. Kız kardeşi Eliza boşanırken ona destek oldu. İlk çocuğunu evlenmeden doğurdu ve bu ilişkisi yüzünden ‘aşk acısı’ çekti. İki kez intihara kalkıştı. İkinci çocuğuna hamileyken evlendi. Doğumdan on gün sonra, 10 Eylül 1797’de hayatını kaybetti.

Mary’nin yirmili yaşlarında yazdığı “Mary” adlı uzun hikâyesi ve “Kız Çocukların Eğitimi” adlı kitabı, o dönemin ünlü yayınevi “Fleet-Street” tarafından basıldı. Mary Wollstonecraft’ın yazdığı kitaplardan etkilenen yayıncı Joseph Johnson, onu yayınevinde editör olarak işe aldı. Bu süre zarfında Mary, kendi kendine Fransızca, Almanca ve İtalyanca öğrenerek çeviri yapmaya başladı.

Mary Wollstonecraft, kadınların hem toplum hem de erkekler tarafından ezildiklerini dile getirdi. Mücadelesinin merkezine ise kadınların eşitsizliğini, kadınların insan haklarını ve özellikle eşit eğitim hakkı talebini koyuyordu.

Mary Wollstonecraft, Fransız Devrimine karşı olan Edmund Burke‘e tepki olarak “İnsan Haklarının Korunması” başlıklı makaleyi yazdı. Bu makalesini bir kesim yerden yere vururken başka bir kesimden de beğeni topladı.

“Kadın Haklarının Gerekçelendirilmesi” adlı kitabını “İnsan Hakları Bildirgesi”ni temel alarak Fransız Devrimi’nin görüş ve düşünceleriyle kaleme aldı. “Kendi cinsimin haklarını savunuyorum – kendi çıkarlarımın peşinde koşuyor değilim” bu kitabın temel cümlesiydi. Mary, kitabın başından sonuna büyük bir tutkuyla kadın-erkek eşitliğini savunuyordu.

Kadınların eşitsizliği ile ilgili dile getirdiği, o dönem için radikal sözleri ve talepleri nedeniyle Mary’ye çok sert tepkiler de geliyordu. Görüşlerinden dolayı ona “felsefe yapan yılan”, “jüponlu sırtlan”, “Cumhuriyetçi Fransa’nın dinsiz amazonlarından biri” diyenler oldu. Erkeklerin nefretine maruz kalmak ve kadın-erkek ilişkilerini koparmak-bozmak amacında olmadığını vurgulayan Mary, kadın hakları ve eşitlik talebini geleneksel eş ve annelik rollerine dayandırarak gerekçelendirdi. Kadınlara eş ve anne kimliğiyle sabitlenen görevler için ‘neden’ sorusunu sormuyor ve aile içindeki geleneksel cinsiyetçi işbölümüne ilişkin eleştiri-sorgulama içeren yazılar yazmıyordu. “Eğer çocuklar gerçek anlamda yurtseverliğin ne olduğunu anlayacak biçimde eğitileceklerse, annelerin birer yurtsever olması gerekir”. “Buradan çıkardığım sonuç gayet açık. Kadınları akıllı, özgür vatandaşlar yapmalı. İşte o zaman kadınlar iyi birer eş ve anne olurlar. Erkeklerin kocalık ve babalık görevlerini ihmal etmemeleri koşulu ile.”

Wollstonecraft’ın çağına meydan okuyan en önemli eseri olan “Kadın Haklarının Gerekçelendirilmesi” günümüze hâlâ ışık tutuyor. Mary Wollstonecraft bizler için feminizmin taşlarını ilk döşeyen, unutulmaz kadınlardan biri.

http://www.feministatolye.org/index.php/soyledik/karakterler/desideria/106-marywollstonecraft

Cevapla

Please enter your comment!
Lütfen adınızı yazın.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.