Seçim için Feminist Kolektif, yerel seçimlerde cinsiyetçi politikalara karşı durabilmek ve kadın hareketinin taleplerini görünür hâle getirmek için Beyoğlu Belediye Başkanlığına bağımsız aday Saime Ülfet Taylı Taş’ı aday gösterererek “Beyoğlu’na feminist sözümüz var” başlığıyla feminist aday kampanyası yürüttü.

Kampanya kapsamında bir de broşür hazırlandı:

BEYOĞLU’NA FEMİNİST SÖZÜMÜZ VAR!

Kadınlardan yana bir Beyoğlu için,
FEMİNİST BİR BEYOĞLU İLÇE BAŞKANI!

Yaşadığımız mekanı, kenti dönüştürmek için
FEMİNİST BİR YEREL YÖNETİM!

Belediyeler biz kadınları bugüne kadar hep göz ardı etti.

Erkek şiddeti yaşamımızı tehdit ediyor, hergün onlarca kadın kocası, sevgilisi, babası ya da ağabeyi tarafından öldürülüyor, ancak kadınların can güvenliğini sağlayacak, onları şiddetsiz bir yaşama hazırlayacak kadın sığınakları hâlâ açılmıyor.

Kreşler, çocuk ve yaşlı bakım merkezleri yok. Bu konuda ne belediyeler üzerine düşeni yapıyor ne de erkekler ev işini, çocuk bakımını bizimle paylaşıyor. Tüm yük bizim omuzlarımıza biniyor.

Seçimden seçime hatırlanıyoruz, oysa biz kadınlar yardıma muhtaç olanlar ya da sadece belediyeden hizmet alanlar değiliz. Bizler, üretenleriz. Bizler, akşam işten eve gelen erkeğin karnını doyuranlar, kıyafetlerini hazırlayanlar, sosyal ihtiyaçlarını karşılayanlar; gelecek nesilin, toplumun tüm çocuklarının beslenmesinden, büyütülmesinden, okul öncesi ve sonrası yaşam boyu eğitilmesinden topyekün sorumlu tutulanlar… Bizler, bu yetmezmiş gibi sabahtan akşama kadar düşük ücretli ve güvencesiz işlerde çalışmak zorunda kalanlar… Kısacası BİZ KADINLAR, toplumu yeniden üretenler, yaşadığımız mahalleyi, sokağı, semti ihtiyaçlarımız doğrultusunda değiştirebilecek olan özneleriz.

Sokaklarında günün her saati gezebildiğimiz, taciz, tecavüz, can güvenliği endişesi taşımadığımız, erkek şiddetine uğramadığımız, evdeki şiddetten kurtulmak için sığınağa gidebildiğimiz, temel hizmetlere kolayca erişebildiğimiz, gelir ve giderlerinden haberdar olduğumuz, bunlara müdahale edebildiğimiz, bakım hizmetlerinden, evişlerinden tek başımıza sorumlu tutulmadığımız bir kentte yaşamak istiyoruz.

Bu seçimlerde böyle bir kent hayalimizi gerçekleştirebilmek için
OY KULLANIYORUZ.

Bu seçimlerde kadın dayanışmasının gücünü ortaya koymak, kadın kurtuluşu için bir adım daha atmak, cinsiyetçi olmayan bir mekanda yaşamak istediğimizi hayata geçirmek için
OY KULLANIYORUZ!

Bu seçimlerde Beyoğlu’nda feministlerin adayı SAİME ÜLFET TAYLI TAŞ’ı desteklemek için OY KULLANIYORUZ.

Belediyelerdeki erkek egemenliğine son!

Bugüne kadar yerel yönetimlerde hep erkek egemen politikalar uygulandı. Erkekler kendi çıkarları doğrultusunda politika yaptı ve kadınların omuzlarındaki çifte yük daha da arttı. Belediyelerde kadın belediye başkanı oranı bile binde 6’yı aşamadı. Kadınları “aydınlatma”, “özgürleştirme” iddiasında olanlar ise bizleri seçimlerde vitrin malzemesi olarak kullandılar ama kadınların emeğinin çifte çifte sömürülmesine destek oldular.

