Merhabalar,

Birey olarak feminist mücadeleyi sürdüren ve bu kelimenin ağırlığının farkında olan bir insanım. Özellikle Türkiye toplumunun “feminen kalıpları”na uymamam, hem feminizmin hem insanlığın doğası gereği cinsiyetler arası eşitliği savunmamla, sanıyorum, daha fazla psikolojik şiddete maruz kaldım. Yalnızca kendi sosyal çevremde değil, artık ekşisözlük, Facebook gibi platformlarda da bu genel şiddetten kaçamaz oldum, çünkü bu her yerde. Bir yanım sürekli darbelerle hassaslaştı. En son puacemiyeti (Sanıyorum ki “kadın tavlama sanatı”nın Türkiye versiyonu.) ile av yerine, köpek yerine konuyor olduğumuzu görmek bende bir şeylerin kırılmasına neden oldu (Site paralı olduğu için her dediklerine ulaşamasam da genel kanım bu yönde oldu). Bana çok zarar veren insanlara dahi adaletle yaklaşmaya çalışmış (ve genel olarak bunu başarmış) bir insan olarak, özellikle söz konusu olan cinsellik, ilişkiler vb. ise erkeklere karşı içimde filizlenen nefrete ve iğrenmeye dur diyemiyorum. Bu travmaya karşı bir sese, bir nefese hayır demem; çünkü iyi niyetli erkekler olduğunu da bilmek istiyorum. Tüm iyi niyetlerimle…

Rumuz: AdaletAranıyor

Sevgili rumuz AdaletAranıyor, ne güzel bir rumuz, adaletin bir beşer ismi, çekirdek çitlenen bir çay bahçesi olmadığını hatırlatan bir figan olmuş, ne iyi olmuş yazmışsın. İnsan yerkürede yuvarlana yuvarlana arayıp duruyor kendine göresini. Kimine göre ortayı bulmak, ölçülü olmak adalet kimine göre her şeyin içinde olduğu, bir gün tecelli edecek düzen. Kimisi de senin gibi eşitlik fikriyle birlikte düşünmeden edemiyor… Ne tür bir adalet aranırsa aransın, adilane bir tutum için başkalarının da varlığını hesaba katarak düşünmek, en temel nokta sanırım. Bu hesaba katma özellikle ilgimi çekiyor, çünkü ne hesap vermek ne hesap almakla ilgili; ikisini de kateden –hadi matematik dilini yardıma çağırayım—geniş açılı bir bakma. Geniş geniş, ferah ferah.

İkili ilişkilere gelince… İster akrabalık bağları içerisinde olsun ister dışında, hepimizin belki de en çok çuvalladığımız yerler buralar. Ben bazen çuvallamaların da ne kadar çok şey öğrettiğini fark edip hayret ediyorum. Tabii çuvallama herkes için farklı farklı anlamlara gelebilir. Bazıları için takatsiz bırakacak kadar yorgunluğa yol açan ilişkiler içinde sıkışıp kalmak, ürküntüyle bir fanusa kapanmak gibi sonuçlara dönüşebilir. Bunlar her zaman olabilecek riskler, bu dünyalı haller, ahvaller. Belki bağışıklık kazanmaya fırsat verecek kadar maruz kalmak mı desem, bir tür güçlenmeye olanak tanıyacak kadar temas edebilmek iyi gelebilecek yollardan biri olabilir. Tabii ki şiddetin, baskının içinde dayanıklı olmayı kendine yükleyerek dayanmaya çalışmak gibi süpersonik çabalar göstermekten bahsetmiyorum. Çuvallamaya, değişip dönüşmeye imkan tanımayı bir kenarda tutarak, dışlama yerine tanımayı önplana alarak ilişki kurabilmek gibi. Bahsettiğim şeyi düşünebilmek için çocuklar için üretilen hikayeler çok bereketli. Çizgi filmler, yetişkin anlatıları gibi kazananlar ve kaybedenler gibi keskin ayrımlara, kötülerin sonsuza kadar kötü olduğu hikayelere yaslanmıyor. Çocukların dünyasında daha çok tanıma ilişkisine yer var. İğrenme, nefret, öfke geçilen duraklar gibi geride kalabiliyor. Yetişkin dünyalarımızda yumuşaklık yerine sertlik paha ediyor da halt ediyor. Halbuki sert olan kırılmaya daha yatkındır, belki dayatılan değerleri mücadele ederek yeniden yorumlarken esneklik payını reçetemiz içinde tutar, erkek, kadın karşılaşacağımız herkese biraz çuvallama, değişme ve hareket alanı bırakabilmeyi deneyebiliriz.

Son olarak, iyi niyetli erkekler demişsin. Bence bu konuyu düşünürken asırlık patriyarkanın iyi niyetleri aştığını, çünkü bir sistemden söz ettiğimizi kendimize anımsatabiliriz. O zaman kişiler ve hareketleri bu sistemin bir parçası olarak görünebilir gözümüze. Bahsettiğin durumlarla ilişkilenmemizi bu doğrultuda (belki bu mesafede) değerlendirebiliriz ve sistemi çatırdatma çabasında olan erkeklerin bunu hayata nasıl geçirdiklerini de deneyimleyebiliriz. Yani ezcümle, iyi niyetliler alınmasın ama iyi niyet, içsel kaynaklarla sürekli beslenemesi gereken ve bir süre sonra tükenebilecek bir kaynak. O yüzden bütün mücadeleyi onun üzerine oturtmamak iyi olur. Cinsiyet barışı için yapılacak çok iş var. İyi niyetli erkekler de üzgün, kızgın, yorgun ve yoksul bir kadın gördüklerinde bunları normalleştirmeyerek işin bir ucundan tutabilirler.

Cevapla

Please enter your comment!
Lütfen adınızı yazın.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.