Naomi Weisstein (1939 – 26 Mart 2015) New York da doğmuş Amerikalı bir psikoloji profesörü, bir sinirbilimci ve bir yazardır. Kendisini radikal Yahudi aktivizmi geleneği içinde yetiştirilmiş olarak nitelendirir. Bronx Fen Lisesinden mezun oldu.

Genç bir kadın olarak Weisstein, teşvik edici bir akademik ortamda yüksek öğrenime devam etmeye kararlıydı. Babasının seçimini destekleme konusundaki isteksizliğine rağmen, 1950’lerde Wellesley College’da lisans eğitimi almak için New York’tan taşındı. 1961’de Harvard Üniversitesi’nde doktora programına başladığında, bu prestijli kurumdaki lisansüstü programın kadınlara uygun olmadığını acı bir şekilde farketti. Bir bilim insanı olarak yeteneklerine güvenmesine ve sinirbilimi konusundaki araştırmalarının adil bir şekilde değerlendirileceği konusunda iyimser olmasına rağmen, kısa sürede cinsiyetçilikle karşılaştı. Doktora araştırması için Harvard’da laboratuvar ekipmanı kullanmaya hazırlanırken, ekipmanı kırabileceği yargısıyla kullanmaması söylendi – kadınların teknolojiyi kullanamayacakları düşünülüyordu. Azimli Weisstein, Harvard sınıfında birinci oldu ve 1964’te Psikoloji alanında doktora yaptı.

Weisstein’ın lisansüstü çalışmaları sinirbilimde çığır açan çalışmalardı. Okuldaki deneyimleri ise meslektaşlardan, bölümlerden, kurumlardan ve sosyal sistemlerden gelen sert dışlama ve yabancılaşma ile karakterize edilen bir kariyer başlangıcıydı. O dönem yazdığı bir makalesi “Senin gibi küçük bir kız kocaman erkekler sınıfına nasıl öğretebilir?” başlığını taşır. Weisstein’ın feminist bilincini bu deneyimler geliştirdi. Onun sözleriyle; “Ben bir feministim, çünkü kendi hayatımda ve tanıdığım kadınların hayatlarında ayrımcılık, yıkım ve yıpranmaya şahit oldum. Ben feministim çünkü diğerleri olmadan öfkeyi durdurmak için çok az şey yapabilirim. Parçası olduğum politik ve sosyal hareket olmadan -feminizm olmadan- kararlılığım ve ısrarım, akıllı cevaplarım, saatler süren sabırlı açıklamalarım, yıllar süren uyarılarım çok yetersiz kalır.”

1960’ların ve 1970’lerin sonunda, Naomi Weisstein, gelişmekte olan ABD’nin kadın hareketinde aktivizmi için destek, anlayış ve sıçrama tahtası buldu. Bu dönemi “feminizm ve feminizmin beni bulduğu zaman” olarak tanımlamıştı. İkinci dalga feminizm ABD’de ivme kazanmaya başladığında, Weisstein ve bazı arkadaşları Westside denilen ilk bağımsız bilinç yükseltme grubunu başlattılar.1969’da, kadın haklarını, eşcinsel haklarını geliştirmeye ve genel olarak kadınların yaşamlarını iyileştirmeye adanmış, şehirdeki tüm kadınlar için şemsiye bir grup olan Chicago Kadınlar Kurtuluş Birliği’ni (CWLU) kurmaya yardımcı oldu. Mesajlarının yayılmasına yardımcı olmak için Weisstein, yeteneklerini karikatürist ve stand-up komedyeni olarak da kullandı. Weisstein, rock’un cinsiyetinin ve cinsel politikasının radikal bir değişime ihtiyacı olduğuna ve erkek egemen müziğe bir alternatif olması gerektiğine inanıyordu. Bu nedenle, az deneyim ve çok fazla motivasyon ile, CWLU’nun diğer beş üyesi ile bir rock grubu kurmaya karar verdi ve böylece Chicago Kadınlar Kurtuluş Rock Grubu doğdu.1970-1973 yılları arasında aktif olan grup, 1972’de Mountain Moving Day adlı bir albüm hazırladı. Albümde Weisstein tarafından yazılmış iki şarkı (“Papa don’t lay that shit on me” ve albümle aynı aynı adı taşıyan parça) yer aldı. Ayrıca stand-up komedi rutini, Tecavüz ve Diğer Büyük Şakalar’ı sahneledi.

doktora gittim

“Doktor bana yardım eder misin?” Dedim.