Belediye hizmetlerinden aslında ne kadar az yararlanabildiğimiz ortada. Alışverişe ya da işe gitmek için sokağa çıkmak dışında, İstanbul’da gezmeye, başka sosyal faaliyetlere ne zaman ayırabiliyoruz ne bütçe. Evdeki baba, koca gibi erkek belediye başkanları da “kadının yeri evidir” anlayışını bize dayatıyor. “Kentsel dönüşüm” deyip bize sundukları projelerle yerimizden yurdumuzdan sürülmeye çalışılıyoruz, bize nerede, nasıl, kimlerle yaşamak istediğimiz sorulmuyor bile.

Belediyelerde erkek egemenliğine son verecek, yaşadığımız mekanları, kenti kadınlar açısından yeniden örgütleyecek feminist bir yerel yönetim, aynı zamanda hiçbir toplumsal grubun ve sınıfın ezilmediği, sömürülmediği, dışlanmadığı bir toplum kurabilmek için de çok önemli bir adım.

Projeci belediye değil, kadınların katılımına açık bir yerel yönetim!

Beyoğlu Belediyesi de belediyelerin büyük çoğunluğuna benzer şekilde bugün bir şirketmiş gibi yönetilmekte. Bu kadar büyük bütçeli bir şirketin en üst yöneticisinin bir kadın olması düşünülmüyor bile. Yine birçok belediye gibi Beyoğlu Belediyesi de örneğin web sitesine “Belediyeyi siz yönetin” sloganını koymuş. Peki kadınların belediyeyi yönetmesi için ne yapılıyor? Belediyede bir çocuk odası var mı? Kadınlar belediye faaliyetlerine katılmaya geldiklerinde çocuklarını nereye bırakacaklar? Meclis toplantıları önceden her yerde ilan ediliyor mu? Meclis toplantılarına katılabilmeleri için kadınlara ücretsiz araç sağlanıyor mu? Toplantıya geldiğimizde sözümüz dikkate alınacak mı? Bütün bu soruların cevabı kocaman bir “Hayır”.

Kısacası kadınların katılımı ile ilgili özel önlemler getirmediğinizde katılımcılık sadece sözde kalıyor. Belediyeyi yöneten erkekler de bunu biliyor, bol bol katılımcılık lafları edip bunu gerekleştirmeye yönelik hiç adım atmıyorlar.

Seçim nedeniyle gündeme gelen kampanyalarda belediyelerin yaptığı projelerden söz ediliyor sadece. Bu projeler karanlıkta yanıp sönen ışıklar gibi oysa. Tıpkı kendisine açılan bütün sokaklar karanlık ve çamurlu iken üstelik bütçe yokluğuna rağmen ışıklar içinde parıldayan İstiklal Caddesi gibi. Bıyıklı bıyıksız belediye başkanları fotoşoplu fotoğrafları ile afişlerde gülümsüyor. Belediye çalışmalarını halkla ilişkiler etkinliği olarak gören bu mantığa göre kentte yaşayanlar sadece bir seçmen. Belediyelerin var olan kurumları ya da belediyelerle ilişkili olan kurumlar katılımcı ve şeffaf bir yönetim yaratmak üzere donatılmış değil. Muhtarlıkları ele alalım. Çoğu, resmi evraklarımızı almak için uğradığımız yerler. Oysa Belediyeler Yasası’nın 9. maddesine göre muhtarlar mahalle sakinleri ile birlikte mahallenin ortak ihtiyaçlarını belirlemekle, belediye de bunların karşılanmasını sağlamakla yükümlü. Beyoğlu ilçesindeki 45 mahallede belediye böyle bir adım attı mı? Muhtarlarla kadınların ihtiyaçlarının belirlenmesi ve karşılanmasına yönelik işbirliği yaptı mı? Kadınların özellikle şiddete uğradıklarında ilk başvurdukları kurumlardan biri olan muhtarlıklarda bir danışma masasının bulunması, en azından kadınların nereye başvuracaklarına dair bilgilerin bulunması gerekmez mi?

