Grevin en büyük kazanımı, bir daha İspanya’da yeniden üretim alanını kapsamayan bir greve genel grev denemeyeceğini göstermiş olmasıydı. Bu tarihten itibaren üretim kapsamına indirgenen bir grev her zaman “kısmi grev” olacak.

İspanya’da bu yıl 8 Mart’ta 6 ila 8 milyon arasında kişinin katıldığı feminist bir grev yapıldı. İspanyalı feministler İzlandalı, Arjantinli, Polonyalı, Amerikalı kadınların grev deneyimlerinden yola çıktılar. 8 Mart 2017’den itibaren, 2018 8 Mart’ında yapmayı hedefledikleri feminist grevi örgütlemeye koyuldular. Bu grevin adının kadın grevi değil feminist grev olarak konması ve grevin başarılı olabilmesi için feminizm adıyla yaygın, koordinasyon içinde bir örgütlenmeye gidilmesi, feminist mücadele tarihimizde yeni bir deneyimdi.

İspanya’da 2016 yılı istatistiklerine göre, kadınların aldıkları ücret erkeklerinkinden %14,2 daha düşüktü. Cinsel taciz, tecavüz sürekli artıyordu. İspanya’da son 14 yılda öldürülen kadın sayısı 1000’di. İspanyol bir kadın, temizlik, yemek pişirmek ve çocuk bakımı gibi işlere haftada ortalama 26,5 saat harcarken erkekler haftada yaklaşık 14 saat harcıyordu. Feminist grev, sadece kadına yönelik şiddet ve ücret uçurumları gibi en açık meselelerin değil, aynı zamanda kadınların işte, kamusal yaşamda, evde ve medyada her gün deneyimlediği ayrımcılık ve cinsiyetçiliğin kesin reddi için planlandı. Heteroseksizmin cinsel yönelimlerimize ve kimliklerimize dönük baskılarına karşı örgütlendi. Grev için yola çıkıldığında tüm ezilenler gibi kadınlar da hayatın her alanında kapitalist krizin, siyasal hayata yayılan yolsuzluğun, demokratik haklara yönelik gittikçe artan saldırıların etkisi altındaydı.

Örgütlenmek istenen grev, genel grev değildi. Feminist grev ya da başka bir deyişle feminist genel grevdi. Hedeflenen işçi sınıfının değil, kadınların ekonomik ve sosyal yaşamdaki ağırlığını, önemini ortaya koymaktı. Dolayısıyla bu grevin “kahramanları” erkekler değil kadınlardı. İşte bu nedenle İspanya’da feminist grev için doğrudan erkeklere çağrı yapılmadı. Kuşkusuz greve erkeklerin katılmasının önünde bir engel yoktu: Greve destek olmak isteyen erkeklere grevi duyurması, kendisinin ya da arkadaşının çocuklarına bakması, ailelerinde yaşlı ve hasta bakımı yapmaları, günlük ücretini greve katıldığı için ücreti kesilecek kadın arkadaşına ya da feminist örgütlere bağışlaması, tüketici grevine katılması, grev günü kadınların greve katılmalarını kolaylaştırmak için her tür desteği göstermeleri ayrıca grev sonrası da erkeklik sorgulaması yapıp ayrıcalıklarından vazgeçmek için uğraşması… için çağrı yapıldı. Kadınlar sistematik olarak susturulan seslerine sahip çıkmak ve kendi stratejilerine kendileri karar vermek istediklerini, dolayısıyla erkeklerin geride durmasını tercih ettiklerini açıkça dile getirdiler.

Feminist grev, sözünü ve taleplerini oluştururken, ekonominin piyasanın dinamiklerine bağlı ve kâr odaklı olarak değil, “yaşamı merkeze alacak şekilde” yeniden örgütlenmesi için bakım, tüketim, iş ve eğitim alanlarındaki kaynak dağılımının kökten değişmesi gerektiği perspektifinden yola çıktı. Kadınlar durduğunda dünyanın duracağını anlatmak için de grev alanları çeşitlendirildi. Öncelikle klasik genel grevde ücretli çalışma üzerinden işçi sınıfının üretimden gelen gücünü kullanması fikri, bir feminist grevde kadınların üretimden ve yeniden üretimden gelen gücünü kullanmasına doğru genişletildi. Bunun yanı sıra, grevin kapsamına o gün alışveriş yapılmaması ve öğrencilerin okula gitmemesi çağrısı da eklendi.

Genel grev çağrıları sendikalar ya da kimi zaman sınıfın siyasi örgütleri tarafından yapılırken, feminist grev çağrısını feminist örgütler yaptı. Grevin çatısını, alanlarını oluşturduktan sonra sendikalara ve siyasi partilere destek vermelerini istemek için gittiler.

