Bu hafta Theodore Johnson eski partnerini öldürdüğünü itiraf etti – öldürdüğü üçüncü kadındı. Bu, özellikle trajik bir üçlü cinayet mi, yoksa ev içi şiddeti ciddiye almak konusunda sistemik bir yetersizlik mi?

Paula Cocozza

Theodore Johnson ilk olarak bir kadını 1981’de öldürdü. Wolverhampton’da Blakenhall Gardens’taki evlerinde karısı Yvonne’a vazoyla vurduktan sonra onu dokuzuncu kat balkonundan aşağıya itti. Evet, tartışmışlardı ve bu, tahrik altında cinayet işlediğini itiraf edebilmesinde etkili oldu. Johnson’un 1992’de öldürdüğü ikinci kadın Yvonne Bennett idi. Onu boğazını kemerle sıkıp boğarak öldürdü, bebekleri uyurken. “Tahrik”, onu geri kazanmak için aldığı bir kutu çikolatayı reddetmesiydi. Haksız tahrik indirimi aldı ve güvenlikli bir psikiyatri ünitesinde iki yıl kaldıktan sonra serbest bırakıldı, yeni ilişkiler kurmakta yine özgürdü. Sonra Aralık 2016’da Angela Best, 64 yaşındaki Johnson’un üçüncü kurbanı oldu ve yakında bu cinayet nedeniyle hapse girecek. Best’in şiddeti teşvik etmesiyle basitçe ilişkileri bitmiş ve başka biriyle ilişkiye başlamıştı.

Johnson olgusu sıra dışı görünüyor. Nasıl olabilirdi? Bir kurban listesi, ilişkilerde şiddet dolu ve kontrol edici davranış öyküsü… Yine de tekrar öldürmesi için ikinci kez serbest bırakılıyor. Bir şekilde, Johnson sistemin içinden kaydı. Ya da sorun, sistemin Johnson’ın öldürme kapasitesini uygun bir şekilde hesaba katamaması ve sonuç olarak görüştüğü kadınları koruyamaması mıydı?

Johnson’ın üçlü cinayetinin apaçık özgünlüğüne rağmen, tekrar saldırma fırsatı verilmiş olan tek erkek femisid (kadın cinayeti faili) değil. Geçen yıl Temmuz ayında Worthing’ten 52 yaşındaki Robert Trigg, altı yıl önce partneri Susan Nicholson’ı öldürmekten, ondan beş yıl önce de bir önceki kız arkadaşı Caroline Devlin cinayetinden suçlu bulundu. Ölümler başlangıçta Batı Sussex polisi tarafından şüpheli bulunmadı; mahkumiyet kararı ancak polis soruşturmasına ikna olmayan Nicholson’ın ailesi bağımsız bir patoloğa yetki verdikten sonra alınabildi.

Bundan da önce, 1983’te Keith Ward partneri Julie Stead’i öldürdü. Tahrik edildiğini söyledi, üç yıllık gözetim altında olma cezası aldı ve yedi yıl sonra eski partneri Valerie Middleton’ı öldürdü. Ulusal İstatistik Bürosuna göre yaşamı boyunca dört kadından biri ev içi şiddet yaşıyor, İngiltere ve Wales’de her hafta iki kadın şimdiki ya da eski partneri tarafından öldürülüyor. O halde Theodore Johnson olgusu bize Birleşik Krallık’ta ev içi şiddetin cezalandırılması ve ele alınmasıyla ilgili ne söylüyor?

Prof. David Wilson seri katillere özel ilgi duyan bir kriminolog. “Theodore Johnson’a baktığımda, 30 günden daha büyük aralıklarla üç ya da daha fazla insanı öldürmüş birini görüyorum. Teknik olarak, o bir seri katil. Özellikle de iki ayrı olay üzerine hapsedildikten sonra, içindeyken öldürebildiği bağlam/durum/koşullar nedir? Bu bağlam kadın düşmanlığı/ mizojinidir. İlişkide oldukları erkekler tarafından kadınların öldürülmesi, oluveren, sadece meydana gelen bir şey gibi görülebiliyor. Geçen yıl, bir haftada iki kadın, partneri ya da eski partnerinin ellerinde öldü. Seri değil ama günlük cinayet fenomeni hakkında bir şeyleri ortaya çıkarmaya başlayan sıra dışı bir rakam bu. Kadına yönelik şiddetin normalleşmesine ilişkin, üzerinde düşünülmeyen bir kabullenme mevcut.” diyor.