Oysa Beyoğlu Belediyesi de “akıllı belediyecilik” iddiasını her fırsatta tekrarlıyor. İnternet üzerinden http://www.beyoglu.bel.tr‘ye kolayca ulaşabiliyor, mükemmel telefon santrali aracılığı ile belediyeyi aradığımızda istediğimiz numaraya hemen bağlanıyoruz. İnternet üzerinden belediyeye kaç kadının ulaşabileceği sorusunu bir yana bırakalım, belediyenin web sitesinden sadece bize vermek istedikleri bilgileri edinebiliyoruz. Örneğin bütçe, para kaynakları vb. bilgileri edinemiyor, dahası bunlara bu yolla hiç müdahale edemiyoruz. Gerçek anlamda katılımcılığı hedefleyen bir belediye daha birçok araçtan yararlanabilir. Örneğin semtte yaşayanlarla, kadınlarla çok daha iç içe ve yüz yüze olabilecek belediye kurumlarından biri olan zabıtadan yararlanabilir. Zabıtaların kadınlarla, kentte yaşayanlarla belediye arasında çok daha doğrudan ilişki kurulabilecek bir kurum hâline dönüşmesi sağlanabilir ya da yasada yer alan kent konseyleri sadece belediyeye yakın sivil toplum kuruluşlarından değil, o ilçedeki kadın örgütlerinin tamamından, bireysel olarak katılmak isteyen kadınlara da açık olacak şekilde oluşturulabilir, kadın kotası uygulanarak gerçekten işlevli hâle getirilebilir.

Feminist siyaset tarzı kadınların ihtiyaç ve beklentilerinden, bunların karşılanabilmesinin önündeki engellerin kaldırılmasından yola çıkar, bugünkü uygulamalardan bütünüyle farklıdır. Katılımcılığı, şeffaflığı sözde bırakmaz. Feminist bir yerel yönetim anlayışı kadınları sadece hizmet alanlar olarak değil; onları kendi evini, semtini, şehrini kuran özneler olarak değerlendirir. Her türlü faaliyetin planlanma süreçlerine kadınların aktif katılımını hedefler. Bunun için yapılar geliştirir. Kadınların ve başka ezilen grupların katılımı önündeki engelleri görüp bilinçli müdahalelerle ortadan kaldırmaya çalışmazsanız, katılımcılık sözünün anlamı yoktur. İçinde kaynaklar ve nasıl kullanıldıkları hakkında bilgi bulunmayan, internet sitesinin bir köşesinde duran faaliyet raporu hiçbir kurumu şeffaf yapmaz.

Kıt kanaat bütçelerle evi, çocukları, kocayı çekip çeviren kadınlar, yaşadıkları yeri de, kenti de yönetebilir. Başkalarının ihtiyaçlarını ve duygularını gözetebilmeleri, bunları dikkate almayı bilmeleri bugünkünden farklı bir siyaset tarzı yaratabilmek açısından önemlidir. Ayrıca Beyoğlu’nda birçok kadın örgütü de bulunmakta, kadın örgütleri ve feministler yaklaşık 25 yıldır Türkiye’de kadınlardan yana dönüşümlerin gerçekleşebilmesi için mücadele etmekte. Bu süreçte birçok kazanım elde edildi, kolektif hareket edebilme imkanları yaratıldı. Bu birikim, kadınlardan yana bir kent yaratma mücadelemiz açısından da büyük değer taşıyor.