Alevler kulaklarından çıktı

Kükredi, “sosyal bir hastalığın var.”

Weisstein bu sözleri “VD Blues” şarkısından, Chicago Kadın Kurtuluş Rock Grubu’yla birlikte yazdı. Hem müziğinde hem de biliminde Weisstein’ın çalışması tek bir tema ile birleşir: Kocası Jesse Lemisch’in sözleriyle “her türlü zulme karşı direnç”.

Harvard’dan sonraki iş arama sürecinde de birçok zorluk yaşadı. “Sizin için bu araştırmayı kim yaptı?” gibi hakaret sorularıyla karşılaştı. Bu olaylara rağmen, Chicago Loyola Üniversitesi’nde matematiksel biyoloji alanında doktora sonrası bir burs programına kabul edildi.

Weisstein, müzik dünyasını sarsmaya çalışırken aynı zamanda psikolojinin sınırlarını zorluyordu.“ Kinder, Küche, Bilimsel Yasa Olarak Kirche: Psikoloji Kadını İnşa Ediyor” başlıklı, 1968 tarihli makalesinde Weisstein, erkek egemen alanın ve onun uygulayıcılarının kadınların doğasını düzgün bir şekilde araştırmadıklarını dile getirdi.“Kinder, Küche, Kirche” veya üç K, kadınların anneler, eşler ve ahlaki besleyiciler olarak rollerini tanımlayan “çocuklar, mutfak ve kilise” anlamına gelen Almanca bir cümledir. Psikoloji alanını kadınları anlamadığı için eleştirdiği bu makalede (PCF): “Psikolojinin, kadınların gerçekte neye benzediğini, neye ihtiyaçları olduğunu ve ne istediklerini bilmediği için söyleyecek hiçbir şeyi yoktur” diyordu. Weisstein, psikologların kanıt olmadan teoriye dayanarak, kadınlar hakkındaki kalıplaşmış kültürel fikirleri, onları şekillendiren toplumsal bağlamı incelemeden uygulamalarına entegre ettiklerini belirtti. “Kadınlar iyi bilim insanları veya mühendisler olmak istediklerinde, her şeyden önce erkeklerin kadın eşleri olmak ve anneler olmak istiyorlar” diyen Chicago Üniversitesi’nden Bruno Bettelheim gibi ve bir kadının “kiminle evleneceğini bilmeden önce kimliği” olup olmadığını sorgulayan Harvard’dan Erik Erikson gibi saygın psikologları örnek olarak verdi. Tüm katkılarına rağmen, özellikle Weisstein’in psikolojideki durumunu tanımlamaya yardımcı olan PCF’dir. Makale onlarca yerde yeniden basıldı ve ikinci dalga feminizminde belirleyici bir an olarak gösterildi. Bazı feminist psikologlar PCF’yi “feminizme uyanışları” olarak tanımladılar. İlk basımın ardından, makalesi geri dönülemez bir şekilde psikoloji alanını değiştirdi. 1993 yılında Feminism&Psikoloji dergisi Weisstein ve makale için bir festival düzenledi. Eser, Rhoda Unger ve Sandra Bem gibi diğer feminist psikologlar tarafından yapılan yorumların yanı sıra yeniden basıldı. Ayrıca Weisstein’in yeni bir makalesini de içeriyordu: Güç, Direnç ve Bilim: Canlandırılmış Bir Feminist Psikoloji Çağrısı.

Weisstein, akademik yaşamında 1967-1973 yılları arasında psikoloji bölümünde fakülte görevinde bulunduğu Chicago’daki Loyola Üniversitesi’ndeki çalışmaları için saygı ve teşvik gördü. Ne yazık ki, bu bölümdeki güçlü desteğe rağmen, Loyola bir araştırma programı geliştirmek için gerekli altyapı desteğini sağlayamadı. Buffalo’daki New York Eyalet Üniversitesi’nde bilişsel psikoloji alanında güçlü bir araştırmacı grubuna katılmaya davet edildiğinde Weisstein, akademik atamayı coşkuyla kabul etti. Ancak bunun bir yıkım olacağını bilmiyordu.

