Feminist eylemler yalnızca fiziksel olarak kadınlara daha güvenlikli geldiği için değil, politik olarak da hem söze hem eyleme bir güven duyulduğundan da yıllar geçtikçe kalabalıklaştı.Tüm dünyada farklı ülkelerden kadınların, erkek egemenliğine karşı kadın güçlenmesini işaret eden eylem haberlerini duyuyoruz. Kadın cinayetleri, kürtaj yasakları, yükselen popülist, yabancı, göçmen, mülteci düşmanı, ırkçı, faşist hükümetlerin yerlerini pekiştirmesi, kadınlara karşı politikaları küresel bir ajandaya taşırken, tüm dünyadan kadınları da grev, siyah eylem gibi ortak bir eylemde ve sözde buluşturma çabasına tanık oluyor/ ortak oluyoruz. Çünkü bu hükümetlerin en geniş ortaklığı hayatlarımızı ve bedenlerimizi tehdit etmek. Çatlak Zemin yayın toplantısında konuşurken, bu konularda sözlü-yazılı tartışma eksikliğini ve ihtiyacını fark ettik ve 1 Nisan 2017 Cumartesi günü Çatlak Zemin’in çağrısıyla Feminist Mekan’da tartışmaya başladık.

Türkiye’de feminist gece yürüyüşünü, aynı zamanda dünyada sokakları dolduran, gerçekleştirdikleri grevlerle, işe gitmeyi, ev işi yapmayı, seks yapmayı reddeden farklı ülkelerden kadın hareketlerini de konuşmaya bir yerlerden başlamaya çalıştık.

“Her yıl feminist gece yürüyüşünde on binlerce kadın alanda buluşurken, örgütlü feminist politika bugün neden güçsüz? Örgütlülüğün bel kemiği olduğu toplumcu siyaset ile daha popüler olan özgürlükçü ve bireyci yaklaşımın feminist siyasetin örgütlenmesinde rolü nedir? Örgütlü feminist politika yapmak ile kadınların mobilizasyonu arasındaki fark ve ortaklıklar neler? Uluslararası kadın hareketi ile iletişim kanallarımız neler? ‘Enternasyonal bir feminist hareket’ doğuyor mu?” gibi sorularla yola çıktığımız bu tartışmada elimizde kalan aslında cevaplar değil kadınların sokakta olma haline, feminizme ve örgütlülüğe dair birçok yeni soru oldu. Şimdi bu tartışmanın buradan da devam edebilmesi umuduyla yazılı halde bir özetini sunmayı deniyoruz.

Öncelikle son iki yılda dünyanın farklı yerlerinde sokakları dolduran bir kadınların isyan hali var. Bu, 8 Mart’taki uluslararası grevle birlikte enternasyonel bir feminist harekete evriliyor mu? Her ülkedeki hareketlenme, temeldeki meseleler ve bağlam aslında birbirinden farklı, ama bir yandan da her tarafta iktidarların muhafazakarlaşması sonucu feminizm daha fazla kadın için bir cevap haline geliyor olabilir. Ama nasıl bir cevap ve biz bundan ne anlamalıyız sorusu baki. Bunun ortak bir perspektif ve uluslararası çapta ortak bir hareket anlamına geldiğini söylemek çok zor, çünkü bir yandan aslında Arjantin’de, Polonya’da, İzlanda’da ve A.B.D.’de yüz binlerce kadını sokağa döken sebepler ve ideolojik yaklaşım birbirinin aynı veya birbiriyle uzunca bir tartışmayı tüketmiş de değil.

