En gıcık olduğum sözlerden biri: Toplumu anneler şekillendirir çünkü çocukları anneler büyütür. 

Geçtiğimiz Pazar anneler günüydü.

Anneliğin getirdiği kutsallık ve lanetler, iyi anne olmanın tanımı, öğretilen annelik karşısında kendini gerçekleştirme savaşları vs. gibi konularda iki yazı okudum.

Bu yazıyı okuyan herkesin de benzer yazılar okuduğunu varsayıyorum ve bu konuları tekrarlamayıp ek bir noktaya değinmek istiyorum. Malumunuz üzere, anneler gününde yılların sabrı ve tahammül birikimlerinin gazını almak için art arda saydırılan, sürüsüne bereket özlü sözleri duyuyoruz, dinliyoruz. Belki kimimizin gururu okşanıyordur, iyi hissediyordur ama ben mesela aşırı gıcık oluyorum.

En gıcık olduğum sözlerden biri, ‘‘Toplumu anneler şekillendirir çünkü çocukları anneler büyütür. Şükür ki analarımız bizi vatana millete hayırlı evlatlar olarak büyüttüler.” Madem herkes bu kadar vatana millete hayırlı büyüdü, ne bu vatanın milletin hali 🙂

Onlar öyle diyedursun, tabii ki bir çocuğu sadece anası büyütmüyor. Bir çocuğun bütün fiziksel ve psikolojik bakımı ile ilgilenmekle, çocuğun dertlerini çözmekle, ödevlerine yardım edip bütün enerji ve zamanını çocuk için tüketmekle çocuğu anne büyütmüş olmuyor maalesef.

Bu görevlerin tamamının kadının omuzlarına yüklenmiş olması ve sözün tekrarı ile bu yükün yeniden üretilmesi hakkında koca bir literatür olduğu için o kısma değinmiyorum bile. Burada vurgulamak istediğim nokta şu:

Bir bebe büyürken anne istediği kadar çırpınsın, yırtınsın iyi bir insan büyütmek için, istediği kadar ona dengeli beslenme ve davranma aşılasın, bu bebenin bir de babası var! Ve bu gerçek, biz istediğimiz kadar uğraşalım, önünde sonunda bu bebenin karakterine, karşı cins veya kendi cinsiyle ilişkilenme biçimine, ev içi ve toplumsal hallerine, nasıl bir ana veya baba olacağına, nasıl bir eş bulacağına ve eşine nasıl davranacağına vesaire vesaire en az %50 sirayet edecektir. Baba eve hiç gelmeyen bir baba ise bile, yokluğu ile bu bebenin ruhunda travmatik izler bırakacaktır. Adamın yapmadığı babalık, hiçbir şey olmasa bile bebede bir şeylerin hep eksik olduğuna dair bir iz bırakacaktır. Bu kadar aşikar olandan neden bahsediyorum peki? Çünkü hala solcu-sosyalist veya bir şekilde kadın mücadelesi ile çeşitli derecelerde ilişkili olan kadınların da aynı sözü söylediğine ve savunduğuna tanık oluyorum.

Biz kendimiz de çocuklarımızla ve anneliğimizle istediğimiz kadar güçlü ve kutsal bir bağ kurmak istesek bile, çocuğu anneler büyütmez bir tek. Büyütmeme eylemi ve yoklukları ile, kabadayılıkları ve kabalıkları ile, umursamazlıkları ile, toplumsal cinsiyet rollerini yeniden üretmeleri ile, kutsalları ve lanetleri ile babalar, oldukları haliyle bile zaten çocuğun yarısını şekillendiriyor ve bütün toplumun tamamını pekala bilinç ve bilinçaltı düzeyde etkiliyor. Bizim artık, kendimizle ilgili olan dertlerimiz yanı sıra bu konuya parmak basıp dile getirmemiz gerekiyor düşüncesindeyim.

Altını çizmek istediğim ikinci bir konu da patriyarkanın anne dolayımı ile çocuğa etkileri. Annenin kendisi ve çocuğu ile olan ilişkisini kurgulama biçimini, annenin toplumda yaşadığı yıkımlardan bağımsız düşünemeyiz. Geleneksel aile ortamında, en cabbarımızın bile bedeni ile birlikte içinde sinsice büyüyen özgüven eksikliğini düşünüyorum. Aile içindeki cinsiyet ayrımcılıkları ile baş etmek, eğitimde veya sokakta karşılaştığımız ayrımcılıklar, tacizler ve bedenlerimizle kurduğumuz ilişkiler, bebeğin babası ile kurulan ilişkideki manevi ve ekonomik dengesizlikler, iş yerinde her çabaya rağmen ücret ve kariyer eşitsizlikleri ve her an çocukluğumuzdan beri duyduğumuz “Sus kız, akıllı ol” sesi…  (Bir kadın hangi noktada özgüvenini yeniden yaratıyor merak ediyorum?) Kendi kendine var olabilme mücadelesi yanı sıra evin işlerini, çocukların bakımını ve her şeyi üstlenen kadının sabrının bir sonu yoksa nasıl bir özyıkım içindedir? Bu özyıkım, güvensizlik, yorgunluk, çocukla kurulan ilişkiye yansımaz mı? Çocuk büyürken, sözleri ve kararları sorgulanan ve yargılanan bir anneye sonsuz güven geliştirebilir mi? Sürekli yargılanmaya ve düzeltilmeye ihtiyacı varmış gibi davranılan bir insana çocuk büyüdükçe nasıl hisler besler? Daha da büyüyüp aklı erdiğinde, annesinin özyıkımını görmez, kendi de bu özyıkımdan nasiplenmez mi?

Annenin uğraşlarının ve emeklerinin, çocuğun, annesinin kararlarına ve yargılarına saygı duyarak içselleştirmesi ve annesine güven duyması için yeterli olmadığını düşünüyorum. Çocuğun anne algısının inşası, hem annenin bilinç ve bilinçaltının inşası ile hem de çocuğun içine doğduğu patriyarka ile şekillenir.

Hal böyleyken bir daha düşünelim, çocukları anneler mi büyütür ve bütün bu sıtkımızın sıyrıldığı insan dinamikleri gerçekten annelerin elinde midir? Özellikle feminist annelerin çok duyduğu, “Erkekleri de analar büyütüyor! Siz de erkekleri böyle büyütmeyin…” cümlesini kuran insanlara bütün bunları nasıl anlatacağımı kestiremiyorum. Ama en azından buradan biraz olsun destek olmak istedim.

Cevapla

Please enter your comment!
Lütfen adınızı yazın.