Her ne kadar yeni meslektaşları Weisstein’ın bilimsel başarılarından çok etkilenmiş olmalarına ve, işe alım sürecinde onun için lobi yapmalarına rağmen, bu olumlu etkileşimler kısa sürede çatışmaya dönüştü. Profesörler, lisansüstü öğrencilerini korkutuyor, araştırması aleyhinde konuşuyor, deneyleri onsuz yürütmeye çalışıyorlardı. Weisstein, sessiz-sakin bir kadının rolünü oynamak istemiyordu, meslektaşları işyerinde tacize giriştiler. 1979’da kocası şöyle yazdı: “Köpekbalıklarıyla günlük mücadele neredeyse onu mahvetti”.

Oysa Weisstein bugün en iyi direniş müziği ve “Psikoloji Kadını İnşa Ediyor” ile tanınırken, Lemisch, “hayatının merkezi sinirbilimdeydi” diyor. Weisstein’ın sinirbilimdeki çalışması, şimdi odaklanılan Bilişsel Devrim dediğimiz şeyin bir parçasıydı. Beynin sadece pasif olarak bilgi almadığını gösterdi; beyin, görsel olarak algılanan algıları oluşturma ve onlara anlam verme konusunda aktifti.

O sırada hemen belli olmasa da, bu da bir direniş biçimiydi. Weisstein, beynin içindeki nöronlara rağmen insanların dünyayı nasıl gördüklerini oluşturmada aktif ajanlar olabileceğini göstererek, insanların pasif alıcı oldukları konusundaki yaygın inançlara karşı çıkıyordu. 1980 yılının Mart ayında Weisstein’a kronik yorgunluk sendromu teşhisi kondu. 1983’den 2013’e kadar yatalak kaldı. Lemisch, “Buffalo’daki korkuların 1980’de hastalanmasında rol oynadığına inanıyorum” diyordu. Yine de Weisstein çalışmaya devam etti. Teşhisten sonra dergi yayın kurullarında kaldı, sekiz yıl daha Buffalo’da laboratuvarını devam ettirdi ve 1992’de son 17 makale daha yayımladı.

Bazıları Weisstein’ın öyküsünü, bir kadının rekabetçi bir bilimsel ortamda başarılı olmak için yeterince uyarlanabilir ve esnek olamayan yeterince güçlü, ısrarcı, yeterince becerikli ve yaratıcı olamayan klasik bir vaka olarak yorumlayabilir. Weisstein’ın dediği gibi, “Ders, olağanüstü bir güce sahip olanların hayatta kalacağı biçimdeydi, ancak bu benim anladığım bir yol değildi”. Weisstein’ın belirttiği gibi, psikologlar için kadınların güçlülük, beceriklilik, yaratıcılık, uyarlanabilirlik ve esneklik eylemlerinin ifade edildiği sosyal bağlamı dikkate almak çok önemlidir. “Psikoloji kadını inşa ediyor” makalesinde, bu noktayı dikkatlice ve bazen de mizahi bir şekilde ifade eder: “Kadınların daha aşağıda olduğunun ön kabulünde uzlaşılan bir sosyal bağlamda, hiçbir güç, beceriklilik vb. kadınların karşılaştıkları engellerin üstesinden gelmelerine yetmeyecektir”.

1983’ten itibaren kronik yorgunluk sendromuyla yatmasına rağmen Weisstein, psikolojiye ve Chicago Kadınlar Kurtuluş Birliğine tutkuyla katılmaya devam etti. Psikologları itiraz ettikleri dogmaların dışına çıkma ve disiplini daha insancıl bir dünya oluşturmak için kullanma konusunda zorlamaya ve 26 Mart 2015’te yumurtalık kanserinden ölene kadar savaşmayı sürdürdü.

Cevapla

Please enter your comment!
Lütfen adınızı yazın.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.