Dışarıdan bize sürekli bedenimizi daha fazla ‘geliştirmek’ için yeni standartlar belirleniyor. Zayıflıyoruz sonra burnumuzu düzelttiriyoruz sonra memelerimizi, bu böyle süregidiyor, hiç bitmiyor. Biz de bedenimize bir nesne, bir sanat eseri gibi bakmaya ve eleştirmeye devam ettikçe bedenimizden uzaklaşıyoruz ama bu kimin umurunda?

Body Positive Movement -Beden Olumlama Hareketi diye çevirebiliriz- basitçe ifade edersem; her şekilde, boyutta ve tipte bedenin geçerli olduğunu ifade eder. Bu hareket, tüm beden tiplerini görünür kılmaya çalışarak, medya ve moda endüstrisindeki gerçekçi olmayan güzellik standartlarından sıyrılmış, herkes için güvenli bir alan inşa etmeye çalışır. Beden Olumlama Hareketi aktivistleri, sadece tek bir beden tipinin çekici, değerli ve sağlıklı olduğu fikrine karşı çıkarlar.

Beden Olumlama Hareketi, her geniş çapta harekette görülebileceği gibi ‘ana akım’ ve ‘ideal olan’ olmak üzere iki şekilde yolunda ilerliyor. Ben size ideal olandan, olmasını istediğimiz hareketten bahsederken yer yer ana akıma ufak dokundurmalar yapacağım.

İdeal Beden Olumlama Hareketi’nde şişman, kıllı, engelli, yaralı, lekeli, çatlaklı, siyah, kahverengi, sarı, beyaz, kadın, erkek, non-binary (ikili cinsiyet -kadın ve erkek- sistemine uymayan), trans, lgbtia+ herkese yer var. Hareketin aktivistleri bariz nedenlerle daha çok kadınlardan oluşuyor. Halbuki translar da erkekler de beden algılarıyla sorun yaşayabiliyorlar. Kaçına kulak veriyoruz?

Beden Olumlama Hareketi, genellikle toplum tarafından ‘çekici’ kabul edilenlerin krallığından uzağa düşmüş bedenleri kutlamak için var. Çünkü biliyorsunuz ki, üzerimizde geniş çapta bir beden politikası yürütülüyor. Hiç bitmeyen bir beden geliştirimi pazarı var. Şampuanlarını almak yetmiyor, kremlerini de alırsak dilediğimiz saçlara ulaşabiliyoruz. Sosyolog ve kadın çalışmaları profesörü Gail Dines’ın çok sevdiğim bir sözü var: “Eğer kadınlar yarın sabah uyanıp bedenlerini sevdiklerine karar verselerdi, kaç işletmenin iflas edeceğini bir düşünün.” Sizce bu çok büyük pazar tarafından üretilen ürünler mutluluğumuzu, akıl sağlığımızı umursuyor mu? Dışarıdan bize sürekli bedenimizi daha fazla ‘geliştirmek’ için yeni standartlar belirleniyor. Zayıflıyoruz sonra burnumuzu düzelttiriyoruz sonra memelerimizi, bu böyle süregidiyor, hiç bitmiyor. Biz de bedenimize bir nesne, bir sanat eseri gibi bakmaya ve eleştirmeye devam ettikçe bedenimizden uzaklaşıyoruz ama bu kimin umurunda? Mesela Polikistik Over Sendromu’ndan bahsedeceğim. Koltuk altları, kolları, bacakları ve genital bölgelerinden başka alnı, yanakları, ensesi, boynu, sırtı, memeleri, beli, karnı, bacakları kıllı olan kadınlar da var. Biz ne kadar yok sansak da, görmek istemesek de, onlar ne şekilde olursa olsun taciz edilmemek için bedenlerini saklamak zorunda kalsalar da varlar. Haddimiz mi diye hiç sorgulamadan onlara diyoruz ki “Kıllı olmak hijyenik değil, kadınlar kıllı olmamalılar, o yüzden bunlardan kurtul.” Peki ayrıcalıklarımız sağ olsun, biliyor muyuz ya da hiç sorduk mu iğneli lazer epilasyonlar ne kadar acı verici olabiliyor ya da kaç para diye? İnsanlar bedenleriyle rahat bir şekilde topluma karışabilmek için bunu yaptırmak zorunda değiller, bu konuda kendi kendileri karar verebilmeliler. Peki ya “Kıçını kaldır ve spor yap,” deyip sağlıklı olmadığına ve yaşamadığına karar verdiğimiz şişman insanlar için spor kıyafetleri var mı? Varsa kaç bedene kadar var, hiç sorduk mu ahkam keserken? Bize olduğu kadar rahat ulaşılabilir mi her şey gerçekten? 25 yaşında neden bu kadar çok sivilcen ve çürüğün var, hiç hoş gözükmüyor diyorsunuz bana, ne değişiyor? Hiçbir şey; bedenim hakkındaki tüm kararları ben veriyorum çünkü.

