Bizim sandıkta R.T.E. 178, Hdp 22 oy aldı. Yani bu isme yüksek sesle 178 kere daha, üstelik çok kısa bir sürede maruz kaldım. Kanser olursam bu adamdan bilin diyorum da gülüyorlar son zamanlarda.

Başörtüsü reklamında gördüğüm bu kadını Offred’e benzettim, Handmaid’s Tale aklıma geldi ve ürperdim. Fotoğrafı birkaç gün önce Taksim metrosunda çektim.

Dün sandık kurulu başkanımız da bu kadına çok benziyordu. Kıyafeti çok zevkli, renk ve ayakkabı-çanta-başörtüsü uyumu yerli yerinde, şık ve zarifti, beğendim. Akp’li üye orta yaşlı adamın ilk dakikadan kendisini manipüle etme girişimlerine izin vermedi. Muhtemelen beni laikçi teyze kontenjanında gördüğünden, mühürleme sayım döküm vs. işlerinde şeffaflıkla ilgili güven verici tutum içinde oldu, yemin et(tir)meyi unutsa bile. Yeminlere karnım tok diye ben de tutanak tutalım demedim doğrusu, yemin etmeyi unuttunuz diye hatırlatmak zul geldi. Her başı sıkıştığında göz teması kurduk, beyazlamış saçlarımla ona “iyi gidiyorsun” mesajı, bazen de su, ıslak mendil verdim. Güleç ve işbilir bir Karadeniz kadınıydı, gayet iyi idare etti.

Akp’li Kürt adamla Hdp’li Kürt genç bir ara kapışacakken Saadet partili yaşlı amca ortalığı yatıştırdı. Sonra amcaya başı ağrıdığında verdiğim ilaç ağrısını şıp diye geçirdi. Akp’li iki yaşlı başörtülü müşahit teyze sandığa benimle beraber en erken gelenlerdendi, mırıl mırıl epeyce dua ettiler oy verme başlarken. Bir ara Hdp’li Kürt çocuğun ayağına kramp girdi, Akp’li Kürt adam masaj yaptı, düzeldi 🙂 Milliyetçi, motosikletli ve Kıvanç Tatlıtuğ görünümlü üye çok saygılıydı. İyi partili hukuk öğrencisi müşahitle yan yana oturuyorduk, bana barajı aşmaları için ilk turda Hdp’ye oy vereceğini fısıldadı. Sabah uyarı levhalarını kabin ve duvarlara asmasına yardım ettiğim Chp’li sandık görevlisi genç kadın da aynı şekilde.

Hdp müşahiti olduğumu sabahtan açıkladım, Talimhaneli Kürt gencin yüzü ışıldadı, mutlu oldum. Öğlen bana kumanya getirdi, evde hazırlamış olduğum sandviçi yemiş olduğum halde ısrar edince biraz daha yedim. Akp’lilere havalı büyük kutularda yemekler geldi, onlar da içtenlikle ikram ettiler ama tokum dedim. Akp’li Kürt adamın başörtülü eşi ve altı yedi yaşlarındaki kızı geldi, bütün öğleden sonra bizim odada durdular. Babası kızının iki koluna “tercih” mührü vurdu, sandık başında çeşitli pozlar verip fotoğraf çekindiler. Küçük kız beni pek sevdi, işmar edip durduk birbirimize. İşte benim 24 Haziran seçim hikayem.

Sonuçta R.T.E. 178, Hdp 22 oy aldı. Yani bu isme yüksek sesle 178 kere daha, üstelik çok kısa bir sürede maruz kaldım. Kanser olursam bu adamdan bilin diyorum da gülüyorlar son zamanlarda.

Bugün Büyükada’ya günübirlik solo gezilerimden birini yaptım, duygularım karıştığında yaptığım bir şey. Deniz yolculuğu, rüzgar içimdeki gamı kasveti dağıtır. Adadaki kedilerin bile dokuz canı birden sıkılıyordu. Köpekler, hava kapalı olduğu halde sokak ortasında, insan ayaklarının arasında hüzne yenik yatıyorlardı. Yorulana kadar epeyce yürüdüm, sakin yeşil bir sokakta banka oturdum, gözlerimi kapatmış uyuklayarak dinleniyordum. Bastonlu yaşlı bir adamın “oturabilir miyim?” sorusuyla sıçradım, “tabii ben de kalkacaktım zaten” deyip fırladım. Adamcağız arkamdan “hay allah, kalkmanıza gerek yoktu ki” diye seslenirken uzaklaşmıştım bile. Sonra birden gözlerim yaşla doldu, ben de anlamadım, ne olduğunu bilmediğim bir şeylerin yasını tutar gibi… Ağlamak hastalık değil elbette ama “yabancı” turistlerle dolu bu adada utanç vericiydi yine de. Ne olmuştu da ben, kanser olsam bu adamdan bileceğim noktasına gelmiştim? Hangi ara ona bu kadar güç atfetmiştim? Dönüşte benim gibi İstanbul’a hayran Ortadoğulu kadın ve çocuklar birer yabancı değil, kapı komşum gibi tanıdıktılar. Siz ne dersiniz, “utanç bitti” demenin vakti gelmiştir belki?

Cevapla

Please enter your comment!
Lütfen adınızı yazın.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.