Nüfuzlu, herkesin sevdiği Willboughby’ye Mildred tarafından sorulan sorular, kasaba sakinlerini incitiyor, yabancılaştırıyor. Toplumun vicdanı adalet talebine dönüşmüyor. 

Not: Bu yazı filmdeki sürpriz gelişmeleri içermektedir.

Öfke, şefkat, mizah, inatçılık, çaresizlik, isyan… Duygularını filmin bütününe sirayet ettiren Mildred rolü ile Frances McDormand, Üç Billboard Ebbing Çıkışı, Missouri (Martin McDonagh, 2017) filmi ile en iyi kadın oyuncu oscar ödülünü aldı. Film hakkında çok fazla kritik yapıldı. Bu eleştirilerden en yaygara koparanı ırkçı polis Jason Dixon hakkında. Filmin ikinci bölümünün, Dixon’ın değişimi, dönüşümü üzerine odaklanması ile sempati uyandırırken ırkçı davranışlarının cezasız kalması ve ırkçılık konusunun yanlış işlemesi eleştirilerin en göze çarpanı. Ben bu yazıda, filme başka bir taraftan bakmaya çalışacağım. Irkçı polisi bir kenara bırakıp münhasıran, bir kadına karşı işlenmiş suçun soruşturulması, sorumlulardan hesap sorulması ve ikiyüzlü mahalleliyi anlatacağım.

Üç Billboard Ebbing Çıkışı, Missouri, Angela Hayes adlı genç bir kadının öldürülmesi ile sonuçlanan bir cinsel suç soruşturmasında failin yakalan(a)madığı, akıbetinin zamanla meçhule bırakıldığı bildiğimiz hikayesinden, Angela’nın annesi Mildred’in kişisel kampanyası ile farklılaşıyor. Karşımızda, kiraladığı dev reklam panolarına (billdoard) astırdığı sorular ile Ebbing polis merkezinden hesap soran ve kasaba halkını rahatsız eden bir kadın var. Filmi izlerken kızının kaybına neden olmuş bir suçun araştırılması için kendi kampanyasını örgütleyen, önüne baş edemeyeceği engelleri çıkartanları kendi bildiği yöntemlerle cezalandırmak, durdurmak zorunda kalan Mildred’in hiç vazgeçmeyeceğine ve umudunu hep canlı tutacağına güvenim tamdı. O umutlu olma hali kendisini en çok, Mildred’in dev billboardların tamamı yanarken küçük bir yangın söndürücü ile yangını söndürme çabasında gösterdi.

Adalet talebi karşılanmamış kişilerin içinde büyüyüp taşan çaresizlik, alternatifsizlik hissi ile bazı ‘kanun dışı’ eylemlere yönelmesindeki zorunluluk haline filmin son sahnesine atıf ile yazının sonunda yeniden değineceğim.

Bu Nasıl Olabilir Willboughby?

 Angela’ya tecavüz edilmiş ve yakılarak öldürülmüştü. Fail bulunamamış, yedi ay içinde polis merkezinden Mildred’e daha az haber gelir olmuş, tek adım yol kat edilmemişti. Angela Hayes’in dosyası, polis merkezinde, vurdumduymaz bir polisin masasında uğraşılmasına çok da gerek kalmamış, kapanacak dosyalardan biri haline çoktan gelmişti.

Film Mildred’in, soruşturma dosyasına dair taleplerini diri tutmaya ve evine giden yoldaki üç dev billboard aracılığı ile iletişim kurmaya karar vermesi ile başlıyor. Mildred, billboardları kiralamak için ilgili şirkete gittiğinde, ne yazdıracağını çok merak ettim. Angela’nın fotoğrafını mı asacaktı?, Slogan mı yazdıracaktı?, Toplumsal bir mesaj mı verecekti?… Hayır. Mildred, billboardlara üç basit cümle yazdırdı. Biri soru cümlesiydi. Sorunun muhatabı, soruşturmanın yürütülmesinden sorumlu Ebbing Polis Merkezi amiri Willboughby’di. Böylece billboardlar, bir suçun soruşturulmasında polisten ve polis nezdinde hukuk sisteminin kendisinden bir hesap sorma tahtasına dönüştü.

Mildred, polislere billboardlardan şöyle seslendi:

“Ölürken tecavüz edildi”

“Hala kimse tutuklanmadı”

“Bu nasıl olabilir Wilboughby?”[1]

 Bu üç cümlenin basitliği önce şaşırtıyor. Oysa bu bize, bir suçun doğru soruşturması ve failin tutuklanması talebinin ne kadar normal, haklı ve çok da komplike olmayan basitlikte olduğunu gösteriyor. Mesele bu kadar basitken nasıl oluyor da kadınlara karşı işlenen suçlarda yükseltilen haklı talepler komplike, engebeli hale geliyordu?