Feminizmin siyasi özgüllüğü, grevin örgütlenmesini güçlü kıldı. Keza feminizm, kadınların özgürlüğü için patriyarkanın farklı tezahürleriyle çatışma siyaseti olduğu kadar, kadınların güçlenmesi için adım adım kazanımların ardına düşen, kadınların deneyimlerini dikkate alan, ezilmenin farklı katmanlarını gözeterek kadınlar arasında köprüler kurmayı hedefleyen bir uzlaşma siyaseti. Ayrıca yatay örgütlenmeyi kendi siyasetine içkin olarak benimsiyor. Bu bağlamda grev, son bir yıllık çalışmanın değil, İspanya’da bir toplumsal hareket olarak güç biriktirmiş istikrarlı, sürekli ve bağımsız feminizmin 40 yıllık mücadele tarihinin ürünüydü. Feminist grev çalışmaları çeşitli ülkelerde sağcı, muhafazakar, otoriter iktidarlara karşı feminist başkaldırılarla, cinsel saldırı-tacizi açık eden #MeToo ile sadece bir ülkeyi değil, dünyayı saran feminist rüzgarın gücünü de arkasına aldı. Grev günü olarak belirlenen 8 Mart’ın kadınlar günü olması da kadınların mobilizasyonu açısından bir avantajdı.

2017, 8 Mart Küresel Kadın Grevi’ne büyük sokak gösterileriyle katılan, fakat başka alanlarda grevi ancak sembolik olarak örgütleyebilen 8 Mart Madrid Komisyonu, Mayıs ayında toplanarak İspanya genelinde 2018 feminist grevi için düğmeye bastı. Öncelikli hedef olarak bu fikri ve örgütlenme ağını yaygınlaştırmayı koydular. Evlerde, işyerlerinde feminist grev fikrinin tartışılması ve coğrafi olarak İspanya’nın her yerinde örgütlenmeler oluşturulmasını teşvik için kolları sıvadılar. Haziran ayında Madrid’de yapılan toplantıda, Eylül’de ulus çapında bir toplantı düzenlenmesine karar verildi. Bu toplantıda grev komisyonu oluşturuldu. Feminist grevin adının konması ve örgütlenme alanlarının belirlenmesi bu toplantı esnasında gerçekleştirildi. Atılacak adımlarla ilgili görev dağılımı yapıldı, komisyonlar oluşturuldu. Sendikalarla, siyasi partilerle görüşmelerin hızlandırılmasına karar verildi. Ocak ayında Zaragoza’da 400 kadının katıldığı ikinci ulusal toplantıya kadar örgütlenme ağı genişlemiş, onlarca bölgede toplantılar yapılmış, grev komiteleri oluşturulmuştu. Feminist grevin başarılacağına ilişkin umut ve beklenti yükselmişti. Mart ayına gelindiğinde artık greve kazanılmış gözüyle bakılıyordu.

Sendikalarla, partilerle görüşmeler olumlu sonuçlar verdi. Şaşırtıcı olmayan şekilde, ilk destekler radikal sol-sosyalist kesimden geldi. Sadece ücretli çalışan kadınların katılımını kolaylaştırmak için değil, grevin hukuki boyutunu çözümlemek ve yasal bir çerçeveye oturtulmasını sağlamak için de sendikaların desteği gerekiyordu. İspanya’da sendikaların ücret kesintisiyle genel grev ilan etme hakkı, bu sefer feminist grev için kullanıldı. Ocak ve Şubat ayında CNT ve CGT’nin içinde olduğu 10 sendika, feminist grev çağrısına destek verdiğini ilan ederek 24 saat grev çağrısı yaptı. Böylece sokağa çıkacakların yasal güvencesi sağlanmış oldu. İktidar partisi çizgisindeki ülkenin en büyük iki sendikası olan CCOO ve UGT ise 24 saat feminist grev çağrısını desteklememekle birlikte, kadınların mücadelesi sonucu bu çağrıya yanıt vermek zorunda kaldı. Neticede, bu iki sendika her vardiyaya iki saat iş bırakma çağrısı yaptı.

