Kadın emeği meselesi hem feminist bir mesele hem de sınıfsal bir mesele. Bu nedenle feminist sendikal mücadele sadece bir “kadın meselesi” değil; geleceğin emek mücadelesinin nasıl şekilleneceğine dair temel politik bir mesele aynı zamanda.

Burcu Köleli for OBI x Fine Acts

Sendikalar, Sanayi Devrimi sonrasında ağır çalışma koşullarına, çocuk işçiliğine, düşük ücretlere ve uzun çalışma saatlerine karşı mücadele etmek için kuruldu. Ancak kadınlar bu mücadelenin doğal bir parçası olarak kabul edilmedi. Erkek egemen sendikalar, ucuz iş gücü olarak sömürülen kadınlarla dayanışmak yerine onları ücretleri düşüren rakipler olarak gördü ve üyeliklerini engelledi. Kadınların çalışma yaşamındaki varlığının ev içindeki karşılıksız emek düzenini sarsabileceği düşüncesi de bu dışlanmada etkili oldu. Bugün kadınlar sendikalarda yer alabiliyor, karar mekanizmalarına katılabiliyor ve eşitlik politikaları tartışılabiliyorsa bunun arkasında yıllardır süren feminist mücadele bulunuyor.

Bugün hala kadınların eşit hak ve temsiliyet için, sendikalarda var olabilmek için mücadele etmek zorunda kalmasının arkasında erkek egemen sendikal anlayışlar var. Birçok sendika söylem düzeyinde yol almış görünse de kadınların ve lubunyaların haklarına dair bütünlüklü politikalar üretmek, erkek egemen anlayışlarla yüzleşmek konusunda ikircikli tutumlarını sürdürüyor.

Sendikalar toplumdan bağımsız yapılar değil. Patriyarkal kapitalist düzenin kodları sendikalara da taşınıyor. Bu bazen kadınların sözünün kesilmesi, erkeklerin birbirini kayırması, tacizin ve erkek şiddetinin üstünün örtülmesi gibi açık biçimlerde karşımıza çıkıyor. Bazen de daha görünmez biçimlerde işliyor. Komisyonlarda çalışan, raporları yazan, üyelerle ilişkileri düzenleyen, sorunlara çözüm üreten, etkinlikleri örgütleyenler kadınlar olurken; kameraların karşısına çıkanlar, karar verenler ve temsil yetkisini kullananlar çoğunlukla erkekler oluyor.

Kadınlara çoğu zaman görünmez sınırlar çiziliyor. Onlardan sadece “kadın meseleleri” hakkında konuşmaları bekleniyor; ücret politikası, örgütlenme stratejisi, politik tutum oluşturma ya da mali işler gibi alanlar ise erkeklerin uzmanlık alanlarıymış gibi görülüyor. Kadınların bu alanlarda söz üretmesi teşvik edilmek yerine sınırlandırılıyor. Böylece erkek egemenliği mevzi kaybetmeden kendini yeniden üretebiliyor.

Kadınların sendikalardaki eşit hak ve temsiliyet talepleri hala yeterince karşılık bulmuyor. Birçok sendikada kadınlar üye olarak var olsa da karar mekanizmalarında aynı ölçüde yer alamıyor. Yönetim kurulları, delegasyonlar, toplu sözleşme komisyonları, resmi ve gayriresmi karar ağları büyük ölçüde erkeklerin kontrolünde kalmaya devam ediyor.

Lubunyalar açısından tablo daha da ağır. Sendikaların çoğu hala heteroseksüel erkek işçi normu üzerinden düşünüyor. LGBTİ+ işçilerin maruz kaldığı şiddet, ayrımcılık, işten çıkarma, mobbing ve güvencesizlik çoğu zaman sendikal gündeme giremiyor. Bu nedenle birçok lubunya sendikalarda açık kimlikle var olmakta zorlanıyor ya da kimliğini görünmez kılmak zorunda hissediyor. Bazı sendikalarda LGBTİ+ çalışmaları yürütülmüş, eğitimler düzenlenmiş olsa da bunlar çoğu zaman sendikalara yerleşmiş ve kurumsallaşmış politikalar haline gelemiyor. Daha çok belirli kişi ve grupların emeğiyle varlığını sürdüren alanlar olarak kalıyor. O kişiler herhangi bir nedenle çekildiğinde büyük emeklerle açılmış alanlar daralıyor ya da tamamen ortadan kalkabiliyor.

