Aç, evsiz barksız ve hamile: İngiltere’de göçmen kadınlar hayatta kalma mücadelesi veriyor

0
595

İngiltere’nin mültecilere verdiği desteğin boşlukları, evlerini terk etmeye zorlanmış kadınların yoksulluğa düşmesine sebep olabiliyor.

Melanie Haith-Cooper

Bir an için yaşamak için evinizden kaçıp başka bir ülkeye sığınma talebinde bulunmak zorunda kalacak kadar korkmanın nasıl bir duygu olduğunu hayal etmeye çalışın.

Şimdi bunu yaparken hamile olduğunuzu hayal edin.

İltica ettiğiniz ülkeye ulaştıktan sonra zarar görmekten kurtulacağınızı umabilirsiniz. Ancak yeni çalışmamız durumun her zaman böyle olmayabileceğini gösterdi. Bulgularımız hamile kadınların yardım desteği ve barınma açısından ihmal edildiklerini ortaya koyuyor. Ve bazı durumlarda, sosyal yardımların işleme konulması ve kalacak yer bulmadaki gecikmeler, savunmasız kadınları hamilelikleri boyunca yiyeceksiz ve evsiz bırakabiliyor.

Mülteciler ve sığınmacılarla tercüman vasıtasıyla derinlemesine görüşmeler yapabilmek için İngiltere merkezli bir kuruluş olan ve göçmenler ve sığınmacılarla çalışan Mülteci Konseyi’nde araştırmacılarla beraber (Rosanna Ellul ve Rose McCarthy) çalıştık. İngiltere’de hamilelikleri sırasında yoksulluğu deneyimleyen altı göçmen kadınla görüştük. Aç, evsiz olduklarını ve sonuç olarak sağlıklarının kötüye gittiğini gördük. Bu küçük, yerel bir çalışma olmasına rağmen, hamile göçmen kadınlar için yardım sistemindeki eksikliklerin sonuçlarını göstermeye yetiyor.

Konuştuğumuz kadınların tümü bize uzun süre yemek yemediklerinden bahsetti. Yiyecek kokusunu aldıklarında ancak yiyeceği satın alacak paraları olmadığında, açlık onlar için daha da beter bir hal almış. Konuştuğumuz kadınlardan biri, bir arkadaşının evinde kalırken yemeklerinin pişirildiğini ama kendisinin yemekleri yemekte nasıl zorlandığını anlattı: “Çok kusuyorum, … [yediklerimi] kusmadan duramıyorum… insanları rahatsız etmek istemediğim için… ne pişirirlerse pişirsinler [yemeye] çalışıyorum. Kendimi zorlamaya çalıştım.”

Kadınların, “sofa surf”[1] yaptığını, sıkışık koşullarda yaşadığını, bir kanepede ya da yerde uyuduğunu gördük. Gündüzleri ev sahiplerine yük olmamak için evi terk etmek zorunda hissetmişler. Hamile olduğu için partneri tarafından evinden atılan bir kadın, oturduğu apartmanın girişindeki iç merdiven boşluğunda uyumuş ve gündüzleri sokaklarda yürümüş.

Bazı kadınlara geçici barınma sağlanmış; ancak buralar genellikle kirli ve güvensizmiş. Kadınlardan biri geçici olarak yerleştirildiği bir pansiyonda komşusunun yaptığı ırkçı tacizi anlattı: “Kadın karşı odada kalıyordu, odadan dışarı çıktığımda bana ağzına geleni söylemeye başlıyordu ve orası kaldığım yerin tek girişiydi. Çok korkmuştum… üç kez yaptı, bağırıyordu, gitmeme engel olmak için merdivenlerde duruyordu.”

Bu geçici yaşam biçimleri, sağlık hizmetlerinde de kesintilere yol açtı. Kadınlardan biri yeni başka bir şehre nakledilmiş ve bu durum özellikle hamileyken potansiyel olarak yaşamı tehdit eden bir durum olan diyabet hastalığının kontrolünün aksamasına sebep olmuş.

Kadınların tamamı bu süre zarfında sağlık durumlarının bozulduğunu söyledi. İltica deneyimleri nedeniyle akıl sağlıklarının daha da kötüleştiğini, kendilerini aciz, savunmasız, çaresiz ve mahçup hissettiklerini anlattılar.

Kadınlar ayrıca bebeklerinin geleceği için nasıl korktuklarını da anlattılar. Bazı kadınlar kendi annelerini özlediklerinden, depresif ve intihara meyilli hissettiklerinden bahsettiler. Bir kadın, bebeği doğurduğunda sosyal olarak nasıl izole ve yalnız hissettiğini anlattı: “Bu beni çok kırdı çünkü yalnızdım… sadece beş dakikalık bir mola vermemi sağlayacak veya ‘Senin için bebeğini tutabilirim?’ diyecek bir kimse bile yoktu.”

Kadınların fiziksel sağlığı da zarar görmüştü. Yiyecek eksikliği nedeniyle kilo kaybı, uykusuzluk ve baş ağrıları yaşanmıştı. Kadınlardan biri, ancak emekleyerek hareket edebilmesine yol açan pelvik ağrının nasıl geliştiğini anlattı. Başka bir kadın, düzenli yemek yiyemediği için diyabetinin nasıl kötüleştiğinden bahsetti.

Bir kadın her gün tüm eşyalarıyla birlikte yerel yönetimi ziyaret etmiş ve yaşayacak bir yer için yalvarmış. Başka bir kadın, sosyal hizmetlerin bebeğini doğduğunda götürmekle tehdit ettiğini, ancak yaşayacak bir yer bulmasına yardımcı olmadığını anlattı.

Kadınlar yerel kiliselerde ve hayır kurumlarında destek bulmuş. Hayır kurumu çalışanları bebek için “görev sınırlarını aşarak” malzeme bulmaya çalışmalarına rağmen yiyecek ve ilaç yardımı sınırlıydı. Kadınlar ayrıca kendilerine yardım eden komşuların nezaketinden de bahsettiler.

Yerel gönüllülerin, hayır kurumlarının veya yardımsever komşuların yardımı olmasa, çalışmamızdaki kadınların tamamının bu dönemden sağ çıkıp çıkamayacakları şüpheliydi. Bu kadınların hikayelerinin de gösterdiği gibi, göçmen anne ve bebekleri yoksulluk riskine atmamak için bir şeylerin değişmesi gerektiği açıkça görülüyor.

Çeviren: Merve Çeltikci

Bu yazının orijinali 22.10.2020 tarihinde Independent’ta yayınlanmıştır.

[1] Kalacak yeri olmayan, tanıdıklarında geçici süreler konaklayanlar için kullanılan bir terim.

Yorum yazın

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.