2015 Haziran’ında “Bir Kişi Daha Eksilmeyeceğiz” diyerek Arjantin’de başlayan isyan, Polonya’da kürtaj konusunda, İzlanda’da eşit işe eşit ücret için sokaklara dökülen kadınlar ve daha sonra A.B.D.’de ortaya çıkan hareketlenmeyi birlikte düşündüğümüz kadar farklı olarak da değerlendirmek gerekiyor. A.B.D.’de çağrıyı yapanlar tarafından yeni bir feminizmden bahsederken sınıf, ırk, cinsiyet, LGBT, göçmen hakları başlıklarını kapsayan, heteropatriyarkal emperyalist kapitalizme karşı kadınların isyanından söz ediliyor. Ama bir yandan bu ideolojik bakışın sokaklara dökülen kalabalıkların temel gündemini ifade edip etmediğini bilmiyoruz. Türkiye’deki feminist hareket veya feminist gece yürüyüşüyle bütünleşen kalabalıklar da aslında ne uluslararası grev nedeniyle ne de doğrudan feminist gece yürüyüşünü örgütleyenlerle bağlantılı olarak sokağa çıkanlar olarak tanımlanabilir. Yani buranın kendi dinamiği olduğu gibi, muhtemelen Arjantin’in de, İzlanda’nın da var ve uluslararası grevin varlığından çok kendi içinde bulundukları koşullar kadınların böyle kalabalık isyan etmesine sebep oluyor. Elbette ki Arjantin’de kadınların 200.000 kişiyle sokağa çıkması A.B.D.’de de, Türkiye’de de kadınları heyecanlandırıyor ama Türkiye’nin kendi siyasi ortamında ve kendi gündelik hayatında bambaşka şeyler de dönüyor. Bu uluslararası grev sırasında kurulan politik sözlerde çok ciddi ortaklıkları ve birlikte yakalanan ivmeyi göz ardı etmeden dünyanın farklı yerlerinde gelişen feminist hareketlerin birbirinden bağımsız gündemleri, gidişatları olduğu açık. Her yerde ortak olan belki de kadınları kendi politik koşullarının, kendi hayatlarının sokağa döküyor olduğu.

Bunun özellikle de hem muhafazakâr hem neoliberal iktidarların tüm dünyada yükseldiği, bunların da kendilerini cinsiyetçilik üzerinden ifade ettikleri bir zamanda olması çok manidar. Yani feminizmin sözü bundan birkaç sene öncesine göre daha rahatlıkla söylenebilir oldu. Çok daha fazla insan çıkışının, isyanının adına feminizm, kendisine feminist diyor, böyle tanımlıyor. Aşırı sağın yükseldiği bir zamanda kadın bedeni küresel olarak savaş meydanı ve paylaşım alanı haline gelmişken feminizmin kadınları birleştirici yanı olması önemli. Bu bağlamda, konuştuğumuz noktalardan biri belli açılardan kendilerini ‘patriyarkayı aşmış’ olarak gören Avrupa ülkelerinde son dönemde bu algının değiştiği ve dolayısıyla kadınlar için batıda da görünür hale gelenin sistemi karşısına alan bir feminizm olduğuydu. Trump’ın A.B.D.’de seçilmesinin yanı sıra İngiltere’de Brexit örneği de önemli. Brexit sadece sağ siyaset üzerinden değil, aynı zamanda son derece patriyarkal bir yaklaşımla gerçekleşiyor ve örneğin, bütçe kesintileriyle önce kadına yönelik şiddeti önlemeye dair uygulamalar azaltılıyor. Böylece bir taraftan, iktidar odakları içinden de cinsiyet eşitliği adına bir fark yaratma çabası şimdilik anlamsız hale geldikçe bir taraftan da, çok daha fazla kadın feminist söz üzerinden sokaklara çıkar, sisteme isyan eder oluyor.

Üzerine düşünmeye devam edeceğimiz en önemli sorulardan birisi de belki bu kendi (farklı) hayatları üzerinden, erkek şiddetine karşı, ev emeğinin ve bakım emeğinin görünmez kalmasına, kadın emeğinin esnekleşmesine karşı, kürtajın yasaklanmasına, bedenlerimize ve cinselliğimize karşı, göçmen karşıtı uygulamalara, kadınları yerlerinden, hayatlarından eden savaşlara karşı ama en çok da bunların kendi hayatlarına tezahürlerine karşı sokağa dökülen kadınların yarattığı hareketlenmenin ertesi güne nasıl taşınacağı, nasıl birliktelikler üreteceği. Çünkü bir yandan da bu denli gündelik hayattan deneyimlerin, genel olduğu kadar öznel de olan koşulların yarattığı öfke ve ihtiyaçlar üzerinden tepkilerini görünür kılan kadınlar için ideolojik çerçeve kadar (hatta belki daha fazla) kişisel ifade önemli.

