Femihat yanıtlıyor: Yorulmadık mı benliğimizi küp küp doğrayıp uygun kalıplarda buzluğa atmaktan!

0
890

Merhaba,
Çok uzun zamandır birlikte olduğum insan son tartışmamızdan sonra aşağıdaki satırları yazarak beni sevdiğine ve ilişkimiz için hâlâ umut olduğuna inandırmaya çalışıyor. Düşünme yeteneğimi kaybettim. Sence bu ilişkide umut var mı? Aşağıdaki satırlara yansıyan ruh hali sağlıklı mı? Çok teşekkür ederim.

“Zaman zaman büyük kavgalarımız oldu.
Ama o kavga anları da dahil, hatta en çok da o anlarda seni dinsel bir tutkuyla hep sevdim…
En büyük işkencem, senin benim seni sevdiğim derinlikte, coşkuda yanıt vermemen oldu hep. Ama asla azalmayan bir sevgiyle, aşkla sevmeye devam ettim. Ben yatağımdayken, merdivende ya da koridorda ayak seslerini her duyduğumda acaba yanıma gelir misin diye heyecanlandım, kalbimin sesi ve ritmi arttı, titredim hep.

Hiçbir zaman, sen bir şeyleri tetiklemeden sana kızmadım. Kızmalarım ise, bu kadar büyük bir tutkuyla bağlandığım biriciğimi benden uzaklaştıran tavırlarına, sözlerineydi.
Ne çelişki değil mi? Severken kızmak, kızarken daha da sevmek. Aslında değil. Çünkü iki sen var. Biri beni rahatsız eden şeyleri hiç sakınmadan, yeniden yeniden yapan, bana herhangi bir sıcaklık göstermeyen, bana özel herhangi bir şey yapmayı aklından bile geçirmeyen, beni yüzeysel, duygusuz, tatsız, sevgisiz, ortak geleceksiz, yıpratıcı bir yaşama hapseden; nefes almayan, nefes aldırmayan, gülmeyen, güldürmeyen, hayatı çekilir kılabilecek küçük mutlulukları anlamsız bulan sen…

Diğeri? Diğeri tutkuları olan, hayatın gündelik basit hesaplarını aşmış, hiçbir bencil düşüncesi olmayan, derin duyguları, müthiş zekası, kocaman yüreği, cesareti, coşkusu olan, beni seven, bana değer veren, birlikte yaşamak, birlikte yaşlanmak için tutuştuğum, maddi, manevi her şeyimi ayaklarına sermekten inanılmaz mutluluk duyacağım, uğrunda öleceğim, varlığıyla yaşayacağım, tutkuyla sevmeye devam ettiğim benim olan sen. Biricik aşkım. Her şeyim…

Kavgam, bu iki sen arasındaki çelişkiden kaynaklandı hep. Sorunları yaratan, sahte, gündelik sendin. Ama benim olan sen, onun içindeydi. Tartışırken, kızarken, kavga ederken, hatta vururken canı yanan benim olan sen’din hep. O yüzden en çok bu anlar dayanılmaz oldu benim için. Gündelik sen beni tanrısal olan sen’e karşı kışkırtıyordu. Çaresizdim. Birine kızarken diğerini incitiyordum. Ama benim de içim acıyordu. Kahroluyordum.”

Rumuz: Umutsuz

Sevgili Umutsuz,

Öncelikle kafan karıştığında aklına gelip bana fikir sorduğun için çok teşekkür ederim. Gerçekten hem önemli hem de yanıtlaması güç sorular bunlar ve kafanın karışması da düşünememen de çok doğal, beraber düşüneceğiz artık. Gönül isterdi ki daha çok şey bilmiş olayım sizin hakkınızda, onun hakkında, şöyle bir diz dize göz göze sohbet etmiş olalım kahvelerimizi köpürterek ama hayat işte. O vakit biraz senin anlattıklarından, biraz hepimizin ortak yaşadıklarından bir şeyler demeye çalışayım.