“Kentsel Dönüşüm” projeleri kadınları ve yoksulları dışlıyor

Yoksulluğa ve göçe yol açan uygulamalar, politikalar büyük kentlerde sorunları çığ gibi büyütmekte. Kentsel dönüşüm adı altında sunulan projeler bizlerin, kentte yaşayanların göz ardı edilmesinden, hatta küresel sermayenin ve onun bir parçası olan yerli sermayenin ihtiyaçlarının bizlerin ihtiyacı gibi sunulmasından başka bir şey değildir. Şehrin her parseli, üzerinde oturan yoksul kadınlar ve erkeklerle birlikte satılığa çıkarılmış ya da çıkarılmayı bekler durumdadır. İhale sistemi belediyenin yandaş sermaye gruplarını güçlendirdiği araçlardan biri hâlini almıştır. Yereldeki iktidar sahiplerinin ve kentin ekonomisini belirleyen unsurların kendi aralarındaki ilişki ve çatışmalar, yerel politikada belirleyici unsur hâline gelmiştir. Kârlar büyüktür, o yüzden kavga da büyüktür. Kadınların yerel politikalarda, merkezi olanlardan çok daha az söz sahibi olmasının ardında yatan bir neden de budur.

Beyoğlu ilçesi de “kentsel dönüşüm” adı verilen ve kentlileri görmezden gelen bu süreçten nasibini aldı. “Kentsel dönüşüm” adı altında uygulamaya konan projeler, Tarlabaşı’nda, Galata’da yaşayanların evlerinden, mahallerinden sürülmeleri, kendilerine yabancı yeni mekanlarda yaşamaya zorlanmaları sonucunu doğuruyor. Bu projeler aynı zamanda kadınlar açısından merkezden, kentin siyasal, kültürel yaşamından daha da uzaklaşma, uzaklaştırılma anlamına geliyor. Gerek iş yükü, gerekse parasızlık yüzünden kadınlar kent merkezlerinde bile sosyal, kültürel imkanlardan yararlanamaz durumda. Bir “dönüşüm” projesi her şeyden önce bunları, kent sakinlerini göz önüne almalı. O kentte yaşayanlara rağmen yapılmaya çalışan bir proje kentleri dönüştürmez, kadın dostu yapmaz.

Beyoğlu tarihi boyunca çok kültürlü bir kimliğe sahip oldu. Bu aynı zamanda Beyoğlu’nun etnik/dinsel ayrımcılığa dayalı politikalar nedeniyle yaşanan sürgünlere tanık olması anlamına da gelir. Bu süreçte Beyoğlu kültürel zenginliğini önemli ölçüde yitirdi. Nitekim 20. yüzyılın başından itibaren Rum, Ermeni ve Yahudi nüfus Beyoğlu’nda giderek azaldı. Bugün de tarihsel süreçleri, toplumsal yapıyı göz önüne almayan, sadece Beyoğlu’nun nostaljik güzellemelerine ve ranta dayalı imar politikaları, burada yaşayanları mekanlarından hızla uzaklaştırıyor. “Soylulaştırma” adı altında, yaşadığımız yer, Beyoğlu hızla ayağımızın altından kayıyor, mülkiyet el değiştiriyor. Bundan yıllarca önce Rum, Ermeni, Yahudi nüfusun tasfiyesi ile sonuçlanan politikalar, bugün de Kürt ve Çingene nüfusun üzerinde uygulanıyor. Beyoğlu’nda “soylular” da, “mülk sahipleri” de hep erkekler!

Kentlerin dönüşümü için cinsiyetçi iş bölümü de değişmeli

Toplumumuzda kadın ve erkeklere düşen roller birbirinden kesin çizgilerle ayrılmış. Buna uygun olarak kadınlar mekan açısından evle tanımlanıyor, sınırlanıyor. Hatta “kadının yeri evidir” sözü hâlâ kullanılıyor. Ücretli işlerde bile çalışsak hepimiz öncelikle ev kadınıyız. Sokaklar, işyerleri, siyaset yapılan mekanlar ise erkekler için, erkeklere göre düzenlenmiş durumda. Erkekler kentte arabayı nasıl park edeceklerini ya da çamurlu ayakkabı ile nasıl işe gideceklerini düşünüyor. Kadınlar ise çamuru nasıl temizleyeceklerini, çocuklarıyla hatta çocukların eşyaları ile toplu taşıma araçlarına nasıl bineceklerini, hava kararınca eve nasıl döneceklerini…

