Çalışmalar, bir kadının üreme tercihlerinin bir başkası tarafından kontrol edilmesiyle gerçekleşen bu istismarın şok edici düzeyde yaygın olduğunu gösteriyor.

“Belki de doğurganlığın denetlenmesine sıradanlaştırıcı ve alaycı yaklaşım sorunun bir parçası.” Fotoğraf: PhotoAlto/Alamy

Hilary Freeman

Tam artık hepsi bildiğimiz hikâye dediğimiz noktada erkeklerin kadınları denetlemek, bedensel özerkliklerini tanımamak ve cinsel istismar etmek için kullandığı bir yoldan daha haberdar oluyoruz. Bu, henüz duymamış olabileceğiniz bir tanesi – pek gündeme gelmemiş olduğu kesin, ayrıca #Ben De Hareketi’nin de dikkat çekmediği bir istismar yöntemi. Ama, bunu söylemek tartışmalı olsa da, “Ben De” hareketinin belgelediği cinsel taciz biçimlerinin birçoğundan çok daha ciddi bir etkisi ve kadınların hayatlarını çok daha derinden değiştirici potansiyeli var. Bu yöntemin adı “üreme baskısı” (veya “doğurganlık baskısı” / “reproductive coercion”) ve BMJ Cinsel Sağlık ve Üreme Sağlığı Dergisi’nde yeni yayınlanan çok çarpıcı bir rapora göre cinsel sağlık kliniklerine giden her dört kadından biri bu baskının kurbanı.

Üreme baskısı yeni bir olay değil. Fakat ev içi şiddetin özgül bir biçimi olarak tanınması yakın bir zamana denk düşüyor ve ancak 2010 yılında Contraception isimli dergideki bir araştırmada bu şekliyle bir kavram olarak tanımlandı. Korunup korunmayacağınızı, hamile kalıp kalmayacağınızı, hamileyseniz doğurup doğurmayacağınızı, yani kısacası üreme tercihlerinizi başkasının belirlemesine dayanan şiddet/istismar biçimi olarak tanımlanıyor. Bu, psikolojik veya fiziksel şiddet ya da her ikisinin birden uygulanmasıyla yaşanabiliyor ve duygusal şantajdan doğum kontrolünü bir şekilde sabote etmeye, hatta en uç örneklerde kadının yemeğine veya içkisine hap atarak kürtaja sebep olmaya kadar gidebiliyor.

BMJ’nin yeni raporu dünyadaki tıbbi ve sosyal araştırma veri tabanlarındaki bilgileri toparlayarak varolan bütün bilgileri gözden geçiriyor ve güncelliyor. Bu yolla sorunun önceleri kabul edilenden çok daha yaygın olduğunu ve özellikle genç kadınlar ile (en azından ABD’de) siyahi ve etnik azınlıklara mensup kadınların daha fazla tehdit altında olduğunu gösteriyor. Rapor, ayrıca, doğurganlık baskısının başlıca sorumlusu ve uygulayıcısı erkekler olsa da tek failin onlar olmadığını da gözler önüne seriyor. Bazı kültürlerde ailenin diğer üyeleri, özellikle yaşça büyük kadın akrabalar, bir kadının kendi üreme tercihleri konusundaki özerkliğine sıklıkla müdahale edebiliyor.

Doğurganlığın denetlenmesi öylesine geniş bir yelpazedeki davranışları kapsıyor ki birçok kadın bunun kurbanı olduğunun farkında dahi olmayabiliyor – özellikle de çok çeşitli uygulanma biçimlerinden bazıları gayet pasif ve üstü kapalı olduğundan bu böyle. Erkek arkadaşının prezervatif takmaktan hoşlanmadığını, tatlı sözlerle ‘çok daha keyifli hissettirdiği için’ onu prezervatifsiz sekse ikna ettiğini, onun da erkek arkadaşının ‘onu çok sevdiğini’ ve ‘bu adama güvenebileceğini bildiği için’ kabullendiğini söyleyen bir kadın arkadaşınızı düşünün. Veya seks yaparken kendisinin bilgisi ve rızası olmadan gizlice prezervatifini çıkaran bir adamla seks yapacak kadar şanssız bir kadını – ki buna “kaçamak” (stealthing) deniyor ve muhtemelen söz konusu adam (hatta belki maruz kalan kadın da) bunun erkeklerin daha önce mahkûm edildiği bir tecavüz biçimi olduğundan bihaber.

