Büyük şirketlerin, özellikle son dönemde, sosyal sorumluluk, insan haklarına saygılı ve sürdürülebilir marka olma dertleri oluştu. Bu hedefler birden bire çıkmadı elbette. Sosyal sorumluluk şirketler için fonksiyonel bir araç. Sosyal bir sermaye.

“Şirketimiz, insan yaşam kalitesini iyileştirmeye kendini adamıştır. Çevresel ve sosyal zorlukların üzerinden gelmek için, grubumuz iki ana ilkeye dayanan sorumlu kalkınma politikasını temel almakta. Bu kapsamda çevresel ayak izimizi azaltıyor ve sorumlu bir işveren olarak rolümüzü güçlendiriyoruz. ‘We R’ değişim programı bu perspektifle başlatıldı. Bu programın amacı nedir? ‘Harekete geçin, 2020 hedeflerimizi bir araya getirmek amacıyla çalışanlarımıza ilham verin ve destek olun.’”[1]

Bu çağrı, uluslararası kozmetik sektöründe güçlü bir aktör olan Rocher Grubu’nun sürdürülebilir iş hayatı kapsamında kabul ettiği ve kamusal olarak duyurduğu ilkesel pozisyon metninden. Şirketler grubu, faaliyet alanında, sürdürülebilir çevre politikalarına işaret ediyor ve çalışanları için ‘sorumlu bir işveren’ olmak taahhüdünde bulunuyor. Bu taahhüde biraz yakından bakmak istedim.

Flormar’ın Gebze’deki fabrikasında, 70’ten fazla kadın sendikalı olmak istediği için işten çıkarıldı. Dört ayı aşkın süredir, sendikal hakları nedeni ile haksız işten çıkarılmalarını protesto etmek için nöbet tutuyorlar. Talepleri, sendikal hakları ile birlikte işlerine geri dönmek.

Ben bu yazıda, müşteri grubu kadınlar olan bir endüstrinin oyuncusu olan Group Rocher gibi küresel markaların bir marka inşa taktiği olarak kendilerini sosyal sorumlu, sürdürülebilirlik ilkesini benimsemiş ve toplumsal cinsiyet politikaları ile uyumlu bir kimlik olarak pazarlama stratejilerinin samimiyetini tartışmaya çalışacağım.

Flormar, İtalya’da Türkiyeli bir aile tarafından 1970 yılında kurulan ve dünyada birçok ülkede satış yapmaya başlayan bir marka. 2011 yılında, Fransız Rocher grubu, sektörün ışıldayan markasının %51 hissesini devralıyor ve diğer sekiz markasının yanına ekliyor. Şirketin web sitesinde yer alan bilgilere göre, Flormar’ın dünyada 40.000 noktada ortak satış alanları var.

Ticari teammüllere göre bir şirketin %51 hissesine sahip olmak demek, o şirket üzerinde hakim hissedar olmak ve bu hakimiyetin getirdiği avantajlardan yararlanmak anlamına geliyor. %51 paya hakim olan hissedar, özellikle şirket ile ilgili alınacak kararlarda ciddi olarak güçlüdür ve tek başına karar almak otoritesine dahi sahip olduğu alanlar vardır.

Kadınlar, Flormar’da yaşanan bu tepkiyi grubun bir diğer markası olan ve Türkiye’de de portfolyösü olan Yves Rocher markasına yönelttiklerinde, marka temsilcilerinden yapılan açıklama, “konunun kendileri ile ilgili olmadığı” yönünde olsa da, ticaretin olağan hayat koşulları içinde bu açıklama hem talihsiz, hem komik hem de sakil.

Flormar, kendinden menkul bir makyaj markası değil; %51 hakim hissedarı olduğu küresel Group Rocher’ın kurulduğu günden bu yana vizyonu, “sadece değerler üretmek değil, aynı zamanda insanlar arasında bağlar kurmak ve toplumsal cinsiyet eşitliğini her aşamada geliştirmek.” Yani sendikal haklarını talep eden kadın işçilerin işten çıkarılmasında biz kadınların muhatabı bu küresel şirket ve “iddialı” vizyonu.

Gelelim, sürdürülebilir ve sosyal sorumlu marka inşasında olan ancak Flormar sendika düşmanlığı olayında kafasını kuma gömen küresel kozmetik markası Group Rocher’e.

Markanın web sitesini incelediğinizde ve google’da küçük bir araştırma yaptığınızda, Gebze’deki fabrikada geçen olaylardan, 70’ten fazla kadının nöbetinden haberiniz olmasa, dünyayı, çevreyi, ekosistemi, hayvan refahına saygılı üretimi önemseyen bir tüketiciyseniz, Group Rocher aradığınız kozmetik markası olmaya son derece uygun bir aday.

Marka, kendisini sosyal sorumlu, çevreye saygılı, karbon ayak izini azaltma hedefleri olan, sürdürülebilirlik ilkesi çerçevesinde üretim yapmayı benimsemiş bir isim olarak duyuruyor. Group Rocher gibi büyük şirketlerin, özellikle son dönemde, sosyal sorumluluk, insan haklarına saygılı ve sürdürülebilir marka olma dertleri oluştu. Bu hedefler birden bire çıkmadı elbette. Sosyal sorumluluk şirketler için fonksiyonel bir araç. Sosyal bir sermaye. Özellikle büyük endüstrilerde boy gösteren, küresel oyuncular için kritik. Çünkü gelişen, değişen, insan haklarına, doğaya dair dertleri olan bir alıcı/tüketici grubu var sadakatine ihtiyaç duydukları müşteriler arasında. Yani bizler. Dolayısıyla, sürdürülebilirlik, sosyal sorumluluk, insan haklarına saygılı olmak bir şirket için kar sağlama/yükseltme ile doğru orantı gösteriyor. Şirketin bunu faaliyetlerine yansıtması, uzun vadede bir prestij, marka değeri oluşturuyor, bu da beraberinde, bu markaya sadakatli bir tüketici grubunu oluşturuyor. Saygın şirketimiz, arkasında güçlü bir sadakat ve katma değer ile rakipleriyle yarışa daha önde devam ediyor.