Ev içi cinayet ve ev içi şiddet bugün, 1981’de Johnson’un ilk mahkum olduğu zamankinden daha iyi anlaşıldı. Fakat halen bunların, cinayet ve şiddetin bir şekilde açıklanabilir kategorileri olduğuna ilişkin bir hissiyat devam etmiyor mu? Belki de bu bir şekilde “ev içi” kelimesinden kaynaklanıyor. Böyle suçların medya haberleri, faile sempati duyma eğiliminde. Daily Mail mesela, karısı ve kızını Haziran 2016’da öldürmüş olan Lance Hart’ı “reddedilmiş bir baba” olarak tanımladı ve bir haber kaynağının şu sözlerini aktardı: “Evliliklerindeki sorun neydi bilmiyorum ama neden kızını da öldürmek zorunda kaldığını anlayamıyorum.”

Ev içi şiddet eylemi, özgül bir ilişkinin duvarları içinde meydana gelen bir şey olarak görülme eğiliminde. Büyük ölçekte toplumdan çok ilişkiye ait. “Bir kadının bir erkek tarafından öldürülmesini trajik bir kaza ya da tutku suçu olarak duyarız –kesinlikle bir daha tekrar etmeyecek izole bir olay”, diyor Women’s Aid’in yönetici şefi ve önceki avukatı Katie Ghose. Ev içi cinayet fenomenini aydınlatmak için Women’s Aid, (Ölü Kadınları Saymak adlı blogu başlatan) Karen Ingala Smith ile birlikte son iki yıldır “kadın cinayetleri çetelesi” yayınlıyor. Son bir yıl ve geçen ayda basına yansıyan erkekler tarafından öldürülen bütün kadınları kaydeden veriler, 2016’da İngiltere, Wales ve Kuzey İrlanda’da 113 kadının erkekler tarafından öldürüldüğünü gösteriyor.

“Kadın cinayetleri çetelesi, bunların izole olaylar olmadığını gösteriyor” diyor Ghose. “Bunlar kökeninde kadın düşmanlığı bulunan tekrarlayan bir şablonun parçaları. Theodore Johnson olgusunun bize anlattığı muhtemelen şu diye düşünüyorum, daha sistemik bir şablonu ve toplumumuzda kadın cinayetlerine ilişkin bir aymazlığı ortaya serdi.” Kadın cinayeti/ femisid terimini kullanıyor. “Kadınların kadın oldukları için öldürülmesini net olarak tanımlamak için” diyor, “fakat kelime ne olursa olsun, bunun ailevi ya da özel bir mesele olduğu fikrinden kurtulmamız lazım.”

“Beni etkileyen, bunlar tekrarlayan kontrol ve şiddet örüntüleri” diyor. Johnson olgusunda, öldürdüğü üç kadınla da kontrol edici bir ilişkisi vardı. Cinayetlerden sonra iki kez intihar girişiminde bulundu; en son olarak Best’i öldürdükten sonra kendini trenin altına atmaya kalktı ve bu süreçte bir kolunu ve bir elini kaybetti. Bu girişimler, Wilson’a göre, kontrol edici davranışın daha ileri örnekleri. “Bu, yaptığı şeyi açıklamak için bir hikaye yaratmayı denemeye devam eden kendisine ilişkin. Hikayenin kontrolünü sürdürmeyi deniyor.”

“Açığa çıkarılması ve cezai adalete bilgi verilmesi gereken, bu tekrarlayan davranış örüntüleri” diyor Ghose. En yeni kadın cinayeti çetelesinden alıntı yapıyor; erkekler tarafından öldürülen kadınların üçte ikisinden fazlası şimdiki ya da eski partneri tarafından öldürüldü. 2013’te katledilen kadınların üçte ikisi kendi evlerinde ya da faille paylaştıkları evde; eski partneri tarafından öldürülen kadınların %77’si ayrılığı takip eden ilk bir yılda öldürüldü.

“Bu örüntüleri ve kadınlara karşı öldürücü erkek şiddetinin kökensel nedenlerini daha iyi anlamış olsak, ceza adaleti sistemi yüksek riskli faillere daha uygun ceza kararları verebilir” diyor Ghose. “Ve failler serbest bırakılmaya uygun olduklarında, kadınlar için uygun destek ve koruma da olmalı. Kadınların güvenliği ve özgürce yaşama hakkına değer verilirse, erkek şiddeti şablonlarının görmezden gelinmesine tanık olmayız.”