Üzerine tartışmaya başladığımız noktalardan biri de bu sebeple örgütlenme potansiyelinin bu kadar arttığı bir anda herkesin, her kadının da tek başına bir örgüt haline gelmesi ve feminizmin tarihinin ortak bir tarih olduğu kadar kişisel bir tarih anlamına gelmeye başlaması. Sosyal medya ve küreselleşme hem 8 Mart Uluslararası Kadın Grevi gibi bir örgütlenmeyi, iletişimi mümkün kılıyor hem de ‘kişisel feminizmleri’ ön plana çıkarıyor. Türkiye’deki bağlamında da belki kadın hareketinin ve buradaki feminist hareketin tarihi birçok kadın için silikleşiyor ama aynı anda inanılmaz bir politikleşme, politik kültürde bir dönüşüm yaşanıyor. Bunun sonucu da 8 Mart Feminist Gece Yürüyüşü’nde 40.000 kadının sokaklarda olması ama bu kadınların önemli bir çoğunluğunun birlikte bir örgütlülük halinde olmasından bahsedilememesi. Ama gerçekten böyle bir örgütlülük olmalı mıdır yoksa feminizmi herkesin kendi koşulunda güçlendirmesi ilkesi doğrultusunda feminist sözü kendi hayatında üretmesi ve bunların çeşitli anlarda yan yana gelmesi mi anlamlıdır?

Tüm bu feminizmin öznelleşmesi, kişiselleşmesi hali, bir yandan da belli şekillerde yaygınlaşıp popülerleştiği bir zamanda gerçekleşiyor. Popülerleşme, sözü yaygınlaştırmaya mı, içini mi boşaltmaya hizmet ediyor? Feminist eylemler yalnızca fiziksel olarak kadınlara daha güvenlikli geldiği için değil, politik olarak da hem söze hem eyleme bir güven duyulduğundan da yıllar geçtikçe kalabalıklaştı. Dolayısıyla aslında politik sözden bir uzaklaşmayla sokaklarda olunduğunu söylemek de mümkün değil. Özellikle Türkiye’de içinde bulunduğumuz karamsar ortamın insanları umutsuz bıraktığı ve dolayısıyla siyasetten, politik özne olma arzusundan soğuttuğu bir zamanda feminist sözün yarattığı bir heyecan var. Bir yandan bu yaygınlaşma, popülerleşme, kişiselleşme kadın hareketini güçlendiren kalabalıkları hem sosyal medyada, hem sokaklarda aktif kılarken ve her kadının kendi durduğu yerden bu hareketliliği sahiplenmesini sağlarken bir yandan da ortak tartışmaların sürebileceği ağlar, temaslar nasıl sağlanabilir? Genel olarak bir çeşit örgütlenme ve tartışma ihtiyacı tarif ediyoruz, hatta bunun bulunduğumuz küresel ortamda bir gereklilik olduğundan söz ediyoruz. Ama bu örgütlenmeden herkesin anladığı ve ihtiyaç duyduğunun farklı olduğu da aşikâr.

Mesela bazısının örgütlenmeden anladığı daha bütünlüklü bir feminizm iken bazısı için bu hiç de böyle değil. Burada bütünlüklü feminizmden kasıt bir tür politik özne olarak var olmayı önemseyen feminizm, yani sadece erkek şiddetine veya sadece beden politikalarına odaklanan bir feminizm yerine patriyarkaya karşı özne olarak feminizmi kurmak. Bu siyasetin bir tezahürü olarak ilk feminist gece yürüyüşü de körfez savaşına karşı olmuştu ve bugün feminist gece yürüyüşü de hâlâ bu bütünlüklü bakış üzerinden örgütlenme zamanından kalanlar üzerinden ilerliyor, ama arada bir kopukluk oluşuyor. Ama o bütünlüklü feminizm bugün hâlâ gündemde mi? Yoksa bir ‘hayat tarzına’ sahip çıkma, hayatına sahip çıkma veya ‘kahkahama karışma’ üzerinden mi yürüyecek? Kadınların ne istediklerini, özne olmalarını bu kadar önemseyen yerden kurulan siyaset aynı zamanda örgütlü olarak var olmayı, iş üretmeyi zorlaştırmıyor mu? Özne olmak illa birey olmak anlamına mı gelmeli? Tabii kendini feminizm içinde tanımlayan birçok kişi için sol/ sosyalist pratiklerden veya antikapitalist başka türlü örgütlenmelerden farklı olarak feminizm kendi bedenine bakarak yol alan, kendi hisleri üzerinden yaşayan 2000’ler kuşağına çok denk gelen bir akım – ve bu belli ki çok büyük bir ihtiyaç. Dolayısıyla bu saikle hareket eden ama asla bildiğimiz bir örgütlenme modeline dâhil olmayacak pek çok kişi var. Bu kadar hareketlilik varken feminist örgütlülüğün bu kadar zayıf olması da bir tarihsel durumun sonucu. Yani bu hareketlilik hem dünyada hem Türkiye’de aslında bildiğimiz anlamda örgütlenmenin de sonu olabilir mi? Belli ki örgütlenmenin ne anlamlara gelebileceği üzerine daha çok tartışmamız gerekecek.

