Emily Bicht, Dream Homes

Selamlar Femihat,

Öncelikle iyi ki varsın demek istiyorum. Çünkü bişeyleri paylaşmak yanıt almak ve içinden çıkamadığımız durumlar için bir nefes almak konusunda gerçekten, ne bileyim iyi hissettiriyor yani cümlenin sonunu getiremesem de 🙂 

Valla nereden başlasam bilmiyorum, son bir buçuk yıl oldukça sorunlu ve sıkıntılı geçti benim için. Tam toparladım derken yine kaydığım ve karman çorman olduğum şeyler yaşadım.

Okuldan mezun olduktan sonra önce iş derdine düştüm bir iki yıl. Bu da sırf ailemin yanına döndüğüm ve ayrı bir eve çıkmam için gerekliydi. Sonra iş halloldu ve ev derdine düştüm. Ayrı eve çıkmaya çalışırken ailemden şiddet de gördüm. Annemden çok yoğun psikolojik şiddet gördüm. Delireceğimi hissettiğim anlar oldu ve aileme Ankara’da iş buldum diyip Ankara’ya kaçtım birkaç ay. Sonra ayrı eve çıkarsam dönebileceğimi söyledim ve bir şekilde kabul ettirip onlara da, iki kadının kaldığı bir eve yerleştim. Oradaki maceram da iki ay sürdü ev arkadaşımın agresif ve tehlikeli davranışları yüzünden. Sonra iki ay evsizdim ve arkadaşlarımda kalmaya başladım. Bu süreçte de 10 yıllık arkadaşlarımın bile beni yaralayan tavırlarını gördüm. Sonra tam ev buldum ve yerleştim dediğim, karşılayabildiğim bodrum kat bir ev buldum geçen Haziran’da ve girdiğimden beri nemden tesisat sorunlarından kurtulamadım. Geçen hafta evi su basınca, şimdi tekrar ev arayışına girdim işte. Ailem biraz olsun daha ılımlı ama eve dönmem konusunda fazla ısrarcılar. Kendime zarar verdiğimi düşünüyorlar. Öyle de aslında bi yandan hem bu kadar kira parası vermek hem küflü bir evde yaşamak; ama eve dönmek de istemiyorum. Her şey için tekrar hesap vermek zorunda kalmak, saat 10’da eve gelmemin bile onların gözünde beni orospu yaptığı ve suçlandığım yere dönmek istemiyorum. Ne kadar çabalarsam çabalayayım bi yerden hep köşeye sıkıştığımı hissediyorum. Bu arada son bir yıldır inişli çıkışlı bir ilişkim var aynı zamanda. Sanırım bu kadar dertle uğraşırken onun bana şefkat ve destek göstermesi iyi geldi. Ama zaman geçtikçe anlamsız kıskançlıklar, günlüğümü benden izinsiz okuması ve kafamdan geçen şeylerle beni suçlaması, bu arada bittiğini iddia etmemiz ve adını koymasak da tekrar tekrar yeniden ilişkilendiğim bi saçma hâle geldi. En son sevgili olmadığımız ve açık açık söyleyebildiği için hem benimle hem de onunla takılabildiği başka bir kadınla ilişkilenmeye başladı ve ben en başta kabullenir gibi olsam da bünyemin kabul etmediğini fark edip onunla ilişkimi bitirdim.

Yani benim asıl sıkıntım tüm bu yaşananlar bir yana bir türlü kendimi yuvamda hissedememem, yapmak istediğim şeyleri yapamamam ve artık keyif aldığım beni heyecanlandıran planlarımı anımsayamıyor olmam sanırım. Son bir yılda beyazlar çıktı saçlarımda. Bunlar yaşlılığın güzel izleri değil de bir gecede stresten beyazlayan saçlar. Çok tek başıma hissediyorum kendimi. Yakın arkadaşlarım var ama kimseye kendimi tam olarak ifade edebildiğimi ya da destek gördüğümü hissedemiyorum. Sanki kimseden destek istemeye yardım istemeye hakkım yokmuş gibi geliyor. Bunu talep ettiğim anda uzaklaşacaklarmış gibi geliyor. Ailemin vermek istediği destekse hep bir bedel ödememi gerektiriyor sanki, ölümüne kaçıyorum dayattıkları bu desteği almaktan. Bazen ne kadar çabalarsam çabalayayım sistem artık öyle bir sıkışma noktasına gelmiş ki benim dışımda gelişiyor gibi geliyor her şey. Tek iyi yanım çabalamaktan vazgeçmemek sanırım ama git gide boşa kürek çektiğime inanmaya başlıyorum. Dayanışmaysa bu nerede bilmiyorum, bulamıyorum. Yani bir şekilde toparlayacağımı biliyorum içten içe ama bu sürecin sonunda ben nasıl birine dönüşeceğim, işte bundan da korkuyorum sanırım. İnsan kendi yuvasını, kendinde nasıl bulur?