Oysa yeşil alanlar, parklar tek tek, arkadaşlarıyla ya da çocukları ile dolaşmak isteyen kadın ve erkekler içindir. Sokaklar, alışveriş merkezleri de öyle. Bugünkü cinsiyet körü uygulamalar, kadınları eve ya da alışveriş merkezine, en iyi ihtimalle çocuklarının nefes almasını sağlamak için parklara gönderen düzenlemeler değişmeli, kadınların toplumsal yaşamın, kentin bütününe katılımını sağlayacak özel önlemler alınmalıdır. Bu da ancak bize dayatılan kadın ve erkek rollerine, erkeğin kadın üzerindeki tahakkümüne, ezme-ezilme ilişkisine karşı çıkmakla mümkündür. Feminist bir yerel yönetim anlayışı buradan hareket eder. Böyle bir anlayış örneğin erkekler için çocuk ve yaşlı bakımı, her yaştan kadın için ise bilgisayar, dil, teknik beceri kursları açar, bu kurslara katılımı çeşitli biçimlerde teşvik eder, yine kadınlar için yasal haklarını öğrenmelerini sağlayacak olanaklar yaratır.

Sığınaksız bir dünya mümkün!

Türkiye genelinde yapılan araştırmalar kadınların yaklaşık yarısının erkek şiddetine maruz kaldığını gösterdi. Buna rağmen yerel yönetimler, şiddete maruz kalan kadınların gerektiğinde çocuklarıyla birlikte ulaşabilecekleri danışma merkezlerini ve sığınakları açmıyor. Belediyeler Yasası, nüfusu 50 bini aşan her belediyenin sığınak açmasını öngörüyor. Ancak kaldırım taşlarını sürekli değiştiren, sürekli üst geçit yapmaya çalışan belediyeler kadına yönelik şiddetin önlenmesi için hiçbir zaman yeterli kaynak bulamıyorlar! Var olan sığınakların büyük çoğunluğu kadınları güçlendirme, destekleme anlayışından uzak bir şekilde, adeta yarı açık cezaevi gibi yürütülmekte. Sığınak çalışması barınma ihtiyacına indirgeniyor, her gün gazetelerin sayfalarına yansıyan kadın cinayetlerine, taciz ve tecavüz haberlerine rağmen, yerel yönetimler hâlâ kadına yönelik şiddete karşı 3 maymunu oynamaya devam ediyor.

Taksim Meydanı her yılbaşı kutlamasında toplu cinsel saldırı alanına dönerken, belediye bünyesinde bununla ilgili tek bir görevli bulunmazken, Beyoğlu’nda yaşayan kadınlar Beyoğlu’nu yaşayamazken, kadınları desteklemeyi dikiş- nakış- zarafet kursuna indirgeyen Beyoğlu Belediyesinin kadınlardan yana olduğunu söylemek elbette mümkün değil.

Kadına yönelik erkek şiddetinin açığa çıkartılması için yıllardır mücadele veren feministler olarak, şiddetin kader, şiddetsiz bir hayatın ise hayal olmadığını biliyoruz. Türkiye’de kadınlar için birçok yasal ve toplumsal dönüşümün altında imzası olan kadın kurumları ve feminist hareket, erkek şiddetinin sonlanmasına yönelik gerçekçi politikaları hayata geçirebilir. Sığınaklara ihtiyaç duyulmayacak bir dünya ise ancak feminizmle gerçekleşebilir!

Lezbiyen, gey, biseksüel, travesti ve transseksüeller vardır!

Lezbiyen, gey, biseksuel, travesti ve transseksüellerin haklarının anayasal güvenceye alımadığı bu ülkede, yerel yönetimler de lezbiyen, gey, biseksuel, travesti ve transseksüelleri dışlayıcı, yok sayan ve cezalandırıcı politikaları rahatlıkla ortaya koyabiliyor. Cinsel yönelimlerini özgürce ifade etme ve yaşama taleplerinin karşılanması bir yana, lezbiyen, gey, biseksuel, travesti ve transseksüellerin en temel insan hakkı olan yaşama hakkı dahi gasp ediliyor. Cinsel yönelimi nedeniyle özellikle travesti ve transseksüeller sistematik şiddete maruz kalıyor hatta öldürülüyor. Seks işçiliği dışında seçenek sunulmayan travesti ve transseksüeller ölümle burun buruna yaşamak zorunda bırakılıyor. LGBTT bireyler için farklı yaşam alternatiflerini oluşturmak ve can güvenliği sağlamak aynı zamanda belediyelerin de öncelikli görevidir.