Mevzu daha geniş ancak bu konuya temel yaklaşımlara kısaca bu şekilde değindikten sonra, karşımızda işten atılan 120 kadın ve tüketici grubunun ciddi bir kesimi kadınlardan oluşan bir şirket olunca, biraz da Group Rocher’in toplumsal cinsiyet perspektifine değinmek istiyorum.

Markanın, 2020 yılını hedefleyen şirket sosyal sorumluluk hedefleri var. Sürdürülebilirlik iddiasında olan markanın ilk hedefleri, enerji, kağıt ve su tüketimi üzerine. İkinci hedef başlığı altında ise, kendisini “sorumlu işveren” olarak duyuran markanın hedefleri ikiye ayrılıyor: Eşitlik ve engelli hakları. “Eşit Fırsatlar” başlığı altında ise hırslı bir hedef var. Grup, toplumsal cinsiyet eşitliğini, kadın çalışanın kıdeminin her aşamasında, teşvik edeceği taahhüdünde bulunuyor.

Hırslı hedef ve saygın kuruluş vitrini burada da bitmiyor. Şirketin, sosyal sorumluluk taahhüt belgesinden, Birleşmiş Milletler’in kadın erkek eşitliğinin teşvik edilmesi ve kadın haklarının korunması, gerekli ilke ve politikaların hazırlanmasından sorumlu UN Women kuruluşuna üye olduğunu ve Kadınların Güçlendirilmesi Prensipleri adı verilen ilkeler metnini imzaladığını anlıyoruz. Nedir bu ilkeler diye baktığımızda:

  • Toplumsal cinsiyet eşitliği için üst düzey kurumsal liderlik kurmak,
  • Tüm kadınlara ve erkeklere adil bir şekilde muamele etmek – insan haklarına saygı göstermek, destek vermek ve ayrımcılık yapmamak
  • Tüm kadın ve erkek çalışanların sağlığını, güvenliğini ve esenliğini sağlamak
  • Kadınlar için eğitim, öğretim ve mesleki gelişimi teşvik etmek
  • Kadınları güçlendiren kurumsal gelişim, tedarik zinciri ve pazarlama uygulamaları uygulamak
  • Toplumsal girişimler ve savunuculuk yoluyla eşitliği teşvik etmek
  • Toplumsal cinsiyet eşitliğine ulaşmak için ilerlemeyi ölçüp kamuoyuna raporlamak

İşçisi olan 70’ten fazla kadının sendikal hakları için dört ayı aşkın süredir nöbet tuttuğu grup bu ilkeler ile kendini ne kadar bağlı hissediyor? Prensiplerin kurucusu UN Women’a ve kamuya karşı kendini sorumlu hissediyor mu? Sorumluluk sadece ilkeleri, kalkınma, strateji belgelerine eklemek mi, yoksa bu ilkeleri uygulamak için nasıl mekanizmalar kurduğu, ölçülebilir çaba gösterip göstermediği ile mi belirlenebilir? Şirketler, endüstri ve insan haklarına saygılılık, sorumlu işverenlik, toplumsal cinsiyet gibi konular kesiştiğinde, uzun bir listede sorular çoğaltılabilir.

Sosyal sermayenin kârlılık politikalarının temel unsuru haline gelmesi, tüketicinin gücüyle oldu. İnsan haklarına saygılı olmayan, kadın erkek eşitliğine inanmayan, ürün pazarlama stratejilerinde cinsiyet ayrımcı dil kullanan, çevresel haklar ile hayvan refahını göz ardı eden şirketlere karşı tüketici, “tüketmekten gelen gücünü” kullanarak bir baskı aracı haline geldi. Bu da şirketleri “iyi şirketler” olmaya zorlamaya başladı. Sürdürülebilirlik şirketler açısından adeta yeni bir endüstri. Bu endüstrinin içinde, sahte politikalar ile vitrin oluşturma çabası “greenwashing”, “pinkwashing”* gibi kavramları beraberinde getirdi. Bu zincirin bir sonraki kritik aşaması ise, şirketlerin taahhütte bulunduğu ilke ve politikaları ne kadar uyguladığı, hayata geçirdiğine dair sorgulama mekanizmasını geliştirmek. Bugün sadece ürünü almamak, boykot etmek yetmiyor, bu dev şirketler ile doğrudan iletişime geçmek, sorularımızı muhatabına ulaştırmak, şirket davranışını değiştirmek konusunda talepkar da olmak gerekiyor.

#FlormarVeYvesRochereBoykot

*pinkwashing: pembe-boyama, hükümetlerin LGBTİ+ haklarına karşı olumlu tutumlarını, ürettikleri insan hakkı ihlallerinin üzerini kapamak için kullanması.

[1] Şirketin sürdürülebilirlik ve sorumlu işverenliğe dair strateji belgeleri ve taahhütlerine ulaşmak için: https://www.groupe-rocher-fournisseurs.com/en/content/groupe-rocher-csr-commitments

Cevapla

Please enter your comment!
Lütfen adınızı yazın.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.