Rumuz: Yuvasız Kadın

Canım Yuvasız Kadın,

En önce sana kocaman sarılarak başlamak istiyorum, herkesin bir hayatta, beş hayatta yaşadığı sıkıntıları bir avazda yaşamışsın ve ayaktasın, bu bile ne kadar şahane bir şey! Bence ilk önce bunu görerek başlamalı ve başkaları sarılmasa da biz kendimize sarılmalıyız. Hayat bize zor mu zor. Sistem dalga dalga üstümüze yığılıyor mu yığılıyor. Bu anaforda ayakta kalmak bile mücadelenin bir biçimi, hatta bana sorarsan en birinci biçimi. Ve sen en zoru başarmışsın şimdiden bile. Önce bunu al koy kalbine derim ben.

Yazdıklarından kendini bu dünyada bir başına hissettiğini anladım, bu çok üzdü beni. Bil ki hiç de değilsin, sen, ben biz, hepimiz aynı denizin içinde boğulmamaya çalışıyoruz. Bize dayatılanlardan kaçma yolları arıyoruz sürekli, kendi kurduğumuz bir hayatın hayalinin peşinden koşuyoruz. Öyle taşlı çakıllı bir yol ki bu, üç adımda bir yere kapaklanmamak imkansız. Her seferinde silkinip kalkmaya da mecali olmuyor insanın. Bir destek, bir yoldaş arıyoruz elbette yanımıza, yalnızlığın fazlasıyla nefessiz bıraktığı anlarda hele. Bazen yapışıyoruz bulduğumuz ele. Az huzur bulsak, gözümüzü kapatıp iki dakika kestirsek diyoruz, gözümüzü bir açıyoruz ki bambaşka bir yoldayız. Sonra bir de oradan dön dönebilirsen, yönünü bul bulabilirsen….

Hem yalnız değilsin hem de verdiğin kararların hiçbirinde hatalı değilsin Femihat’ına soracak olursan sevgili Yuvasız Kadın. Bazen destek ihtiyacımız o kadar büyüyor ve etrafımızda o kadar olmuyor ki ret ettiklerimiz tekrar önümüze geliveriyor, ailemiz en başta.

Sonuçta senin geldiğin yere gelip aynı soruyu soruyoruz hepimiz; hiçbirisi değilse benim yuvam neresi? Cevaplaması çok zor bir soru bu, ama daha da zoru var. Yuvamız olmak zorunda mı? Hayatın, sistemin bu müthiş baskısı karşısında elbet hepimiz sakin limanlar, sığınılacak kucaklar arıyoruz, bu çok doğal, yoksa bu baskıya dik durmak için çok güçlü olmak yetmez, süper kahraman olmak lazım! Niye bu arayıştayız demiyorum o yüzden. Sadece aradığımız şey gerçekten bir yuva mı? Sıcaklık vaat ederken kural dayatacak bir şey mi arıyoruz yine? Yoksa aslında aradığımız sarılacak, yatılıp ağlanacak omuzlar, bir bakışla saatlerce gülünecek omuzlar mı? Yan yana işleyecek eller mi? Hayatlarımızı bambaşka bir biçimde yeniden kurgulayabilir miyiz? Gerçekten yeni kurallar yeni dayatmalar mı arıyoruz, yoksa ütopyaların hayalini kuracak kadar cesur muyuz?

Çok söylenecek bir şey yok aslında canım Yuvasız Kadın, bu zor dünyada tüm çalıların, çakılların arasında doğru yolu görmüşsün, uğraşıyorsun yürümeye zaten. İnsan ıstırabın içindeyken hiç bitmeyecek gibi hissediyor. Hepimiz yaşadık ve yaşıyoruz. Dön bir bak lütfen geçmişe, hiç bitmeyecek gibi acısını hissettiğin şeyler geride kalmadı mı? Duygularının yoğunluğu insanı başka bir gelecek mümkün değilmiş gibi hissettiriyor; ama inan öyle değil. Tüm deneyimlerini cebine koyup masmavi gökyüzüne bakacak ve gökkuşağı altında hayaller kuracaksın. Sen şimdi sadece zor bir süreçten geçtiğini kabul et ve bunun herkesin başına gelebileceğini insan olmanın bir parçası olduğunu bil derim. Kendini sağaltmanın yollarını bulacağına eminim. İçini döktüğün bu mektup bunun en açık göstergesi. Bize düşen ben de varım demek, ben varım biz varız, asla yalnız değilsin. Göremesek de bazen toz duman içinde birbirimizi, birbirimizin çaresiyiz, yuvasıyız, kardeşiyiz ve buradayız. Ve bir yuva bulamasak da bazen kendimize, Virginia’nın dediği gibi bizim ülkemiz bütün dünya. İranlı kız kardeşlerimiz gibi yuvamız sokaklar hepimizin.

Bir cevap yazın

Please enter your comment!
Please enter your name here

one × 2 =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.