Ataerki erkeklerin özsaygısına, benliğine, mutluluğuna karşı savaş açmışken feminizm erkekler için de bir kurtuluş yoludur. Feminizm, değişme gücünü ve cesaretini biz kadınlara verdiyse erkeklere de verebilir.

Feminizm Herkes İçindir: Tutkulu Politika kitabının yazarı bell hooks’un Değişme İsteği: Erkekler, Erkeklik ve Sevgi adlı kitabı BGST Yayınları tarafından Mart ayında yayınlandı. Amerika’daki cinsiyet, ırk ve sınıf ayrımcılığına dair pek çok çalışmaya imza atan bell hooks, feminist literatürü takip eden Türkiyeli okuyucunun yakından tanıdığı bir isim. Değişme İsteği: Erkekler, Erkeklik ve Sevgi kitabında ataerkinin erkeklerle kurduğu ilişkiye odaklanan bell hooks, feminist bir erkek kimliğinin nasıl örgütlenebileceğini ve ataerkiden kurtulmak isteyen erkeklere feminist hareketin nasıl yol gösterebileceğini tartışmaya açıyor. Bilindiği gibi bell hooks, feminizmi “cinsiyetçiliği, cinsiyetçi sömürüyü ve baskıyı sona erdirmeye çalışan bir hareket” olarak tanımlar. Cinsiyetçiliği sona erdirmeyi amaçlayan herkesi, kadınları, erkekleri ve kendisini bu iki kategori içinde tanımlamayan tüm kesimleri feminizme davet eder. Feminizme yaklaşmadıkları müddetçe eşitlik, özgürlük, kardeşlik, adalet hayallerinin peşinde koşan toplumsal hareketlerin de bu ideallere asla ulaşamayacaklarının altını çizer. Feminist teori ve politika ataerkinin, cinsiyetçiliğin kadınların hayatını ve toplumsal hayatı nasıl tahrip ettiği üzerine neredeyse iki yüz yıllık muazzam bir birikime sahip. Bu çalışmaların büyük bir kısmında erkekler iktidar sahibi, tahakkümcü yönleri; kadınlar, çocuklar ve kendilerinden güçsüz gördükleri diğer erkekler üzerindeki baskı ve şiddet eylemleriyle öne çıkmıştır. Erkeklere güç ve iktidar vaat eden ataerkinin, onların duygu dünyaları, ruhsal ve fiziksel sağlıkları üzerindeki yıkıcı etkisine değinen sınırlı sayıda çalışma yapılmıştır.

Değişme İsteği: Erkekler, Erkeklik ve Sevgi kitabında ise bell hooks, erkekliğin toplumsal olarak nasıl inşa edildiğini, ataerkinin erkeklerin duygusal, ruhsal ve bedensel sağlığını nasıl tahrip ettiğini tartışıyor. bell hooks, cinsiyetçi olmayan bir dünya özlemi kuran feminizmin toplumun geniş bir kesimini oluşturan erkeklere ataerki hastalığından kurtulmalarını sağlayacak şekilde rehberlik etmesini, feminist hareketin toplumsal sorumluluğu olarak görüyor. Değişme İsteği: Erkekler, Erkeklik ve Sevgi kitabında sistem karşıtı bir feminizmin bu toplumsal sorumluluğuna dikkat çekiyor. Feminizmin idealindeki toplumsal projede ataerkiyle, cinsiyetçilikle mücadele eden feminist bir erkekliğin nasıl şekillenebileceğini, feminist hareketlerin değişmek isteyen ama değişmekten korkan erkeklere nasıl cesaret verebileceğini tartışmaya açıyor.