Bu basitlik, bir suç karşısında adalet arayışının aşırı normalliği, açıklığı. Yanlış giden bir soruşturmada kimseden insanüstü yetenekler beklemiyoruz. Bir kadına tecavüz edilmiş ve kadın öldürülmüştür. Kimse tutuklanmamıştır. Bir kadının hayatına mal olmuş, çevresindekilerin hayatını berbat etmiş bu kadar ciddi bir suçun soruşturması nasıl olur da ilerlemez, tek bir tutukluluk olmaz diye sormak, imkansızı istemek değil fakat birilerine görevlerini hatırlatmak, yap(a)madıklarında hesap sormaktır.

Billboard’larda yazılı soruların basitliği, bu tip suçlarda, özellikle cinsel suçlar bakımından, artık olağanlaşmış, suçlunun bulunmaması, cezalandırılmaması ve soruşturmanın yürümemesinin normal olmadığını anlatıyor. Bilboardları arka arkaya okuduğumuzda, diğer tüm tartışmaları bir kenara bırakıp, şunu söylersiniz; Mildred aşırı haklı.

Mildred, son derece basit sorular sorarken karşısında meseleyi komplike hale getirmekte usta, sorumluluğunu “bu suçların soruşturulmasının ne kadar zor olduğu, delillerin yetersizliği” kisvesi altında tutmaya çalışan bir sistem temsilcisi polis Willboughby var. Film boyunca Willboughby’nin ne kadar iyi bir insan olduğuna ve iyi niyetli olduğuna tanık oluyoruz. Rahibinden dişçisine tüm kasaba halkının sevgilisi Willboughby. Düzgün, iyi bir polis. Bu suçun açığa çıkmamasından kendisi de çok üzgün ve vicdanı hiç rahat değil. Ama konumuz ne iyilik, ne iyi niyet ne de vicdan. Konumuz bir suçun açığa çıkarılması ve bunun için görevli ve yetkili kişiler. Konumuz Willboughby’nin karakteri değil, görevini yapıp yapmadığı, ne kadar yaptığı. Niyet değil, eylem.

Bir cinsel suç söz konusu olduğunda, patriyarkanın hukuk kılığında, bireylerin temel kişilik haklarını korumak için karşımıza çıkması pek ‘muteber’ bir tartışmadır. Mildred’ten billboardları kaldırması için yaptığı konuşmada Willbougby’nin can simidi de bireylerin kişilik haklarını koruyan hukuk/kanun tartışması oluyor. Mildred canı yanmış olmanın getirdiği isyanla Willboughby’e sorar; “Neden Misouri’de yaşayan herkesten DNA alınmamıştır? Belki de, herkesin daha doğduğunda DNA örnekleri alınmalı ve bir suç meydana geldiğinde veri bankasına başvurulmalı.” Kanun adamı Willboughby cevaplar; “Sanırım bu kanunlara aykırı olurdu”. Mildred ile Willboughby arasındaki bu diyalog, herkesin kayıtlı olacağı bir DNA veri bankasının meşruluğu tartışması değil, neden kadınlara karşı suçlar bu kadar yoğunken köhnemiş hukuk sistemi yerine özellikli politikalar geliştirilmiyor sorusuna dair provokatif bir tartışma.

Ebbing sakinleri rahatsız

Mildre, billboard kampanyasına başlarken haklı. Bir suçun aydınlatılmasında toplumun dikkatini çekmek kritik. Toplumun meseleyi konuşmaya başlaması, yetkililerin görevlerini yapmasında ana motivasyon kaynağı, baskı aracı, hesap verilebilirliğin ilk adımı olabilir. Kendisine şiddet uygulayan dangalak eski kocasına laf anlatmaya çalışırken de istatistik verisi veriyor; “Toplumun dikkatini çeken davalarda sonuç alma oranı, toplumun ilgilenmediği davalara oranla daha yüksek.”

Mildred, billboardlardan istediğini alıyor. Gerçekten toplumun dikkatini çekmeyi başarıyor. Ama bu dikkat çekme, mahallelinin çok sevdiği amir Willboughby ve ekibinin doğruluğuna, soruşturmada yapacak başka bir şey olmadığına olan inancı nedeni ile bir süre sonra Mildred aleyhine dönüyor. Canı gönülden destekleyen tek kişi, Mildred’in kadın arkadaşı. Bunun dışında oğlundan eski kocasına, mahalle eşrafına herkes suçun soruşturulmasının yegane sorumluları olan polislerin işaret edilmesinden ve hesap tahtasına yazılmasından rahatsızlık içinde. Billboard kiralama şirketi tehdit altında, Mildred’in oğlu okulunda arkadaşları tarafından dışlanıyor, kasaba rahibi Mildred’e karşı anket düzenliyor, dişçi Mildred’i tehdit ediyor. Mildred hakkında suç duyuruları var. Yerel medya ise dram peşinde. Mahallelinin rahatsızlığının bir tarafı, sadece polis merkezi amiri Willboughby’nin çok sevilen bir kişilik olması değil aynı zamanda kapanmaya yüz tutmuş, sürüncemede kalmış bir dosya ile bu kadar uğraşmak da mahallelinin hoşuna gitmiyor. Mahallelinin iç sesi: “Bu meselenin bu kadar eşelenmesi başımızı ağrıtıyor.”