Sonra bunun vasektomi olduğu konusunda yalan söyleyeni var, ya da korunmasız seks sırasında geri çekeceğine yeminler eden ama iş yapmaya geldiğinde “anın büyüsüyle kendinden geçtiğini” söyleyeni… Kız arkadaşına eğer kürtaj olmazsa ayrılacağını söyleyen, böylece kadının bebeği istemesine rağmen kürtaj yaptırmasına sebep olanlar da var mesela. Bunun tersine, öylesi var ki bir çocuk (daha) isteyen ve bu amaçla prezervatifine delik açıp sonra kadının hamile olduğunu öğrenince şaşırmış numarası yapan…

Halen daha kadınların “sırtından sopayı karnından sıpayı eksik etmemek” (“terlikli ve hamile” tutmak) isteyen bir sürü çirkin adam var. Belki de doğurganlığın denetlenmesine sıradanlaştırıcı ve alaycı yaklaşım sorunun bir parçası. Yakın geçmişte, Saturday Night Live figürlerinden Pete Davidson (artık eski) nişanlısı Ariana Grande’nin doğum kontrolüne müdahalesi hakkında güya şaka yaptı. “Dün gece onun doğum kontrol hapını Tic Tacs (şekerleme) ile değiştirdim,” dedi ve devam etti: “Birlikteliğimize güveniyorum, ama yine de onun bir yerlere kaçamayacağından emin olmak istedim.” Çok komik.

Geçen yıl oyuncu Ian Somerhalder eşi Nikki Reed’in doğum kontrol haplarını çantasından alıp tuvalete atarak bir aile kurmaya karar verdiğini yüzsüzce itiraf etti. Kadınların da böyle şeyler yaptıkları biliniyor elbette, mimli köşe yazarı Liz Jones’un delicesine bebek istediğinden gecenin kör karanlığında kullanılmış prezervatiften eşinin spermlerini çalıp kendi kendini döllediğini itiraf ettiği vaka belki en ünlüsü. Fakat Jones gibileri minnacık bir azınlık. Nedeni de gün gibi ortada: Doğurganlık baskısının sonuçlarından zarar görenler genel itibariyle kadınlar. Ertesi gün hapı için reçete alması gereken, kürtaj olması gereken, hamile kalan, doğum yapan onlar. İstemedikleri çocuklarıyla yoksulluğa mahkûm edilen, eğitimlerini sürdüremeyen ve iş bulamayan yine onlar.

Diğer bütün cinsel istismar biçimleri gibi, doğurganlık ya da üreme baskısı cinsellikle değil iktidarla ilgili. BMJ raporu, istismarcı ilişkilerin fiziksel olmayan boyutları ve baskıcı denetime nasıl direnileceği üzerine daha fazla uluslararası araştırma çağrısı yapıyor. Hekimler ve diğer sağlık çalışanları bunların daha farkında olmalı, kadınlar da işaretleri daha iyi okuyabilmeli ki kurtulabilsinler veya yardım isteyebilsinler. Doğum kontrol hapı neredeyse 60 yaşında belki, ama bizim kendi doğurganlığımız üzerinde kendi denetimimizi tam anlamıyla sağlamaya daha çok yolumuz var.

Bu yazının orijinali 9.1.2019’da The Guardian’da yayınlanmıştır.

Çeviren: Hanife Aliefendioğlu

* Çevirmenin notu: “Üreme baskısı” İngilizce’deki “reproductive coercion” teriminin çevirisi olarak kullanılmıştır, ama şuna dikkat edilmelidir ki kavram yalnızca kadınları doğurmaya zorlamayı değil, kadınların isteğine aykırı olarak hamileliklerini sonlandırmayı, yani kürtaja zorlamayı da kapsar. Dolayısıyla genel anlamda kadınların üreme tercihlerine aykırı hareket etmeye zorlanmalarını ifade eder.

Cevapla

Please enter your comment!
Lütfen adınızı yazın.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.