İspanya’da feminist grev koordinasyonuna sıfırdan başlanmadı. Zaten birçok kampanyada bir araya gelen, farklı bölgelerden kadınlar arasında ağlar mevcuttu. 8 Mart 2017’deki kadın grevine katılım da bu ağlar üzerinden örgütlenmişti. Ancak bu koordinasyonu güçlendirmek ve grev komisyonlarını yaygınlaştırmak gerekiyordu. 22 yerelde 8 Mart grev komisyonu oluşturuldu. Bütün kadınlara açık çağrıyla bölgelerde toplantılar yapıldı. Yine açık çağrıyla yapılan ulusal çalıştaylarda tüm çalışmaları koordine edecek eylem, iletişim, uluslararası iletişim, öğrenci çalışma komisyonları da—istisnalar dışında—coğrafi bölgelerde çalışan komisyon üyelerinin katılımıyla belirlendi. Komisyonlara katılım prensibi farklı feminist grupların ya da farklı feminist siyasetlerin temsili üzerinden oluşturulmadı; her komisyonda bir bölgeden en fazla iki kişinin yer alması ilkesi benimsendi. Çalışmaların tıkanmaması ve koordinasyonun sürekliliği için yerel komisyonlara katılacak kadınların kendi güçlerini değerlendirmeleri istendi. Akışkanlığı sağlayabilecek zaman ve enerjiye sahip olanların aday olmaları konusunda bir hatırlatma yapıldı.

Zaragazo toplantısında, ilkbaharda 3. Ulusal toplantıyı organize edecek değerlendirme komisyonu oluşturuldu. Böylece mücadele takviminin kesintisizliğine ilişkin irade de gösterilmiş oldu. Komisyona feminist grevin değerlendirmesine yönelik verileri toplayıp, toplantı öncesi katılımcılara duyurma görevi verildi.

Sendikalardan kadınlar da siyasi partilerden kadınlar da feminist grev çalışmasının içinde yer aldı. Yine şaşırtıcı olmayan biçimde, Meclis’te küçük temsiliyeti olan ve Meclis dışında kalan sosyalist-komünist partiler ilk destek verenler oldu. Mart ayına gelindiğinde Meclis’te %20 temsiliyeti olan Podemos 24 saatlik, %22,2 temsiliyeti olan PSOE iki saatlik grevi destekleyeceğini açıkladı. İktidardaki PP sözcüleri, grevin Podemos’un güdümünde olduğu, feministlerin kadınlarla erkekleri karşı karşıya getirdiği savıyla greve karşı olduğunu defalarca dile getirdi. Meclisin %14’ünü oluşturan Ciudadanos ise greve antikapitalist olduğu için katılmayacağını açıkladı, ancak sokak gösterilerine katılım çağrısı yaptı.

Sözün özü, kadınların mücadele, direniş tarihine dayanan ve kazanılmış bir gün olan 8 Mart’ta yapılacak feminist grev çalışmalarının kurduğu meşruiyet ve kadınların hayatlarına değen meselelere sahip çıkma arzusu sonucunda sendikalar ve siyasi partiler greve kayıtsız kalamadı. Çağrılara destek verdi. Sonuçta 6 ila 8 milyon arası kişinin katıldığı grev gerçekleşti. 200’den fazla İspanyol belediyesinde yaklaşık 120 yürüyüş, 182 toplantı ve 139 eylem gerçekleştirildi. 300’den fazla tren seferi iptal edildi.

Grevin en büyük kazanımı, bir daha İspanya’da yeniden üretim alanını kapsamayan bir greve genel grev denemeyeceğini göstermiş olmasıydı. Bu tarihten itibaren üretim kapsamına indirgenen bir grev her zaman “kısmi grev” olacak. Grevin başarısı, bakım işinin merkezi önemini ortaya koymasında ve bakım emeğini ekonomik sürecin bir parçası olarak yerleştirme becerisinde yatıyor. Feminist grevde balkonlara asılan mutfak önlükleri, sokaklarda eylem aracına dönüştü. Grevle evlerde, mahallelerde, işyerlerinde üretme ve yeniden üretme biçimlerine itiraz edilerek, erkek şiddeti ile yaşamın üretim ve yeniden üretimi arasındaki bağlar açığa çıkarıldı. Patriyarka analiziyle belirlenen grev alanları ve talepleri yaygınlaştırıldı. Bir politik özne olarak feministlerin toplum içindeki meşruiyeti arttığı gibi, feminist grev İspanya’da sağcı, cinsiyetçi, muhafazakar iktidara karşı mücadelede bir umut olarak ortaya çıktı, adeta bir devrim öncesi başkaldırı etkisi yarattı.

İspanya’da feministler grev sırasında ortaya çıkan potansiyel gücü koordine etmek, bağların kopmasını engellemek, grevde dile getirilen taleplerle ilgili yol haritası oluşturabilmek, sistem karşıtı bu grevin devrimci özünü kaybederek evcilleştirilmesine karşı korunmak için neler yapılabilir soruları etrafında tartışmaya başladılar. Hedeflenmesine rağmen renkli kadınlar, trans kadınlar, sakat kadınlar, hapisteki kadınlar, evsiz kadınlar, göçmen kadınları kapsayacak bir mücadele çizgisi oluşturamadığına ilişkin eleştiriler de oldu.