Her kategoriden ev içi şiddet, sadece ceza adaleti sisteminin sorunu değildir. Güvenli Hayatlar vakıf yöneticisi Suzanne Jacob’un da işaret ettiği gibi, ev içi şiddet mağdurlarının ancak beşte biri polisle bağlantıya geçiyor. Bağlantıya geçtiklerinde ve bir fail adalete teslim edildiğinde ise, yöneltilecek olan suçlamalar çok büyük olasılıkla “hiçbirinin de doğru dürüst cezası olmayan” gerçek bedensel yaralanma veya suç oluşturan hasar. Öte yandan, Kadınların Adaleti merkezinin kurucu yöneticilerinden Harriet Wistrich’e göre, şiddet kullanan partnerini öldüren kadınların sert bir şekilde cezalandırılması eğilimi mevcut: “Misilleme yapan ev içi şiddet kurbanları oldukça sık olarak cinayet suçundan mahkum olurken, (öldüren) erkekler mahkumiyetlerini azaltan savunmalar kullanabiliyorlar.”

Bazı polis güçleri ev içi şiddetle yüzleşmek ve azaltmak için yaratıcı yaklaşımlar keşfettiler. Wilson, ateşli silah ruhsatı olup kurban ya da aile üyesinin tanıklığına dayanarak ev içi şiddet uyguladığından şüphelenilen kişilerden silahlarını kamulaştırarak geri alan Essex polisi olgusuna değiniyor. Güvenli Hayatlar’dan Jacobs, Kylle Godfrey olgusunu hatırlıyor. Partnerine karşı tekrarlayan şiddet nedeniyle verilen hapis cezasına ilaveten, 14 günden daha uzun süren bir ilişkisi olduğunda polise bildirmesini gerektiren bir suçlu davranışı izleme kararı verilmişti. Polis daha sonra bu partneri Godfrey’in geçmişinden haberdar etmek üzere Clare Yasası’nı, yani 2014’te yürürlüğe giren ev içi şiddeti açıklama şemasını kullanabiliyor. Fakat ev içi şiddete karşı yasal hükümlerin etkinliğinin sınırları var. Mesela Clare Yasası uygulaması birimler arasında değişiyor. İki yıl önce, zorlayıcı ve kontrol edici davranış cezayı gerektiren bir suç haline getirildi, fakat çok az olgu bu yasa kapsamına alındı ve yürürlüğe girdiğinden beri İngiltere ve Wales’te 43 birimden sadece sekizine eğitim verildi. “Ev içi istismarın dinamiklerini ve nasıl tepki verileceğini anlayan polis memurları hala çok az” diyor Jacob. Birinin yardım için polisi arayıp sonra da kapıyı suratlarına kapatması mesela, polis yardımını reddetmek değil kontrol edici davranışa bir tepki olarak anlaşılmalı.

Bu yıl hükümet, özgül önerileri henüz açıklanmayan fakat ev içi şiddete polisin tepkisini netleştirmesi ve birleştirmesi gereken bir ev içi istismar ve şiddet yasası çıkaracak. Jacob’un görmek istediği en büyük değişiklik, daha iyi bilgi paylaşımı. Çok sayıda ev içi cinayet raporu okuyor ve birçoğu iletişimin daha iyi olabileceğini açığa vuruyor. Polis, gözetim, sağlık hizmetleri, barınma, yetişkin sosyal bakımı ve madde kullanımıyla ilgili hizmetleri sunan birimler “paylaşıldığında hayat kurtarabilecek bilgileri birbirlerinden saklıyorlar”.

Bir gün gelecek, Best’in Johnson tarafından öldürüldüğü olguyu ev içi cinayet raporunda okuyacak. Böyle cinayetlerin yabancı bir saldırgan tarafından rastgele öldürülmekten farklı bir şekilde değerlendirilmesinin gerekmesi, ev içi şiddet bağlamının hala bir şekilde birçoğumuzu ikna ettiğini göstermez.

Londra Metropolitan Üniversitesi’nde Çocuk ve Kadın İstismarı Çalışmaları Birimi müdiresi Liz Kelly “Bir şekilde görülüyor ki toplumsal sözleşmedeki bir ihmal kadar büyük olmasak da hepimiz birbirimize sahibiz” diyor. Mizojini kelimesinin gözden geçirme raporlarında pek adı geçmiyor, risk değerlendirme formlarında bulunmadığı gibi. Kelly’nin dediği gibi “Mizojini aşırı tehlikeliliğin bir biçimi olarak görülmüyor… Kadınlardan nefret eden bu erkekleri tanımalı ve bütün kadınlar için tehlikeli olduklarını anlamalıyız.”

 

Bu yazı 3.1.2018 tarihinde The Guardian’da yayınlandı.

Çeviri: Suzan Saner

 

 

Cevapla

Please enter your comment!
Lütfen adınızı yazın.