Ataerkil Erkek Olmak

Değişme İsteği Erkekler, Erkeklik ve Sevgi kitabında bell hooks, ataerki ve erkeklik ilişkisi üzerinden ataerkiyi “erkek bedenine, ruhuna saldıran, yaşamı en fazla tehdit eden toplumsal hastalık” olarak tarif eder. Hepimiz ataerkil, cinsiyetçi bir dünya içine doğuyoruz. Doğduğumuz andan itibaren giyeceğimiz renkler, oynayacağımız oyunlar, oyuncaklar cinsiyetlendiriliyor. Ataerkil bir toplumun istediği şekilde duygularımız, davranışlarımız, yönelimlerimiz, bedenlerimiz şekillendiriliyor. Neyin bir kadına, neyin bir erkeğe uygun davranış biçimi olduğu kimi zaman ‘güzellikle’ kimi zaman zorlamayla kimi zaman da şiddetle bizlere öğretiliyor. Ataerkil ebeveynler, ataerkil aile, ataerkil eğitimciler, ataerkil kurumlar, din, medya, popüler kültür, ataerkil siyasetçiler, ataerkil entelektüeller… Doğumdan ölüme kadar ataerkil sistemin belirlediği cinsiyetçi rolleri en iyi şekilde oynamamız, bizlere çizilen sınırların dışına çıkmamamız için bize sürekli rehberlik ediyor. Feministler ataerkinin kadınlık durumu, kadın doğası üzerine söylediği yalanları yakından tanır. Ataerki kadın doğası hakkında ürettiği yalanları erkek doğası üzerinden de kurar ve erkeklere de sürekli yalanlar söyler. Erkekleri doğaları gereği kadınlardan üstün varlıklar olduklarına, hayatlarındaki kadınların sahibi ya da koruyucuları olduklarına ve her şeyi yönetmek üzere yaratıldıklarına inandırır. Ataerki, erkeklerin aklı temsil ettiğini akıllarını kullanarak dünyaya hükmedeceklerini ve hükmeden, güçlü erkekler olduklarında tatmin olacaklarını söyler. Erkeklerin başlıca görevi güçlü olmak, yönetmek, hizmet beklemektir. Tahakkümcü erkek olmak istemediklerinde onlara kadınları, çocukları koruyacak şövalye erkekler olabilecekleri söylenir. Ailenin sahibi olarak onlara aileyi geçindirme sorumluluğu verilir. Çocuklarının bakımını üstlenmek ve onları yetiştirmek ise ataerkil bir erkeğin görevi değildir. Böylece ataerki, muktedir gördüğü erkekleri kendi bakımlarını dahi üstlenemeyecek aciz erkeklere dönüştürür. Ataerkil erkek dünyasında duygulara yer yoktur. Ataerki erkeklere güçlü olmak için duygularını saklamaları gerektiğini, duygularını göstermenin zayıflık olduğunu hatta bunun onları kadınlaştıracağını söyler. Sevgiyi merkeze alan bir erkek karşısındakiyle empati kurabileceği için gerçek anlamda hükmeden bir erkeğe dönüşemez. Ataerkinin erkeklere söylediği diğer bir yalan da şiddetin doğalarının bir parçası olduğudur. Bu nedenle ataerki erkeklerin, şiddeti tetikleyen öfke dışındaki duygularıyla bağ kurmalarına izin vermez. Öfkeyi kontrol etmelerini ve ne zaman açığa çıkarabileceklerini de onlara öğretir. Namusunu, ailesini, vatanını korurken bu öfkenin ve şiddetin en güçlü şekliyle açığa çıkması beklenir. Şiddet eylemi suça dönüştüğünde bu suçu mazur göstermek için çeşitli gerekçeler bulunması, hafifletici sebepler aranması bu nedenle tesadüf değildir. Erkeklere her daim bu şiddeti dışa vurabilecekleri askerlik kurumu, spor salonları, stadyumlar gibi meşru alanlar da yaratılır.Ataerki yalanında erkek doğasının diğer olmazsa olmaz parçası da sekstir. Ataerki seksin erkekliğin en kurucu parçası olduğunu söylerken bunu sevgiyle değil tahakküm ve kontrolle ilişkilendirir. Bu doğal ihtiyacı giderirken seks yaptıkları kişilere karşı sorumluluk, sevgi gibi duygular hissetmelerinin gerekli olmadığını belirtir. Çünkü erkeğin sorumluluğu kendisine bu gücü veren ataerkiye karşıdır. Seks yapmaya o kadar meraklı olmasa da çoğu erkek bunu yapmak zorunda olduğunu yoksa asla tam olarak erkek olamayacağını düşünür. Çevresindekilere de seks ve şiddet aracılığıyla ne kadar erkek olduğunu göstermenin yollarını arar. Kapitalist dünyanın amacı olan para da erkeğin olmazsa olmazıdır. Erkek, para kazanmak zorundadır; ailesine bakmak için; diğer erkeklere, çevresine erkekliğini mal varlığı üzerinden ispatlamak için… İş, erkeklerin hem iktidarını kuracak olan paranın kazanıldığı bir alandır hem de hayatlarındaki mutsuzlukları sakladıkları, sığındıkları bir liman. Bu noktada işkoliklik erkeklerin hayatındaki başka bir hastalık olarak karşımıza çıkar. Ataerki erkekleri duygusal olarak kusurlu insanlara dönüştürür ve onların bu şekilde kalmalarını ister. Pek çok erkek ataerkil erkek rolünü oynamaktan ve tam anlamıyla tatmin olamamaktan mutsuz olsa da ataerki, erkeklerin mutluluğu ile gerçek anlamda ilgilenmez.