Sonuç olarak, ortada içinde bulunduğumuz siyasi ortamın da sonucu olarak tepkinin ortaya çıkışında bir ‘kendiliğindenlik’ hali var. Bu aynı zamanda yaygın bir hareket ortadayken, sosyal medya yoluyla herkes kendi kendine bile örgütlü olabilirken toplamda bir çeşit örgütsüzlük haline veya ‘yarının bilinememesi’ (yani bir gün sokaklarda on binler varken ertesi güne taşımak mümkün değil) haline de tekabül ediyor. Bu halin bizlerin bildiği anlamda bir örgütlenmeye dönüşme ihtimali çok düşük. Ama bir yandan farklı yerlerde ilerleyen benzer tartışmalar arasında temas alanlarına, hareket tarihinin ve tartışmaların aktarılması için belli alanlara, zeminlere bir ihtiyaç var. Özellikle feminizmin popülerleştiği ve kişiselleştiği bu zamanda bir yandan bütünlüklü altyapısının kurulması ve içinin doldurulması için, farklı bakış açılarının birbirleriyle tartışabildiği ve analizlerin yapılabildiği yollar/ yöntemlerin eksikliğini hissediyoruz.

Mesela 80’li yıllarda feminizmin Türkiye’de örgütlenmesine tanık olmuş, parçası olmuş feministlerle veya daha yakın kuşaklarla, günümüzde yeni feminist olmuş olan kadınların (ikili olarak) bir araya geldiği bir sözlü tarih çalışması (yaygınlaştırılabilecek video gibi formatlarda) yapabilir miyiz?

Feminist/ kadın siteleri arası bir buluşma, tartışma yapabilir miyiz? (5harfliler, reçel blog, çatlak zemin, morçetele, morbattaniye gibi..)

Ayda bir buluşabilir miyiz? Mayıs buluşmasında, feminizmin sözünün yaygınlaşması ve popülerleşmesi arasındaki gerilim veya örgütlenme modelleri üzerine tartışabilir miyiz?

Sizi şimdilik tüm bu sorularla ve ihtiyaçlarla bırakıyoruz ve bu tartışmanın bu ve başka zeminlerde sürmesini, farklı tartışmalarının birbirleriyle temas ederek büyümesini ve bizlerin isyanını ve itirazını, yani feminizmi, güçlendirmesini umut ediyoruz.

Derleyen: Feride Eralp

1 Yorum

  1. Merhaba! Öncelikle bu muhteşem yazıya emeği geçen herkesi gönülden kutlamak ve kucaklamak isterim!
    Sizden bir ricam olacak. Ben Küresel Feminizm üzerine ODTÜ KKK Psikoloji bölümü öğrencisi olarak İngilizce bir ödev makale hazırlıyorum ve acaba bu yazıya ilham olmuş İngilizce kaynaklar var mıdır elinizde ve zahmet olmazsa bana yollayabilir misiniz? Cevabınız ne olursa olsun, şimdiden çok teşekkürler, kolaylıklar ve sevgiler!
    Long live Sistahood!
    ezgi

Cevapla

Please enter your comment!
Please enter your name here