Eylem ve etkinliklerde, raporlarda, afiş ve broşür hazırlıklarında, toplantılarda kısacası yapılan her işte kadınları ve lubunyaları sürekli hatırlatmak gerekiyor. Aksi halde sendikalar zihinlerindeki işçi profiline göre hareket etmeye devam ediyor. Bu profil; heteroseksüel, erkek, evin geçimini sağlayan, güvenceli, kadrolu, tam zamanlı çalışan ve fabrika ya da ofis gibi belirli bir mekanda çalışan işçilerden oluşuyor. Oysa kapitalizm uzun zamandır başka bir çalışma düzeni kuruyor. Klasik sekiz saatlik mesainin ve ömür boyu aynı işyerinde çalışıp emekli olmanın yerini esnek ve güvencesiz çalışma biçimleri aldı. İşin belirli bir mekana bağlı olmadığı, çalışma saatlerinin belirsizleştiği, insanların her an ulaşılabilir olmaya zorlandığı bir sistem yaygınlaştı. Performans baskısının arttığı, sosyal güvencenin zayıfladığı, proje bazlı ya da belirli süreli sözleşmelerle hatta kimi zaman hiçbir sözleşme olmadan, kayıtsız çalıştırmanın sıradanlaştığı bir emek rejimiyle karşı karşıyayız.

Karşılıksız ev içi emeği sömürülmeye devam edilen kadınlar ise bu güvencesiz çalışma biçimlerinin ilk hedeflerinden biri oluyor. Esnek, yarı zamanlı ve kayıt dışı istihdam önce kadınlar üzerinde uygulanıyor ve yaygınlaştırılıyor, ardından bütün emek rejiminin normu haline geliyor.
Sendikalar kadın emeği üzerinden şekillenen bu dönüşümü görmekte hala isteksiz. Çünkü bunu görmek yalnızca sermayeyle değil, erkek egemenliğiyle de yüzleşmeyi gerektiriyor. Kadınların karşılıksız ev içi emeği ve bakım yükü bugün yarı zamanlı ve güvencesiz çalışmanın temel dayanaklarından biri haline gelmiş durumda. Bu olmadan emekçiler ne bu çalışma biçimlerine, ne bu kadar düşük ücretlere ne de bu kadar uzun çalışma saatlerine razı edilebilir. Bunu kabul etmek rahatsız edici çünkü beraberinde aileyi de sorgulamayı gerektiriyor. Kadınların ücretsiz emeğini tartışmaya açmak yalnızca patronların değil, erkeklerin gündelik hayattaki ayrıcalıklarının da sorgulanması anlamına geliyor. Bu nedenle kreş hakkı, bakım emeği, cinsiyetçi ev içi iş bölümü, şiddet ve taciz gibi kadınların çalışma yaşamındaki konumunu doğrudan belirleyen meseleler hala birçok yerde “ikincil mesele” muamelesi görüyor. Oysa bunlar emek rejiminin tam merkezinde duran meseleler.

Bütün bunlar sendikalardaki feminist üyelerin varlığının neden bu kadar önemli olduğunu gösteriyor. Feminist sendika üyelerinin mücadelesi erkek egemen sendikaların dönüşümünde, dolayısıyla da sınıf mücadelesinde önemli bir rol oynuyor. Ancak bu dönüşümler çoğu zaman dışarıdan göründüğünden çok daha fazla emekle yaratılıyor. Üstelik her zaman kurumsallaşamıyor. Grup dengeleri değiştiğinde, bir kadın ayrıldığında, emekli olduğunda ya da yorulduğunda yıllar içinde kazanılan birçok hak ve alan geriye düşebiliyor. Bu nedenle feminist üyelerin sendikalarda etkili olabilmesi için yalnız hissetmemesi önemli. Patriyarkal yapılarda en sık kullanılan yöntemlerden biri kadınları ve feministleri birbirinden koparmak. “Bunu sadece sen yaşıyorsun.”, “Abartıyorsun.”, “Bizde öyle şey olmaz.”, “Şimdi sırası değil.” cümlelerinin etkili olmasının nedenlerinden biri de bu. Yalnız bırakıldığınızda yaşadığınız şeyin yapısal bir sorun değil, kişisel bir deneyim olduğunu düşünmeye başlayabiliyorsunuz ya da dönüştürücü gücü yaratmak zorlaşıyor. Bu nedenle feminist sendikalıların işkolu sınırlarını aşan ilişkiler kurması önemli. Düzenli deneyim paylaşım buluşmaları, ortak dijital ağlar, feminist üyelerle bir araya gelmek, feminist emek tartışmaları yürütmek, ortak yayınlar ve kampanyalar örgütlemek, veri ve deneyim arşivleri oluşturmak sendikalarda feminist mücadelenin güçlenmesine katkı sunabilir. Bir sağlık emekçisi kadın ya da lubunyanın yaşadığı sorunlarla bir eğitim emekçisinin yaşadığı sorunlar çoğu zaman sanıldığından daha fazla ortaklık taşır. Bu ortaklıkları görünür kılmak, farklı şehirlerde ve farklı sendikalarda benzer mücadelelerin yürütüldüğünü bilmek dayanışma ve değişim olanaklarını büyütür. Kazanımlarımızın yanında olumsuzlukları ve çıkmazları da paylaşmak, birlikte çözüm üretmeye çalışmak ve mücadele deneyimine dair ortak bir bilgi birikimi oluşturmak da bu mücadelenin daha güçlü ve kesintisiz sürmesine katkı sağlayabilir.