Ataerkiden kurtulabiliriz…

Yüksek sesle dile getirmesek de çoğu kadın hayatlarında duygu bağı kurdukları erkeklerin; babalarının, kardeşlerinin, oğullarının, arkadaşlarının, eşlerinin, sevgililerinin sevgisini göstermesini ve sevgiyi hissetmek ister. Aynı zamanda çoğu kadın bu erkeklerin özgürlüklerini kısıtladıklarını, kendilerine baskı uyguladıklarını, bencil olduklarını ve onlar yok olduklarında özgürleşeceklerini düşünür. Sevgi beklediğimiz bu kişilerin bazen ölmesini istemek de kadınlara acı verir. Erkekler değişebilir mi, nasıl değişir sorusu pek çok kadının kafasını kurcalar. Çoğu kadın erkeklerin değişmesini ister. Bazen erkekleri değiştirme isteklerine kadınların kendi bencil arzuları da eşlik edebilir. Hayatlarındaki erkekleri –genellikle oğullarını, arkadaşlarını, sevgililerini, eşlerini- kendi istekleri doğrultusunda şekillendirmeye çalışabilir. Kimi kadın da erkeklerin asla iflah olmayacağını yani asla değişmeyeceklerini düşünüp “böyle gelmiş böyle gider.” diyerek mutlu olmadıkları hayatlara rıza gösterebilir. Bazılarımız da erkeklerin sevemeyeceğine inanır ve “benim sevgim ikimize yeter” diyerek erkeklerin yerine de sevmeye çalışıyor olabilir. Sevgisizliğin ıstırabına katlanmak istemeyenlerse erkeklerden uzak bir hayat kurmanın yollarını arar ve bir şekilde de bulur.

Değişme İsteği: Erkekler, Erkeklik ve Sevgi kitabında bell hooks, ataerkil erkekliğin bir kader olmadığını ve erkeklerin bunu değiştirebileceğini söyler. Ancak bu değişimi kadınların istediği, kadınları mutlu edecek erkeklere dönüşmek üzerinden ele almaz. Bu değişimi, ataerkiyle kurulan ilişkinin değiştirilmesi üzerinden tanımlayan bell hooks, ataerkil düşünce ve pratiğin hayatlarındaki negatif etkisini keşfetmeden, feminist düşünce ve pratiğe yaklaşmadan erkeklerin sevebilmesinin, özgürleşmesinin mümkün olmadığının altını çizer. Çünkü ataerki, erkeğin kendisiyle ve çevresiyle kurduğu ilişkilerde tahakkümü merkeze alarak samimiyeti ve sevgi bağlarını tahrip ediyor. Kurulan ilişkilerde güç ve iktidar merkezde olduğu müddetçe sevgiye yer kalmıyor. Güçlü, muktedir olmak adına erkekler ilk olarak bu sevgi bağını kopararak erkekliği öğrenmeye başlıyor. Sevginin nasıl alınıp verileceğini, paylaşılacağını bilemiyor. Bu, çoğu erkeğin de içten içe farkında olduğu ancak itiraf edemediği bir gerçek. Bu gerçeğin ıstırabını saklamak için de hayatlarına sürekli maskeler takarak devam ediyor ve sürekli bir yalanı yaşamak zorunda kalıyorlar. Ataerkinin ne kadar güçlü ve ikna edici bir sistem olduğunu, pek çok şeyi doğalmış gibi ve asla değiştirilemez olarak bizlere sunduğunu kadınlar olarak kendi hayatlarımızdan biliyoruz. Bizler ataerkinin kurduğu bu büyük oyunda hem oyun kurucu hem izleyici, hem oyunun öznesi hem de nesnesi olarak çeşitli pozisyonlarda roller alıyoruz. Feminizm ise içinde rol aldığımız bu büyük oyunu bizim önümüze koyarak oyunu bozma ve cinsiyetçi, ataerkil olmayan yeni bir oyun kurma konusunda bizlere rehberlik ediyor. Ataerki erkeklerin özsaygısına, benliğine, mutluluğuna karşı savaş açmışken feminizm erkekler için de bir kurtuluş yoludur. Feminizm, değişme gücünü ve cesaretini biz kadınlara verdiyse erkeklere de verebilir.

Bu noktada bell hooks, feminist hareketlere de önem bir rol düştüğünü belirtiyor. Cinsiyetçi olmayan bir dünya istiyorsak hayatımızı kuşatan bu ataerkil normlar karşısında feminist düşünce ve pratiği hayata geçirebilmek için değişime önce kendimizden başlamalıyız. Bu değişime dahil olmak isteyen herkesle yan yana gelebilmeliyiz. Feminizmin özgürleştirici gücünü keşfeden feministlerin bu gücü tüm toplumla paylaşması ve tüm toplumu feminizmi talep etmeye çağırması da feminist hareketlerin sorumluluğunda. Bu noktada cinsiyetçiliği, ataerkiyi geriletmek ve özlemini kurduğumuz dünyayı birlikte yaratmak için kadınların, erkeklerin ve kendilerini bu iki kategori içinde tanımlayan kesimlerin buluşabildikleri ortak bir zemini tahayyül etmek oldukça önemli bir yerde duruyor.

Cevapla

Please enter your comment!
Lütfen adınızı yazın.