Ancak bu koskacaman adımın sonrasının eksikliklerini tamamlayarak yürüyeceğine ilişkin umut ve inanç daha fazla. Gözümüz, gönlümüz dayanışmamız onlarla…

İspanya’daki bu muazzam deneyimin üzerinden Türkiye’deki feminist harekete, örgütlenmeye baktığımızda tartışılması gereken birçok soru akla geliyor.

OHAL koşulları, demokratik haklarımıza saldırılar, seçilmiş kadın milletvekilleri ve belediye başkanlarının görevden alınması, İspanya’daki gibi protesto, grev hakkı olmadığı gibi, işçilerin grev yapmalarının neredeyse yasak kapsamında olması… bir yana, Türkiye’deki mevcut feminist örgütlenme perspektifleri ve bu örgütlenmelerin politik hedeflerine baktığımızda “feminist grev” bize uzak gözüküyor. Türkiye’deki feminist mücadelenin de 35 yıllık bir tarihi var. Çok sayıda örgütlenme deneyimi var. Ancak feminist hareket kavramı ve feministler öznesi daha dar bir kesime işaret ediyor. Dolayısıyla adını koymadan patriyarka analiziyle yapılan feminist sözler etkili de olsa oluşturulan platformlar, kampanyalar “feminist” sözüyle birlikte anılmıyor. Kadın kampanyaları, kadın platformları ve kadın hareketi diyoruz.

Sorulara geçersem;

Feminizm, sadece sözü kalabalıklaşan bir güç müdür, feminizmin kalabalıklaşmayı hedefleyerek örgütlenmesi mümkün müdür? Ya da ikisi birden mi? Arjantin’de kadın meclisleri, İspanya’da 8 Mart komisyonları şeklinde ve doğrudan feminizm adına yapılan yaygın-yerel örgütlenmeler feminist örgütlenmede yeni bir kapı mı açıyor? Mesele odaklı, parçalı örgütlenme dışında bütünsel bir feminist hat için örgütlenmenin imkânları, araçları nelerdir? Giderek yaygınlaşan uluslararası ağların, uluslararası feminist örgütlenmeler arasındaki artan ilişkilerin, uluslararası kadın grevi çağrılarının Türkiye’deki feminist mücadele üzerinde nasıl bir etkisi oluyor? Bu ağlara katılan feminist/ kadın grupları var mı? Bu deneyimi mücadeleye taşıyabiliyorlar mı?

İspanya’da örgütlenmesinde ve grev gününde kadınları özne olarak öne çıkaran hareket, mücadelenin hedefine patriyarkal kapitalizmi koyuyor. Bu arada kadınların ezilmesinden erkeklerin çıkarı olduğu fikrini asla geride tutmayarak, çözüm için erkeklere kendi iktidarlarından sıyrılma ve destek çağrısı yapıyor. Özellikle son yıllarda feminist mücadele, kadınlara yönelik sosyal haklar, ve cinselliğimiz ve bedenimiz üzerinde tasarruf hakkıyla bağlantılı olarak hükümetlerin kemer sıkma politikaları, otoriterlik, muhafazakarlık, ırkçılık ve milliyetçiliğe karşı da yürütülüyor. Hem Macri’nin (Arjantin) hem de Trump’un (ABD) karşı karşıya olduğu ilk grevler kadınlar tarafından yapıldı ve bu grevlere katılan kadınların talepleri çok katmanlıydı. Bu katmanlı mücadele hattını Türkiye’deki güncel feminist politikaya nasıl tercüme edebiliriz?

Feminizm kendini örgütleme kapasitesi, kadınların eşitlik, özgürlük ve kurtuluş taleplerine dayanan meşruluğu ve sosyal mücadelelerin geri kalanını etkileyecek potansiyel gücü ile toplumsal dönüşümde bir hareket olarak farklı bir yer işgal etmeye mi başladı?

Ya da böyle bir yer işgal etmeli mi? Türkiye’de OHAL döneminde en örgütlü güçlerden biri olarak görülen kadın hareketi ve Türkiye’deki en çoğulcu en kalabalık yürüyüşü örgütleme kapasitesine sahip feministlerin örgütlenmeleri nasıl güçlendirilebilir?

İspanya’da sendikalardan, partilerden kadınların katılımıyla bağımsız örgütlenebilen ve mücadele hattını kendi oluşturan feminist hareket, Türkiye için bir örnek oluşturabilir mi?

Cevapla

Please enter your comment!
Lütfen adınızı yazın.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.