Damızlık Kızın Öyküsü’nün (The Handmaid’s Tale) yazarı, 88 yaşında bu dünyadan ayrılan saygıdeğer bilim-kurgu ve fantastik edebiyat yazarını selamlıyor, veda ediyor ve teşekkür ediyor.

Margaret Atwood

Ursula K Le Guin’in ölüm haberi beni çok üzdü. Sadece –kitapları çok okunan ve sevilen, çoktan hak ettiği birçok ödülü kazanmış–  20. yüzyılın en önemli edebiyat ustalarından birini kaybettiğimiz için değil, onun makul, kendini adamış, rahatsız edici, nükteli, bilge ve her zaman zeka fışkıran sesine bugün daha çok ihtiyacımız olduğu için.

Ölümünden kısa bir süre önce, Kaybedecek Zaman Yok (No Time to Spare) kitabını okuyor ve kendi kendime onunla konuşuyordum. Bu kitap kedilerden inanmanın doğasına, s.k sözcüğünün fazlaca kullanılmasından, yaşlılığının çıtkırıldımlar için olduğuna kadar her şey hakkında keskin, komik, şiirsel yazılarının olduğu bir derlemeydi. Şöyle diyordum, –1969 yılında yazdığın Karanlığın Sol Eli hakkında bir şeyler yazsam ne olur? Peki, Karanlığın Sol Eli’nin, zamanın yakaladığı bir kitap olduğunu söylesem ne olur?

Düşünün: Gethen gezegeni ikiye bölünmüş. Gezegenin topluluklarından birinde kral deli. Komplo ve kişisel hırstan geçilmiyor. Bir gün erk sahibi çevredesiniz, ertesi dün toplumun dışına atılıyorsunuz. Diğer toplulukta ise baskıcı bir bürokrasi hakim ve sadece gizli komite neyin en iyisi olduğunu biliyor. Eğer genel iyiliği sorgulayacak olursan istenmeyen kişi ilan ediliyorsun ve yargılanma ve cevap hakkın olmaksızın hapse gönderiliyorsun.

Ne düşünüyorsun Ursula? Bu soruyu kafamın içinde ona sordum. Bir şey öngörüyor muydun? Tam olarak değil, diye cevap verdi. Bu bir düşünsel deneydi. Amma velakin toplumumuz da öyle. Her çalışmasında, Le Guin her zaman şu aynı acil soruyu sorardı: Nasıl bir dünyada yaşamak istersin? Onun tercihi toplumsal cinsiyet eşitliğinin, ırksal eşitliğin olduğu, ekonomik bakımdan adil, kendi-kendini yöneten bir toplumdu, ancak bu teklif edilmiyordu. Bu toplum karşılıklı zevk alınan bir cinsellik ve güzel yemekler de sunmalıydı: bunun için daha fazla şans vardı.

Le Guin 1929 yılında doğdu: Yani Büyük Buhran sırasında bir çocuk, II. Dünya Savaşı’nda bir ergen, sonra savaşın hemen ardından – yenilenme ruhu ile dolup taşan o anda – bir üniversite öğrencisiydi. O dönemde sınırda/arada bir alan açmış olan Radcliffe üniversitesine gitti: Bir çeşit Harvard sayılırdı, ama tam da değil – kadınlara belli düzeyde katılım sağlanıyordu, ama tam bir erişim değil. Mesela erkek öğrencilerin orada yüzünü göstermeye cüret eden herhangi bir kadın öğrenciyi ekmek yağmuruna tutarak kovduğu anlatılan yemekhanenin önünden geçmiştir mutlaka. (Sonradan yazar olduğunda – üstüne üstlük bir de bilim-kurgu yazarı – bu mıntıkanın bekçisi olan adamlar aynı yemekhanenin oradakiler gibi dışlayıcı taşlama faaliyetlerini sürdürdüler. O bunu bir kenara yazdı ve hiç de komik bulmadı.)

Radcliffe Üniversitesi’nden sonra Fransız ve İtalyan edebiyatı üzerine çalışmak üzere yüksek lisans eğitimine başladı. O zamanlar söylendiği üzere, erkek gibi düşünmek öğretildi ona: Geniş bir çerçevede, ufku geniş, meraklı ve ciddiyetli. Evlenip akademiyi terk ettikten sonra kendisini tüm kadınlara – hukuki açıdan söylenecek olursa – 13 yaşında reşit olmayan biri gibi muamele eden bir toplumun içinde buldu. Kendisine yetişkin oldukları öğretilmiş olanlar için bu bir teneke kutunun içine volkanı tıkmaya çalışmak gibiydi. 1960’lar ve 1970’lerin sonlarında, ikinci dalga feminizmi ateşleyen o teneke kutunun içine tıkılmış volkanı patlatan işte bu Amerikalı kadınlarının kuşağıydı. Bu dönem, yazar Le Guin için enerjinin yüksek olduğu zamanlardı.

Politik düşünce ve eylem, bu hayranlık uyandıran yetenekli kadının çok yönlü hayatında ve çalışmalarında sadece tek bir boyuttu. Örneğin, Yerdeniz Üçlemesi, yaşam ve ölüm arasındaki ilişkinin unutulmaz bir keşfiydi. Karanlık olmaksın, ışıksız; ölümlülük tüm yaşayanların olmasına izin verir. Bu karanlık, bizim saklı ve nahoş taraflarımızı da içerir; korkularımızı, kibirimizi ve kıskançlığımızı. Kitabın kahramanı Ged, gölge benliği ile onu silip süpürmeden karşılaşmalıdır. Ancak ondan sonra tam olabilir. Bu süre içinde ejderhaların bilgeliği ile mücadele etmelidir. Belirsiz, bizim bilgeliğimiz değil fakat her şeye rağmenin bilgeliği.

Yakınlarda, Le Guin’in ölümünden kısa bir süre önce, arkadaşının kaybından dolayı yasta olan genç bir kadınla konuşurken buldum kendimi. “Yerdeniz Üçlemesi’ni oku” diye önerdim. “Yardımcı olacaktır.” Okudu ve gerçekten yardımcı oldu. Şimdi tavsiyemi kendim için kullanma ve onun düşünsel deneyinde Ursula ile karşılaşma ve ona, selam, elveda ve teşekkürler deme sırası bende.

Ejderha bilgeliğine ihtiyacımız var.

Çeviri: Hanife Aliefendioğlu

Bu yazının orijinali 24.1.2018’de the Guardian’da yayınlanmıştır.

Cevapla

Please enter your comment!
Lütfen adınızı yazın.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.