Femihat yanıtlıyor: Sorun bende değil, sende!

0
771

Sevgili Femihat, öncelikle biz kadınların sesi ve gücü olduğunuz için teşekkür ederim. Var olun! Asıl konuya gelecek olursak ise benim en büyük düşmanım, içimden bir türlü koparıp atamadığım değersizlik hissim. Hayatım boyunca genel olarak beğenilen ve birlikte olmak istenen kadın olmama, iki tane uzun ve dolu dolu, bana çok şey katan, beni büyüten ilişki yaşamama rağmen son 1,5 senedir durum tam tersine dönmüş bir halde. Günümüz sosyal medyasının neden olduğunu düşündüğüm çarpık ilişkilerden burnumu çıkaramaz oldum. İnsanlara zaten kolay kolay güven(e)meyen, hakkını yedirmemeye gayret eden ve aslında kendine sağlam inancı olan biriyim. Kendimden eminim yani. Elimden geldiğince okuyorum, öğreniyorum ve dolu büyümeye çalışıyorum. Fakat son bir senedir bana kendimi aşırı değersiz hissettiren, canımı yakan bir flört deneyimiyle boğuşuyordum. Bir sürü boşa giden emek sonucu artık en son yeter! dedim, o kişiyi hayatımdan çıkardım ve kendime yöneldim. Meditasyona başladım, daha çok okumaya gayret ettim, iyice işime gücüme odaklandım, kendi iyi yanlarımı söylemeye çekinmeyi bıraktım. Hiç beklemediğim anda, bir sosyal medya uygulamasında bir erkekle tanıştım. Kendisi kadın hakları savunan, dinlemeyi seven, saatlerce her konuda muhabbet edebildiğim, akademik alanda başarılı ve tipi de hoş bir insan olunca başta böyle bir insanın olabileceğine inanamadım. Her sorunun iletişimle çözülebileceğine inandığımı söylediğimde beni onayladı ve hatta benden hoşlanmasının en büyük sebeplerinden biri olarak bunu sundu. Bir de benden inanılmaz hoşlanıyordu ve bunu belirtmekten asla çekinmiyordu! E tabii ben iyice inanamadım. Gözümde kusursuza yakındı ve bu beni rahatsız etmeye başladı. Tam bir “iyi erkek” profiliydi ve ben soylarının devam ettiğini düşünmediğim için her geçen gün, her yaptığı tatlı harekette daha da şaşırıyordum. Hatta kendisine de diyordum, “E söyle bakalım, psikopat mı çıkacaksın birkaç haftaya, n’apacaksın?” gibi espriler(!) yapıyordum. Çok güzel iki hafta geçirdik. Görüştük, saatlerce muhabbet ettik, yemek yedik, seviştik vs. Ardından kendisinin işlerinin yoğunlaşmasıyla bir iletişimsizlik problemi başladı. Başta sorun etmedim, “ilgileniyor benimle, iletişime önem verdiğimi de biliyor, orta yolu buluruz” diyordum. Ancak bu iletişimsizlik durumu gittikçe bir sorun olmaya başladı. En son bir konuşma yaptım, benim de yoğun bir iş hayatım olmasına rağmen kendisine değer verdiğimi ve oldukça hoşlandığım için zaman ayırma konusunda emek verdiğimi, hayatıma birini almanın zor olduğunu ancak denediğimi, ondan da bunu beklediğimi, beklediğim gibi olmayacaksa da bunun beni rahatsız edeceğini ve yollarımızın ayrılması gerektiğini söyledim. Kendisinden beklediğimin tam aksi bir harekette bulunarak, benimle eskisi kadar (iki hafta öncesi eskisi dediği de hani…) iletişimde bulunamayacağını çünkü düşünmesi ve uğruna çabalaması gereken daha önemli(!) şeylerin olduğunu, bana pek zaman ayıramayacağını söyledi. Ve bir anda her şey buz kesti… Kendisinin çok güzel hedefleri var geleceğe dair, uğruna çabalamasını anlayabiliyorum, umarım istediği gibi de olur ANCAK çok keskin bir hareketle, belirgin bir şekilde beni daha az önemli gördüğünü duyduğum an, tüm “güçlü ve kendine yeten” kadın profilimin zedelendiğini hissettim. Acaba neyimi beğenmedi de bana söylemedi diye sorgular oldum. Gerek kendim gerek diğer tüm kız kardeşlerim konusunda toplumsal rolleri ve eşitsizlikleri yıkmak adına oldukça çabalayan biri olmama rağmen bu noktada kendimi sadece kenara atılan bir bez parçası gibi hissettim. Kalbim kırıldı ve aklıma geldikçe hala kalbime bir ağırlık çöküyor gibi oluyor. Anlamlandırmaya, çözmeye çalışıyorum ama bazen çok yorgun düşüyorum. Zihnim yoruluyor. Canım Femihat, çok uzattım ancak işin özü şu: ben sevgili kendimi değersiz olmadığım konusunda nasıl ikna edeceğim?