İlişkide umut var mı sorusunun cevabını vermek güç, açıkçası her ilişkide tırnağımızla kazıyarak umut aramak ne kadar doğru onu da bilmiyorum, ama belli ki uzun erimli bir ilişki, güzel yaşanmışlıklar da var ve bir anda kestirip atmak zor, belki mümkün değil. Bunların hepsi de çok doğal aslında, insan o bazı mutlu anları ne pahasına olursa olsun unutamıyor. Ama bugün geldiğin nokta çok farklı olabilir ve ilişkide olduğun kişinin seni sevmiş olması (veya öyle düşündürmüş olması) bile o ilişkinin sürmesi için yeterli sebep olmayabilir bazen. Sevgi zannettiğimiz şey zamanla sıkıştırıcı, yorucu ve hatta şiddet içeren bir hale gelebilir. Ve tabii ki neyin çabalamaya değer olduğunu, neyin mutluluk neyin incinme getireceğini bilen de karar verecek olan da tamamen sensin. Karşındaki kişinin duygularını incitmek zor olsa da, kararı karşındaki kişinin duyguları ve ruh hali değil, sen vermelisin.

Gelelim diğer soruna. Bu sağlıklı bir kişinin ruh hali mi onu da bilmiyorum ama bildiğim bir şey var, mektupta anlatılan şey bir erkeklik hali. Bir erkeklik bakışı. Veya belki de bir bakamayış, körlük, karşısındakini asla tam olarak kavrayamama, tavukkarası. Bir ilişkide sevilmek çok güzel bir şey elbette ama bu satırları okuyunca insan sormadan edemiyor, sevilen kişi gerçekten sen misin acaba? Yoksa hayatını kendisini aynada seyrederek geçiren her erkek gibi kendisinin yarattığı bir imge mi? Bu imgeyle örtüşen noktalarını alıp bir tanrısal “sen”, uymayan tüm noktalarından ise diğer “sen”, kötü “sen” meydana getirmiş olmasın ilişkinizin tanrısı. Birine tapmış, ötekini cezalandırmış. Tıpkı etrafımızdaki tüm diğer tanrıcıklar, hatta yaşamış olan tüm tanrıcıklar gibi. Mükemmel ama cansız ve asla var olamayacak Havvaları, melekleri, ikonaları, azizeleri yaratarak, yücelterek, sonsuzca onları arayarak. O “mükemmellik” dışında kalanları öteleyerek, mecbur bırakarak, gerekirse cezalandırarak. Kuralları patriyarkanın koyduğu bir dünyada da sadece akıllı uslu ikonalara yer olabilir zaten, ikonalara öykünmelidir çünkü kadınlar, o tanrıcıkların belirlediği o “mükemmel”in peşinde koşmalıdırlar. Yaşayan, kusurları, deneyimleri, kendi seçimleri, isyanları, mutluluk ve mutsuzlukları olanlar, imgeleri aşıp ete kemiğe bürünenler, gün gelir bir gün tanrı katında pay isterler çünkü. Oysaki ikonalar asla tanrı olmazlar!

Peki ama biz çok ama çooookkkk sıkılmadık mı bu zorla alıkonulduğumuz ikili oyunlardan, azize fahişe masallarından! Yorulmadık mı benliğimizi küp küp doğrayıp uygun kalıplarda buzluğa atmaktan! Kuralları patriyarkanın koyduğu bu oyunda o kalıplara sığmaya çalışmak için kaybedecek bir gram enerjimiz bile yok artık. Siyah ya da beyaz değiliz, iki başlı tuhaf yaratıklar değiliz. Eninde sonunda binlerce değişik duygu ve düşünceden, yaşanmışlıklardan, günlük hayat rutinlerinden ve alışkanlıklardan, kocaman hayaller ve arzulardan, binbir değişik renkten oluşan bir bütünüz. Zaten bizi paramparça etmeye çalışan bu zor dünyada “ben”imizi oluşturan her bir parçayı sevip okşamalı, onları rengarenk kanatlarımız yapmalı ve uçmalıyız. Artık kuralları, imgeleri yıkıp yaşamın tam ortasında yer almanın, kendimizi var etmenin zamanı.

Karşındaki kişi de gerçek “sen”i seviyorsa canım Umutsuz, bu etten kemikten, düşünce, hayal ve binlerce renkten oluşan kadını sevmeli, yok hâlâ “sen”i parçalara bölüp kendi hayal-kadınının peşinde koşmak istiyorsa, onu uluneneme havale etmeli, havalanıp yola devam etmenin vaktidir.

Yorum yazın

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.