Beyoğlu Belediyesinin yerelde yaşayan ve farklı cinsel yönelimleri nedeniyle toplumsal hayattan dışlanan lezbiyen, gey, biseksuel, travesti ve transseksüellerin ihtiyaç ve beklentilerini dikkate alan tek bir çalışması  bulunmamakta. Lezbiyen, gey, biseksuel, travesti ve transseksüellerin yok sayıldığı Beyoğlu’nda cinsiyetçi olmayan, katılımcı politikalar FEMİNİST BİR YEREL YÖNETİMLE mümkündür.

Kasımpaşa futbol takımına değil kadınlara bütçe!

Kaynakların dağılımına, kimler için ve hangi amaçla kullanıldığına bakarak yönetimlerin siyaset anlayışını, hangi kesimleri güçlendirmeye çalıştıklarını kolaylıkla anlayabiliriz.
Kadınlarla ilgili faaliyetler söz konusu olduğunda sık sık karşımıza “kaynak yok” iddiası çıkıyor. Yerel yönetimler uluslararası markaların vitrinlerini ışıklandırmak, Lale Devri nostaljisi yaratmak, stadyum yapmak, kaldırım taşlarını sürekli değiştirmek vb. söz konusu olduğunda savurganlık yapmaktan çekinmiyorlar. Sığınak açmayan Beyoğlu Belediyesi, Kasımpaşa’da 2 bin 500 araçlık otopark yapmaya hazırlanıyor, Kasımpaşa futbol takımına türlü destek sözleri veriyor, kadınların çoğu kez kullanamadıkları üst geçitleri çoğaltmaya bakıyor. Kuşkusuz bütün bunlar politik tercihlerdir, yeşil alanların, sit alanlarının ortadan kaldırılması, yerine gökdelenlerin dikilmesi hep politik tercihlerdir. Kaynak yetersizliği yaşam alanlarımızda karşı karşıya olduğumuz binbir çeşit sorunun nedeni olamaz. Sorun var olan kaynakların kadınlardan yana kullanılmamasıdır. Kadınların ihtiyaç ve beklentilerinin dikkate alınmamasıdır.

Belediyenin maddi kaynaklarının bizim ihtiyaçlarımız dışında, yerel, ulusal, uluslararası sermayenin, erkeklerin çıkarları doğrultusunda kullanılmasına artık izin veremeyiz.

Biz kadınlar, 29 Mart 2009 yerel seçimlerine feminist bir adayla katılıyoruz. Çünkü ancak feminist bir aday yaşadığımız kenti, kadınlar için bir kent hâline getirebilir.

Sadece kadınlardan değil, işçilerden, Kürtlerden, eşcinsellerden, emekçilerden, etnik/dinsel kimliği yüzünden dışlananlardan, sakatlardan yana bir kent istiyoruz.

Tarihsel olarak çok kültürlü bir semt olan Beyoğlu bunu hak ediyor.

Bu bir düş değil.

İmkansızı istemek hiç değil.

Bu bizim yaşamımız kadar gerçek, yaşamımız kadar sahici, yaşamımız kadar vazgeçilmez bir hedef.

GECELERİ, SOKAKLARI, MEYDANLARI İSTİYORUZ!
YAŞADIĞIMIZ MEKANI, KENTİ, DÜNYAYI DEĞİŞTİRMEK İSTİYORUZ!

