Bu metin İranlı kadınlara bir ağıt niteliğinde değildir. İktidarın zulmünün ve baskısının hayatlarımızda, ruhlarımızda, zihinlerimizde onarılamaz yaralar açtığının bir kanıtıdır. Kadınlar dini despotizmin ilk, en büyük ve en çok ezilen kurbanlarıydılar ama aynı zamanda en inatçı, boyun eğmez ve en etkili toplumsal güçtüler ve son dönemdeki protesto ve devrimci hareketlerde en ileri ve radikal güç olarak en ön saflarda oldular.

İranlı feminist aktivist ve bu yılki Nobel Barış Ödülü sahibi Narges Mohammadi’nin aracıların yardımıyla Tahran’daki Evin Hapishanesi’nden CNN’e gönderdiği mektubu, uzunluğu dolayısıyla CNN tarafından kısaltılmış haliyle paylaşıyoruz.

CNN’in notuna göre, Mohammadi ve ailesi, Mohammadi’nin konuştuğu için daha fazla cezalandırılacağını düşünüyorlar ancak bunun onu durdurmadığını ve durdurmayacağını söylüyorlar.

Nobel Barış Ödülü bu yıl “İran’da kadınlara uygulanan baskıya karşı mücadelesi ve herkes için insan hakları ve özgürlüklerini teşvik eden mücadelesi” nedeniyle Mohammadi’ye verildi.

Ödül verilmeden önce CNN’e gönderilen mektupta Narges, İranlı kadınların İslam Cumhuriyeti tarafından 40 yılı aşkın bir süredir takmaya zorlandığı zorunlu başörtüsüne karşı çıkıyor. Ayrıca hapishanelerdeki cinsel şiddet hakkında çok açık bir şekilde konuşuyor.

İran hükümeti, geçen yıl CNN’in kapsamlı araştırması da dahil olmak üzere tutuklulara yönelik yaygın cinsel saldırı iddialarını “yanlış” ve “temelsiz” olarak nitelendirerek reddetmişti.

Mektubum uzun ve konusu itibarıyla rahatsız edici gelebilir ve bazıları mektubumu bir “meydan okuma” veya radikal yönelime sahip bir “feminist protesto” olarak algılayabilir. Ancak bu, din kisvesi altında gayri meşru gücünü ve hırslarını ilerletmenin bir yolu olarak “kadınlığı” elimizden alan iktidarın “kadınlara yönelik şiddet ve cinsel tacizi” devam ettirmesine karşı insan haklarına, ahlaka ve tabii ki feminizme uygun bir protesto girişimidir. Benim protestom insan haklarına ve feminist kaygılara dayanıyor ancak bundan çok daha derin ve keskin anlamlara da sahip. Kendimi sadece ağır insan hakları ve kadın hakları ihlallerini kınamakla sınırlayamam. İktidarın yıkıcı yalanlarına ve aldatmacalarına da değinmek niyetindeyim. İdeolojik bir yaklaşımla halk arasındaki maneviyata ve günahlardan arınmaya yönelik eğilimleri suiistimal ederek ve aile, güvenlik ve “kadının” korunması bahanesiyle kendi baskıcı kavrayışının dışında herhangi bir “yaşam” ve “kadın kimliği” tanımayarak bireysel ve toplumsal hayatın her yönünü kontrol altına almaya çalışan bir iktidar bu…

Bu mektubun gelişmiş demokratik bir toplumda sivil protesto yöntemlerinden ve insan haklarından yararlanan özgür bir feminist tarafından yazılmadığını, tutsak alınmış ve milyonlarca İranlı kadın gibi idelojik, patriyarkal ve zalim temelleri olan bir askeri sistemin “otorite” ve “baskısı” altında yaşamış ve altı yaşından itibaren hayattan, gençlikten, “kadınlıktan” ve “annelikten” mahrum bırakılmış bir kadın tarafından yazıldığını vurgulamak isterim.

Dini rejimin iktidarı ele geçirmesi ve kendisini tesis etmesi sırasında, dini otoritelerin kurdukları oyunda siyasi satranç tahtasını eril tahakkümleriyle süsleyebilmeleri için “kadınlardan” daha iyi piyonlar yoktu… Nüfusun yarısına, yani tüm erkeklere sarık ve cübbe giydiremezlerdi. Ama despotik din sisteminin o iğrenç yüzünü dünyaya göstermek için İran nüfusunun yarısını kolaylıkla “zorunlu başörtüsü”, peçe, çarşaf, manto ve koyu renkli pantolonlarla donattılar. Böylelikle “zorunlu başörtüsü” İslam toplumunun vitrini oldu ve iktidar açısından İslam toplumunu Batı toplumlarından ayıran ayırt edici unsurlardan ve temellerden biri haline geldi… “Zorunlu başörtüsü” kadınlar üzerindeki tahakküm, boyun eğdirme ve kontrol imgesini vitrine taşıyor ve bu imge -genişletildiğinde- tüm toplum üzerindeki kontrolü kolayca sağlanabilir kılıyor.

Başörtüsü isteğe bağlı değildi; hükümet tarafından inanç ve inanışlar zemininde değil, vatandaşların hükümetin emirlerine “itaat etmesi” için empoze edildi. Daha açık bir ifadeyle, zorunlu başörtüsüne riayet, toplumu baskılara boyun eğmeye ve teslim olmaya -kurşunlar ve infazlarla değil, kadınların tepesine kırbaç yerleştirerek ve bunu normalleştirerek- eğitmenin bir yoluydu.