Beden Olumlama Hareketi’ne en sık gelen eleştirilerden biri, şişmanlığı teşvik ettiği üzerine. Acaba bugüne kadar kilo vermeye zorladığımız, baskı yaptığımız kaç kişi bedenen ve zihnen sağlıklı bir yaşama kavuştu? En son okuduğum bir araştırmaya göre bilim diyor ki -ki demesine gerek yok, kimseyi hiçbir şeye zorlamamalısınız, çünkü bir yerden sonra ‘iyi niyetiniz’ sonuca denk düşmüyor- kilo vermesine ‘ilham’ olduğunuz kişiye yararınızdan çok zararınız dokunuyor çünkü insanlar bedenlerinden utanınca egzersizden kaçınıp yaşadıkları stresle başa çıkabilmek için daha çok kalori tüketiyorlar. Şimdi acaba bu hareket şişmanlığı mı teşvik ediyor yoksa şişmanlığı damgalamaya, hayattan, arzudan ve sağlıktan dışlamaya mı karşı? Yetişkin bir insana defaatle “Spor yap,” demenin pratikliği nerede sahi? Yetişkin insanların kendi kendilerine karar verebileceklerine inanç ve verdikleri kararlara saygı nerede?

Balerin olabilecek, mankenlik veya oyunculuk yapabilecek bedenler çoktan belirlenmiş, kim bilir kaç kişi istediği hayatı bu gibi saçma kurallar nedeniyle yaşayamıyor. Beden olumlama hareketi aktivistleri, her bedenin istediği her şeyi yapabileceğini söylüyor. Ne bale ne mankenlik ne oyunculuk sadece zayıf, uzun, beyaz kişiler için.

Beden Olumlama Hareketi aktivistleri hikayelerini kendi instagram sayfalarından, bloglarından ya da diğer kaynaklardan paylaşıyorlar. Özellikle instagram’da bedenleriyle rahat olmaya çalışan bir sürü aktivistin sayfasına denk gelebilirsiniz. (Kendi twitter sayfamda takip ettiğim 23 sayfayı paylaşmıştım:) Kadın aktivistler sosyal medyada iç çamaşırlı veya giyinik, vücutlarının ‘ideal’ görünmeyeceği postürlerde pozlarını paylaşarak yazının başında bahsettiğim görünürlüğü ve güvenli alanı inşa etmeye çalışıyorlar. Beach Body (Kumsal Bedeni) diye bir şey olmadığını, bedeni olan herkesin bikini giyip kumsala giderek denizin tadını çıkarabileceğini gösteriyorlar. Hangi kıyafetin, hangi rengin kaç bedene kadar giyilebileceği, kimler tarafından giyilebileceği gibi dayatılan kurallara karşı çıkıyorlar. Homojen hiçbir grup yok ki tek bir beden tipini arzulasın. Tüm bunları duymaya, içselleştirmeye ve bedenlerimizi geri almaya ihtiyacımız var. Burada bir de çok severek okuduğum bir kitabı tavsiye etmek istiyorum: Virginia Woolf’un, ikinci kuşaktan yeğeni Emma Woolf’un anoreksiyadan nasıl kurtulduğunu anlattığı Günde Bir Elma.

Ana akım Beden Olumlama Hareketi, “Her Beden Güzeldir,” söylemiyle hareket ediyor. Ama Dove firmasının Gerçek Güzellik Kampanyası için seçilen bedenlerde kiloların göğüs ve kalça kısmında toplandığını, karnın yine düz olduğunu görüyorsunuz. Bu ikiyüzlülüktür. Hala ‘birilerine’ çekici gelebilecek bedenler seçmede bu ısrar niye? Kimin için kimi yok sayıyorsunuz? Bir de “Her beden güzeldir,” söylemine gelirsek, Avrupai güzellik standartlarına taptığımız şu dönemde -hangi bedenin güzel olduğu yargısı dönem dönem değişebiliyor, bkz. Rönesans tabloları- ‘güzel olmayan’ insanlar da var ve kendilerini çirkin olarak tanımlayanlar da. Kendi kendisini rahatlıkla tanımlayan, değerini güzelliğinin belirlediğini düşünmeyen ve bundan gocunmayan kişilere “Hayır sen güzelsin,” demeye, onlar adına karar vermeye gerek var mı gerçekten? Hem güzellik çekiciliğe eşit değildir. Hepimiz tek bir beden tipini güzel bulmaya şartlandırılmış olabiliriz ama çekici bulduğumuz şeyler birbirinden farklı olabiliyor.