FEMİNİST BİR YEREL YÖNETİM KADINLAR İÇİN;

. Kent konseyinin etkin hâle getirilmesini, kapsayıcı olmasını, konseyde yüzde 50 kadın kotasının uygulanmasını,
. Muhtarlıklarda kadın danışma masalarının oluşmasını,
. Belediyenin tüm uygulamalarını gözden geçirmek, bireysel ve kurumsal şikayetleri değerlendirmek ve farkındalık yaratmak üzere belediye bünyesinde Cinsiyetçilikle Mücadele Ofisi kurulmasını,
. Belediye çalışanları için yüzde 50 kadın kotasının uygulanmasını,
. Zabıta kurumunun Belediye ile kentte yaşayanlar arasında köprü kurmayı sağlayacak şekilde yeniden örgütlenmesini,
. Bütçedeki bütün kalemlerin kadınlar açısından gözden geçirilmesini, toplumsal cinsiyete duyarlı bütçelemenin yapılmasını,
. Yalnız yaşayan kadınlara, öğrenci kadınlara barınma desteği sağlanmasını,
. Yaşlıların, çocuklu kadınların sağlık hizmetine erişimini kolaylaştıracak -evden alıp eve bırakma gibi- özel ulaşım hizmetleri sağlanması,
. Kadınlara istihdam olanakları yaratılmasını, Beyoğlu’ndaki işyerlerinin iş yasasına uygun koşullarda yüzde 50 oranında kadın işçi çalıştırmasının teşvik edilmesini,
. Kadınların ev eksenli çalışma dışında seçenekler oluşturabilmeleri için mesleki kursların, çalışan kadınlar için meslek içi eğitim kurslarının açılmasını,
. Her yaştaki kadınlar için dil ve teknik beceri kursları açılmasını,
. Kadınlara ait işyerlerine vergi indirimi sağlanmasını,
. Yeterli sayıda kreş ve çocuk merkezinin açılmasını, bu kreşlerde etnik, dini farklılıklara saygıya dayalı, cinsiyetçi olmayan bir eğitimin uygulanmasını,
. Kadınların evde harcayacakları emeği azaltmaya dönük olarak her mahallede yemek salonlarının ve çamaşırhanelerin bulunmasını,
. Kalan bireylerin zamanlarını toplumsal yaşamdan kopmadan geçirdikleri huzurevlerinin açılmasını,
. Kadınların sokakta günün her saati gezebilmesi için taciz, tecavüz, cinsel saldırı ile ilgili çalışmaların yapılmasını; tacizci, şiddet uygulayan erkeklerle ilgili önlem alınmasını,
. Evsizler için barınak açılmasını,
. Fuhuş yapmak istemeyen ama gidecek yeri olmayan kadınlar için sığınmaevi açılmasını,
. Beyoğlu Türkiye’nin farklı yerlerinden göç alan bir bölge olduğu için göçle gelenlere anadillerine uygun hizmet alabilmelerinin sağlanmasını,
. Yoksul/zengin, turistik/değil ayrımı yapılmadan bütçenin bütün mahalleler için kullanılmasını,
. Su, doğalgaz, elektrik, ulaşım gibi temel hizmetlerin erişilebilir olmasını,
. Suyun bir kamu hizmeti olarak, düşük ücretle temin edilmesini ve suyun ticari bir mal olarak özel şirketler tarafından temin edilmesine karşı çıkılmasını,
. Koruyucu sağlık hizmetlerine bütçe ayrılması, belediyenin sağlıkla ilgili kurumlarının sayısının artırılması, herkese sağlıklı bir çevrede yaşama hakkının tanınmasını,
. Hayvanlar için ücretsiz veterinerlik hizmeti, sokak hayvanları için geçici barınak, yem, insanlarla iç içe olabilecekleri yeşil alanların ayrılmasını,
. Kamusal mekanların sakatlar göz önüne alınarak düzenlenmesini,
. Cinsiyetçi ilanlara Beyoğlu sınırları içinde yer verilmemesini,
. Herhangi bir etnik-dinsel kimliği dışlayan, incitici, tehditkar ilanların asılmamasını,
. Taksim’de 1 Mayıs kutlamaları için kolaylık getirilmesini,
. LGBTT bireyler için istihdam olanağı yaratılmasını,
. Danışma merkezi, yeterli sayıda sığınak, 24 saat destek veren danışma hattının açılmasını
SAĞLAR.

Seçim için Feminist Kolektif / Mart 2009

Bir cevap yazın

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.