Karşımızda, cinsel suça inanmayan bir mahalleli yok bu sefer. Herkes tecavüz edilmiş ve yakılarak öldürülmüş Angela’nın annesi Mildred’i haklı buluyor. Toplumun vicdanını derinden etkileyen bu olay aydınlığa kavuşmalı. Olayın vahşiliği, mahallelinin bu haklılığa kanaat getirmesinde küçümsenemez bir unsur. Mahallelinin suça inanmaktan başka bir alternatifi yok. Belki Angela hayatta olsa başka bir hikayede alternatiflerden konuşuyor olabilirdik. Angela’nın beyanının ve inandırıcılığının sorgulandığı diyaloglar duyabilirdik. Ama Angela, toplumu çok üzen bir şekilde suça maruz kaldı. Tecavüze uğradı, vahşice, yakılarak öldürüldü. Toplumun mağdura inanması için elzem tüm koşullar oluştu.

Herkes Angela ve Mildred için çok üzgün ve endişeli. Ama bu kadar. Toplumun yüksek endişesi ve üzüntüsü bir talebe dönüşmekten çok bir suçun soruşturulması için sorumlulara işaret ettiğinizde anında bir çekinceye dönüşüyor. Nüfuzlu, herkesin sevdiği Willboughby’ye Mildred tarafından sorulan sorular kasaba sakinlerini incitiyor, yabancılaştırıyor. Toplumun vicdanı adalet talebine dönüşmüyor.

İkiyüzlü vicdanı açık eden sahne, Mildred’in billboardları indirmesi için evine kadar gelme cüreti gösteren rahip ile diyaloğu. Kasaba halkının sesi olan rahip, “Angela konusu ile ilgili yanındayız” diyor ve ekliyor, “ama billboardlar konusunda kimse seni desteklemiyor.”. Evet herkes Angela konusunda Mildred’in yanında ama kimse Mildred’in, Angela’nın katilinin tutuklanması ve polislerin doğru çalışması talebinin yanında değil. Ne yaman çelişki! Mildred failin bulunmasını istediğinde, politikalardan ve soruşturmanın yürütülmesinden sorumlu kişileri işaret ettiğinde, Mildred’in talepleri sesi kısılması gereken, can sıkan, netameli kadının sesi haline geliyor.

Film boyunca, Mildred polise sorduğu sorular ile genel olarak kadına yönelik şiddet suçlarında soruşturmaları sorgulatıyor. Karakola çekildiği bir gün, Mildred ile polis merkezi amiri arasında geçen kimin beyanının esas alınacağına dair diyalog gibi. Kabul görmüş bir norm olarak, erkeğin beyanının, kadının beyanından kıymetli olmasına göndermede bulunan Mildred kendisine zarar vermek niyetinde olan dişçiyi, yaralamak zorunda kaldığı için ifade verirken soruyor,“Bu kez benim beyanımı esas alırsınız belki”.

Filmin ilerleyen sahnelerinde kadınlara karşı işlenmiş suçların soruşturulmasının turnusol kağıdı işlevine bir gönderme var. Filmin başından itibaren siyahlara merkezde işkence, sokakta ayrımcılık yapan polislerden nefret ederken beyaz Ebbing Polis Merkezi’nin yönetimine gelen siyah amir, Angela Hayes’in soruşturma dosyasını sorduğunda “acaba olayı aydınlatacak destek güçleri mi çıktı sahneye” diye düşündürse de kadınlara yönelik işlenen suçlarda mesele hiyerarşi, devlet, erkeklik olduğunda siyah amir de boşa çıkan bir oyuncu oluyor. Dava dosyasını boş veriyor, bir tecavüz ihbarı ile DNA’sına bakılan kişi güçlü olduğu için ilgilenmemekte beis görmüyor.

Alternatifsizlik 

Kadınlar, şiddeti önlemek, sona erdirmek, faili cezalandırmak için devlete başvurur. Hayatının korunmasını talep eder ya da suçlunun cezalandırılmasını. Bazen ikisi de. Korumaya ihtiyacı vardır ya da adalete. Bunu tüm imkanları, kaynakları ile yapabilecek özne devlettir. Adalet ihtiyacının karşılanmaması beraberinde alternatifsizliği getirir. Zorunluluk, çıkışsızlık, biçarelik. Adaletsizliği kabullenmek bir alternatif olmaktan çıktığı zaman ise, adaleti kendi yolunda aramak tek seçenek olarak kalır. Hayatlarını korumak zorunda oldukları için kendini savunan çok sayıda kadın var. Son yıllarda seslerini daha çok duyar olduk. Yapmak zorunda oldukları için kendini bir suçun ortasında fail olarak bulan kadınlar. Yaşam ya da ölüm ikiliği arasında sıkışan kadınlar. Film biterken, Ebbing Polis Merkezi’ni kendi köhnemişliği ile bırakan Mildred’in Ohio’ya yola çıkışı bana bu kadınları hatırlattı. Hayır, bu bir suça güzelleme değil. Alternatifsizlik.

[1] “Raped while dying”, “And still no arrests”, “How come, Chief Willoughby?”.

Cevapla

Please enter your comment!
Lütfen adınızı yazın.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.