Görsel altyazı: Narges Mohammadi, 2021’de tıbbi izin nedeniyle hapishaneden çıktığı sırada İran’daki evinde görülüyor / Reihane Taravati

Tüm bu şiddet dolu ve insanlık dışı çatışmaların gerekçesi, kadınların onurunun, iffetinin, güvenliğinin ve İslam toplumunun refahının korunması olarak özetlendi. 44 yıldır yaz sıcağında başörtüsü, uzun palto, koyu renk pantolon ve bazı yerlerde siyah çarşaf giymeye zorlanan İranlı kadınları düşünün. Daha da kötüsü, sadece ve sadece dindar İslamcı erkeklerin imajını korumak ve kadınların güvenliğini ve iffetini muhafaza etmek için zorunlu başörtüsüne sıkı sıkıya bağlı kalmaları yönünde psikolojik baskı altında bırakıldılar. Şimdi aynı kadınlar kendilerine yönelen “cinsel saldırı ve tacize” maruz kalıyor…

Cinsel tacize maruz kalan kadınlar öfke, korku ve güvensizlik duygusuna kapılırlar ama kadınlıkları ideolojik ve dini iddialarla gizlenip bastırıldığında ve aynı zamanda başka bir “durumda” (protesto nedeniyle) saldırıya uğradıklarında, sadece öfkelenmek ve dehşete düşmekle kalmayacak, aynı zamanda hükümet tarafından aldatıldıklarını ve manipüle edildiklerini hissedeceklerdir ki bu daha da ürkütücü. Hangi “durumda” olursa olsun saldırıya uğrayan kadınlar arasında bir karşılaştırma yapmak gibi bir niyetim yok çünkü kadınların “cinsel saldırı ve taciz” konusunda yaşadıkları ruhlarında ve zihinlerinde öyle derin yaralar bırakıyor ki, iyileşmeleri zor oluyor, belki de asla tam olarak iyileşemiyorlar…

Güvenlik güçleri tarafından saldırıya uğrama, tutuklanma, bilinmeyen yerlere ve tek kişilik hücrelere nakledilme sonucu oluşan korku, kaygı ve güvensizlik duygusu, kişinin ruhuna ve psişesine ağır darbeler vurabilir. Gözaltı merkezlerinde böylesi bir “durumda”, sorgulamalarda, tehditlerde, belirsizlikte ya da gözaltı araçlarının içinde polis memurlarının darbe ve tekmeleri altında “cinsel saldırı ve tacize” maruz kalmak yıkıcı olabilir ve telafisi mümkün olmayan zararlara yol açabilir. Gözaltı merkezlerinde gözaltına alınan protestocu kadınlara saldıran iktidarın erkek saldırganları, hiçbir şey, son 44 yıldır din, insanlık ve maneviyat olduğunu iddia ettiğimiz şeyler bile bizi sizi bastırmaktan ve sizinle çatışmaktan alıkoyamaz mesajını vermekteler. Tecrit hücrelerine ve gözaltı merkezlerine kapatılma deneyimine sahip olan herkes “saldırının” sert mesajını anlayabilir: sizi bastırma ve sizin hakkınızdan gelmekte sınır tanımıyoruz, hatta burada Allah da yok…

“Zorunlu başörtüsü” kadınlara karşı aldatıcı bir plandı ve dini iktidarı güçlendirmeye yönelik bir baskı aracıydı. İktidar görevlilerinin protestocu kadınlara yönelik “saldırısı”, iktidarın aldatıcı, yanıltıcı ve manipülatif doğasını İran halkına ve tüm dünyaya sergiliyor. Bu nedenle, bir kadın mahkûm olarak, hükümet görevlilerinin protestocu kadınlara yönelik “saldırısına” karşı protestomuzda güçlü olduğumuzu güvenle beyan ediyorum. Bu gücü, İranlı kadınlar olarak 44 yıldır hayatlarımızın her alanında iktidarın zulmü ve baskısı karşısındaki “duruşumuzdan”, özgürlük ve hak mücadelemiz ve direnişimizden alıyoruz…

Bu metin İranlı kadınlara bir ağıt niteliğinde değildir. İktidarın zulmünün ve baskısının hayatlarımızda, ruhlarımızda, zihinlerimizde onarılamaz yaralar açtığının bir kanıtıdır. Kadınlar dini despotizmin ilk, en büyük ve en çok ezilen kurbanlarıydılar ama aynı zamanda en inatçı, boyun eğmez ve en etkili toplumsal güçtüler ve son dönemdeki protesto ve devrimci hareketlerde en ileri ve radikal güç olarak en ön saflarda oldular.

İranlı kadınlar mücadelelerinin inandırıcılığını ve meşruiyetini maruz kaldıkları baskı ve ayrımcılığın yoğunluğundan değil demokrasi, yaşam, özgürlük, eşitlik, insan hakları ve barış için ortaya koydukları sürekli ve cesur direniş ve mücadelelerinden alıyor. Duruşları ülkemizin geleceğinde yerleşik kabul görecek ve kendi haklarını belirleyecekler.

Biz kadınlar, korkunun, terörün, fırtınaların dağları asla sarsamayacağına, titretemeyeceğine inanıyoruz.

Narges Mohammadi, Evin Cezaevi, Temmuz 2023

Çeviren: Özlem Barın

Bu yazının orijinali 6.10.2023’te CNN sitesinde yayınlanmıştır.

Bir cevap yazın

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.