Rumuz: Sibyl Vane

Sevgili Sibyl Vane,

Femihatına soruyorsun madem ne yapayım diye, ben derim ki boşuna yorma kendini, indirme gereksiz ağırlıkları yüreğine, sal gitsin, çünkü aslında senin kalbini yakan bu hadise basit bir modern çağ cinliğinden sadece: Hayaletleme, yani ghosting, yani görüşme hevesinizin kaçtığı anda karşınızdaki kişiye haber verme veya açıklama yapma zahmetine girmeden ortamdan yavaş yavaş ve en önemlisi SESSİZ SEDASIZ yok olma! Partnerlerimizi akıllı ekranlarda sağa sola kaydırarak bulduğumuz bu boyu devrilesice çağda artık ayrılmak da bir tık’tan kolay oldu maalesef, hayaletlere karışıyorsun oluyor bitiyor! Hiç psikopat gözükmeyen nam-ı diğer “iyi erkek”ler için de böyle, neticede erkek değil mi hepisi? Malumumuz bu canlı türünün temel özelliği ev içinde, duygusal ilişkilerde emek vermekten kaçabildiği yere kadar kaçmak, eh hazır bulmuş imkanını, niye zahmet edip ayrılık konuşması yapsın, seni teselli etsin filan, işi gücü, yelken açacağı başka heyecanlar, kendini beğendireceği başka limanlar dururken. Sen bir zahmet çözümleyiver neler olduğunu. Hem o seni daha fazla üzmemek için böyle sessizce çekildi biliyorsun değil mi? Ahhh bu iyi erkekler!

Hayaletleme diye bahsettiğim gittikçe daha çok bencillikle, yalnızlıkla, dayanışma yoksunluğu ile örülen zamanın ruhunun bizi getirdiği noktaya çok da uygun bir ayrılık formatı aslına bakarsan. Anlaşılan günün sonunda birbirimize söyleyecek iki çift lafımız da yok artık. Minicik de olsa bir açıklamanın karşımızdakini sorular denizinde bir miktar suyun üzerinde tutacağını unutacak kadar mı bencilleştik gerçekten? Gitti mi? Dönecek mi? Niye gitti? Beklentilerimiz mi farklı? Sorun bende mi? Çok mu ısrarcı oldum? Ve daha yüzlercesi ve yıllardır patriyarkanın özenle işlediği kendinden şüpheye düşmeye meyilli bir bünye iseniz eğer, bunun sonucu hatayı illa kendinde arama ve bulma refleksi, değersizlik hissi ile örülmüş mini bir depresyon ve kapanış.

Tabii bütün bu hayal kırıklığının en büyük sebebi, karşındaki kişinin en baştan uçurduğu “kusursuz” erkek balonu: İletişime açık, duygularında açık ve toplumsal cinsiyete duyarlı birisi, kısaca mükemmel, daha ne ister insan bu hayatta! Gerçek olamayacak kadar iyi! Bu kadar “müthiş” birisi senden uzaklaştığına göre hmmm sende bir sorun olmasın sakın?!

Karşındaki insan kendini o kadar mükemmel anlatınca eh bir süre sonra sen de havlu atıp mükemmelliği kabul ediyorsun tabii ki ne kadar dirensen de. E o mükemmel olunca mecbur kusurlu taraf olmak da sana kalıyor! Oysaki bütün o mükemmellik anlatılarının, mor masalların, uçurulan balonların ve aniden ortadan kayboluşların senle, sana gösterilen özenle filan hiçbir alakası yok, tek ve bir tek hedefi var: kendi değerini cümle aleme, bir kez daha bir kez daha ilan etmek. Erkeklik o kadar bulunduğu kabın şeklini alan bir şey ki, yerine zamanına göre avlanan aslan sayısı da, kadınlara duyulan saygı da bir üstünlük bahanesi olabiliyor yeter ki doğru yerden göstermeyi bil!

Karşındaki kişinin bütün bu hareketleri aslında “iyi erkeklik” filan değil ciddi ciddi psikolojik manipülasyon ve üstelik en pisi, bilinçli yapılan türünden. Bu kişinin hayatında olmamasının gerçekle, senin kişiliğinle, yaptıklarınla hiçbir alakası yok, olaylar tamamen karşındaki sorumsuz, benmerkezci “hayalet”le, onun hayattaki “hedefleri” (!) ile ilgili. Önce “kendini olduğunun on katı göstermek” isimli erkek zanaâtini ustalıkla uygulayarak göz boyamış, kendini beğendirmiş, kendi için gerekli enerjiyi senden bir güzel soğurmuş. Kendini yeterince beğendirdiğine inandığı, yeterli enerji bulduğu anda o “iletişime çok önem veren iyi erkek” zahmet edip üç kelime etmeden uzaklaşmış, yalnız tam ortamdan yavaşça buharlaşacakken de hayalet avına yakalanmış talihsiz! Mecburen çok önemli hayatındaki çok önemli işleri arasındaki önem hiyerarşisi kartını çıkarıvermiş aceleyle (hep çok önemli işleri olur hep, zannedersin devrim kapıda, arkadaş elinde bayrakla bekliyor da sen ilişki de ilişki diye köstek oluyorsun). İki hafta önce olmayan nasıl önemli işleri oldu allasen? Basitçe aranızdaki iletişimi bitirmek istemiş ve bununla yüzleşecek cesareti ve harcayacak emeği yok. Çünkü bencil. Konu senin değersiz, önemsiz olman filan değil, onun cibiliyetsizliği. Bu kadar emeği hak ediyor mu sence? Tıpkı öncekilere dediğin gibi: Ya basta! Artık yeter! Sorun bende değil sende!

LEAVE A REPLY

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.