Kadın bedeninin nesneleştirilmesine gelirsek, kadın bedeni erkeklerin göz zevki için var değildir. Beş yaşındaki kız çocukları bile bedenlerini beğenmezken, değerimizi “Erkekler şunu sever, erkekler bunu sever,” diyerek erkeklerin gözüne nasıl göründüğümüzle mi belirleyeceğiz? Bedenlerimiz bizimdir. Bedenimizdeki yağ bizi sıcak tutmak, hormonlarımızı düzenlemek ve iç organlarımızı korumak için varken, işlevini “yemeğin salçalısı kadının kalçalısı” lafına indirgemek bedenimize karşı adil değildir, ki ayrıca bu laf kadının varlığını erkeğin varlığına indirgiyor. Popüler kültürde son zamanlarda zayıf olmayan kadınları övmek için zayıf kadınların ayıplandığını da görebilirsiniz. Bu, beden olumlamanın tam tersidir. Bu hareket herkes için, hepimizin sesi olmak için var; bize uygulanan tahakkümü başkasına yansıtmanın çözebileceği hiçbir şey yoktur.

İdeal Beden Olumlama Hareketi “olumlama” kelimesinin bize çağrıştırdığından daha fazlasını getiriyor. Mesela bedenine karşı nötr olmak. Bedeninden nefret etmek, ona zarar vermeye çalışmak gibi aşırı uçlardan uzak durmak. Mesela 7/24 kendini güzel bulmamanın bir sorun olmak zorunda olmadığını kabul etmek. Çünkü hangi ruh halindeysek aynaya da o ruh haliyle bakıyoruz. Aynanın -daha doğrusu beynimizin- bize sürekli aynı görüntüyü göstermesini beklemek gerçekçi değil. Eğer o an aynada gördüğünden hoşlanmıyorsan, bunun değişmesi için ayna önünde saatlerce beklemek yerine çantanı al ve dışarı çık, işine gücüne devam et mesela. Her an güzel hissetmemek sorun değildir.

Biraz kendi hikayemden bahsedeceğim. 25 yaşındayım, hukuk mezunuyum, şimdi psikoloji okuyorum. Hiçbir şeyin uzmanı değilim, Beden Olumlama Hareketi’ne uzun zamandır ilgi duyuyorum ve üzerine yıllardır okuma yapıyorum. https://ezgiepifani.wordpress.com/ linkli blogumda çevirilerimi yayınlıyorum.

21 yaşındayken sosyal fobi ve okb’ye (obsesif kompulsif bozukluk) ek olarak Beden Algı Bozukluğu tanısı ile karşılaştım. Tam bir yıl boyunca evimdeki tüm aynaları gazeteyle kapadım, içeride ve dışarıda yansıtıcı yüzeylerden elimden geldiğince uzak durdum çünkü gördüğüm yüz olduğum yere çökmeme, ağlama krizleri ile panik atak geçirmeme sebep oluyordu. Ölmek için çabaladığım zamanlardı. Yaşadığım şey uzmanların dediğine göre hem nörolojik hem kültürel bir şeydi. Terapiye gitme ve nöroleptik gibi ilaçlar kullanmanın yanında bozukluğumla ilgili daha çok bilgi edinmek için araştırma yaptım. O zaman değerli terapistimle tanıştım işte. Yazıyı daha fazla uzatmadan gördüğüm terapide işe yarayan bir noktadan bahsedeceğim. Sevgili terapistim Derya Hanım bir Geştalt’çıydı. Geştalt, Almanca bütün demek. Geştalt felsefesinin şöyle bir söylemi var: “Bütün, parçaların toplamından daha fazla bir şeydir.” Eğer geçmişinize, bugününüze, mevkinize, inançlarınıza, fiziksel özelliklerinize bakarsanız bu sözü daha iyi anlayabileceksiniz çünkü tüm bunlar bizim parçalarımız, bizi oluşturan parçalar sadece ve biz yine bu parçaların toplamından daha fazlasıyız. Denize bakın mesela, dışarıdan dümdüz gözüken denize ama içinde kaç canlıya hayat veriyor.. Dünyamıza bakın, dışarıdan mavi bir gezegen sadece ama içi ne kadar karmaşık.. Biz de öyleyiz, hep öyleydik, hep öyle olacağız..

Not: Yoğurtçu Kadın Forumu’nda yaptığım sunumu yazı olarak bir araya getirmemde yardımcı olan sevgili Özge Çatak’a teşekkürler, Yoğurtçu Kadın Forumu’na bin sevgiler..

Cevapla

Please enter your comment!
Please enter your name here