Feminist sendikalılar olarak yalnızlaşmamanın yollarından biri de feminist hareketle daha güçlü bağlar kurabilmek, kendimizi yalnızca sendika içi aktörler olarak değil, feminist hareketin bir parçası olarak da görmek. Bu bağ yalnızca feminist sendikalıları değil, sendikal mücadeleyi de güçlendiriyor. Kadın işçi direnişlerinin, grevlerin, iş cinayetlerinin ve taciz vakalarının feminist gündemin bir parçası haline geldiği dönemlerde sendikalardaki feminist kadınlar da güç kazandı, daha geniş bir dayanışma zemini oluştu. Kadın emeği, bakım emeği, güvencesizlik, şiddet ve ayrımcılık hem feminist mücadelenin hem de emek mücadelesinin ortak gündemleri. Bu nedenle feminist hareket ile sendikalardaki feministler arasındaki bağın güçlenmesi yalnızca dayanışma açısından değil, bu sorunları daha bütünlüklü görebilmek açısından da önemli. İşyerlerinde yaşananlar evlerden, evlerde yaşananlar işyerlerinden bağımsız değil. Kadınların karşılıksız emeği, bakım yükü, güvencesiz çalışma koşulları ve erkek şiddeti birbirinden ayrı meseleler değil; aynı düzenin farklı yüzleri.

Hayat hepimizi kadınların, lubunyaların ve tüm emekçilerin hayatları üzerindeki tahakküme karşı mücadelede buluşturuyor. Patriyarka ile kapitalizm birbirini besliyorsa, onlara karşı mücadele edenlerin de birbirini beslemesi gerekiyor. Aksi halde feministler işyerlerinde yalnız kalıyor, sendikalar ise feminist analiz olmadan emek rejiminin nasıl dönüştüğünü anlamakta zorlanıyor. Kadın emeği meselesi hem feminist bir mesele hem de sınıfsal bir mesele. Bu nedenle feminist sendikal mücadele sadece bir “kadın meselesi” değil; geleceğin emek mücadelesinin nasıl şekilleneceğine dair temel politik bir mesele aynı zamanda.

Kadınların ve lubunyaların deneyimlerini merkeze almayan bir emek mücadelesi eksik kalmaya, feminist mücadeleden kopuk bir sendikal anlayış ise emek rejiminin dönüşümünü anlamakta zorlanmaya devam edecektir. Feminist sendikal mücadele ile feminist hareket arasındaki bağın güçlenmesi yalnızca kadınların ve lubunyaların sendikalarda daha görünür olması anlamına gelmiyor. Bu bağ aynı zamanda emek mücadelesinin bugün karşı karşıya olduğu dönüşümleri anlayabilmek ve buna karşı mücadele yolları geliştirebilmek için de gerekli. Kadın emeğini, bakım emeğini, güvencesizliği, ayrımcılığı ve şiddeti emek mücadelesinin merkezine koyabilen bir sendikal hareket ancak bu ortak mücadele zeminiyle kurulabilir. Feministler evlerde, işyerlerinde, sendikalarda ve sokakta birbirlerinin sesini duydukça, deneyimlerini ve mücadelelerini ortaklaştırdıkça hem feminist hareket hem de emek mücadelesi güçlenecektir.

Bir cevap yazın

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.