Yaşlarımızı ve arkadaşlarımızın yaşlarını özür diler gibi açıklıyoruz, hemen ardından da kendimizin (ya da onların) çok “daha genç” göründüğü şeklindeki absürd ifadeyi yapıştırıyoruz. Bu en sinsi -kompliman postuna bürünmüş- haliyle yaş ayrımcılığıdır (ageism).

Elizabeth Lavis

Bunu ilk duyduğumda o korkunç gece kulüplerinden birindeydim.

Hani bilirsiniz onları – kaplaması soyulan terli gümüş kovalarda içki şişesi servis edilen, yeni şirket kurmuş girişimci oğlanların ve satışçı tiplerin anlaşılmaz jargonlarıyla aralıksız konuştuğu, süngerimsi bir şeyler ve saksı yeşillikleriyle dolu minnacık porsiyon yemeklerden oluşan zevksiz bir menüye sahip o kulüpleri… Bir kız arkadaşımın doğum günüydü. 30 yaşını geride bırakıyordu.

Tanımadığım biriyle geldi. Tiril tiril yazlık beyazlarıyla ve parıl parıl Ray Ban gözlükleriyle “çabasız şıklık” ve ferahlık akıyordu üzerlerinden. Adam “29. yaş gününün altıncı yıldönümünde” olduğunu söyledi. Matematik hesabı yaparken rahatsız oldum, kısa tırnaklarım yırtık kotumla iyi etki bırakamamış ve güvensiz hissettim. Arkadaşıma döndü ve söyledi 30 yaşıma basar basmaz duymaya başlayacağım şu ifadeyi: “Yaşlandığın için üzülme tatlım! Yaşından 10 yaş daha genç gösteriyorsun.”

Şimdi, 39. yaş günü pastamın üzerindeki mumları daha yeni üfleyip dileğimi (Machu Picchu’ya tırmanmak) dilemişken, şu eski yorgun sloganı duymaya alıştım: “Mutlu yaşlar! Yaşından … çok daha genç görünüyorsun.”

Her şeyden önce, bu doğru değil. Tam olarak hem annemin hem de anneannemin 39 yaşındayken göründükleri gibi görünüyorum. Yaşla gelen kırışıklıklarım, gülme çizgilerim ve grileşen saçlarım var, artı egzersiz sonrası germe yapmayı unutursam baş gösteren fantom ağrılarım. Bugünlerde yolumu kulüpten çok daha fazla çiftçi pazarına düşürüyorum. 39 yaşımın her bir yılını hissediyorum ve bu iyi hissettiriyor. Rahat hissettiriyor.

İkincisi, bu hezeyanlı yorum gençliğe prim verip yaşlananları aşağılıyor.

Yaşlarımızı ve arkadaşlarımızın yaşlarını özür diler gibi açıklıyoruz, hemen ardından da kendimizin (ya da onların) çok “daha genç” göründüğü şeklindeki absürd ifadeyi yapıştırıyoruz. Bu en sinsi -kompliman postuna bürünmüş- haliyle yaş ayrımcılığıdır (ageism).

78 yaşında bir kadının Temsilciler Meclisi’nde dümen tuttuğu bir çağda, bu cinsiyetçi anlatıma doğru geri adım mı atacağız? Tabii ki Nancy Pelosi’nin kendisi, politika yapma öyküsünden çok bu dünyadaki 78 yılına odaklanan yaş ayrımcısı saldırılara hedef olmuştur. Donald Trump Jr. ona bir kere “yorgun yaşlı Nancy Pelosi” dedi ve internetin ilginç köşelerini onun yaşlanmakta olduğuna dair temelsiz komplo teorileri kapladı.

Heyecan, güç, müthiş seks, güzellik ve ilginin 29. yaş günümüzde saat gece yarısını vurduğunda öleceği şeklindeki tehlikeli mite boyun eğmekte ısrar etmemizin nedeni ne? Arzulanabilirlik ile gençlik arasındaki bu bağlantı, Patricia Arquette ve Tina Fey’in Julia Louis-Dreyfus’a üstü kapalı muhteşem bir piknikle kutlama sigarası gönderdiği “Son Düzülebilir Gün” skecinde Amy Schumer tarafından mükemmelen canlandırıldı. Ama çoğu kadın piknik hediyesi ve çok tatlı eriyen bir külah dondurma alamıyor. Tersine, yaşlanmak dibine kadar utanç vericidir ve can yakar.

Yaş savunuculuğu kadınlara özgü değil fakat buna Batı kültüründe katlanıyoruz. Erkeklerin “şarap gibi”, kadınların “süt gibi” yaşlandığına dair söylencelerden, “duvara çarpma” ile ilgili korkutma taktiklerine, kadınlara sürekli değerlerinin gençliklerine doğal olarak bağlı olduğu söylendi. Duvara çarpmamız beklendiği için mi? Donald Trump’ınkinden daha acayip, yine de buna inanıyoruz. Dolapta gizlenmiş öcü bu. Günün birinde var olmayacağımıza dair felç edici korku. 30’u geçtikten sonra bedensel saatlerimizin kıyamete doğru bir geri sayıma geçeceği korkusu – ta ki Beşinci Cadde’de çırılçıplak yürüsek bile kimsenin kafasını çevirip bakmayacağı noktaya gelene dek…

Kaçınılmaz “düşüşü” duraklatma girişimlerimiz, büyümeye devam etmesi beklenen yaşlanma-karşıtı (anti-aging) pazarın şişmesiyle sonuçlandı. “40 yeni 30’dur,” gibi sloganların yükselişine yol açtı (“Halen giderin var” diye okuyun). Yaşı biraz ilerlemiş kadınlara göz kırparak ve tebessümle “29 oluyorsun galiba” diyerek bir yaş daha almanın acısına biraz merhem olma amaçlı iyi niyetli ama münasebetsiz şakaların kaynağı da bu.

Yaşlanma küstahlığına pas vermek için arkadaşlarımıza “10 yıl daha genç” göründüklerini söylüyoruz, gizlice 42 bile olsalar 32’yi geçiyor olduklarını bilmelerine izin veriyoruz. Doğru ışıkta. Bu onlara halen “giderin var” demenin bir yolu. Yaş henüz tam olarak ölümcül darbesini indirmedi, gençlik bakışı yüzlerinde hâlâ mevcut – bu dikkatlice bakıldığında kaybolan bir serap dahi olsa.

Kompliman olarak neyin kastedildiği, bizi çok güçlü yapan asıl şeyi inkar etmeye zorlayan gerçekte cinsiyetçi dumanı üstünde içselleştirilmiş koca bir pislik. 30’dan sonra duvar falan yok. Kendinin farkında olma, iç huzuru ve kolay lokma olmamanın yepyeni görünümleri var. Düzey atlıyoruz. Özür dilemeye gerek yok.

Bu yüzden yaşımdan küçük gösterdiğimi söylemeye son vermeniz gerekiyor, tabii ben de bu iyiliğinizi karşılıksız bırakmam. Zararlı ve can yakan içselleştirilmiş yaş ayrımcılığı zırvasını reddetmemiz gerekiyor. Gençliği fetişleştirmeye son, birbirimizi “yaşından 10 yaş daha genç görünüyorsun” gibi çöplerle beslemeye son. Zamanın doğal ilerlemesini her neyse o olduğu şeyden -bizim bilgelik ve deneyimimize tanıklık, zafer- farklı hale getirmeye son vermemiz gerekiyor.

Çeviri: Suzan Saner

26.2.2019 tarihinde Huffpost sitesinde yayınlanmıştır.

Cevapla

Please enter your comment!
Lütfen adınızı yazın.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.