“. . .Türkiye’de daha da özgürlük kazanacağım, bu baskılardan çıkacağım aynı zamanda da faaliyetlerime devam edeceğim kadın hakları konusunda diye Türkiye’ye geldim. İstanbul Sözleşmesi konusunda da, yani kadın konusunu coğrafya sınırlarına bağlı bir konu olarak görmüyorum. İran’da da kadınlar eziliyorlar, Türkiye’de de şiddet görüyor, eziliyorlar. Bir ortak sorundur bu kadınlar arasında.”

Türkiye’de mülteci olarak bulunan Leili, Zeinab ve Esmaeil, Denizli’de “İstanbul Sözleşmesinden Vazgeçmiyoruz” eylemine katıldıkları için 5 Nisan’da gözaltına alındılar. Eyleme katılmayan Mohammed ise eyleme katıldığı gerekçesiyle, Leili, Zeinab ve Esmaeil’le birlikte gözaltına alındı. Ardından, 6 Nisan 2021’de “kamu düzenini” bozmak suçlamasıyla haklarında sınır dışı kararı verilerek, Aydın Geri Gönderme Merkezine gönderildiler. Ne İstanbul Sözleşmesi’ni savunmak ne de herhangi bir eyleme katılmak suç değilken, bir ay geri gönderme merkezinde kaldılar. Bir ayın sonunda imza yükümlülüğüyle hepsi serbest bırakılırken, Leili, Zeinab ve Esmaeil o sırada yaşadıkları şehir olan Denizli’den farklı şehirlere sürüldüler.

Son olarak, sınır dışı kararına yaptıkları itiraz ise Denizli İdari Mahkemesi tarafından reddedildi. Leili, Zeinab, Esmaeil ve Mohammed anayasal haklarını kullandıkları için şu an sınır dışı riskiyle karşı karşıyalar. Sınır dışı kararını durdurmak için Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yapacak olan Leili, Zeinab, Esmaeil ve Mohammed yaşadıklarını anlatıyor ve destek çağrısında bulunuyorlar.

Leili: Ben kadın hakları aktivisti olarak İran’da faaliyet yürütmüşüm. Faaliyetlerimden dolayı istihbaratın ağır baskılarına maruz kalmışım ve kendim bir kadın olarak da bu işkenceleri, bu sorunları bir kadın olarak yaşamışım. O yüzden de bir kadın hakları savunucusu olmuşum zaten. İran’da, benim kız kardeşim, kadın hakları aktivistiydi o da. İran’da istihbarat tarafından öldürüldü. Ben o öldürüldükten sonra onu savunmak için, katillerini açığa çıkarmak için mücadele ettiğimden dolayı ağır baskılara maruz kaldım. Ve ailem de rejim tarafından ağır baskılara maruz kaldı. Kardeşim öldürüldü. Bize izin vermiyorlardı medyada konuşalım, bu konuyu örtbas ettiler. Benim kız kardeşim politik bir sebeple öldürüldü. Orada bu politik baskılara maruz kaldıktan sonra, burada Türkiye’de daha da özgürlük kazanacağım, bu baskılardan çıkacağım aynı zamanda da faaliyetlerime devam edeceğim kadın hakları konusunda diye Türkiye’ye geldim. İstanbul Sözleşmesi konusunda da, yani kadın konusunu coğrafya sınırlarına bağlı bir konu olarak görmüyorum. İran’da da kadınlar eziliyorlar, Türkiye’de de şiddet görüyor, eziliyorlar. Bir ortak sorundur bu kadınlar arasında. O yüzden de ben de bir kadın hakları aktivisti olarak Türkiye’de bu haksızlığa susmak istemedim. İstanbul Sözleşmesi hepimizindir diyerek bu toplantıya katıldık, kendi düşüncelerimizi kendi pankartlarımızı sokaklara taşıdık ve Türkiyeli kadınlarla da bu konuda dayanışma yaptık. Bunu da söylüyorum ki Türkiye’de de kadınların durumları çok kötü durumda, erkek sistemden kaynaklı. Baya baskılara maruz kalıyorlar, kadın cinayetleri ve kadın namus cinayetleri geçtiğimiz yıllarda da artmış. Bu konuda da susacak bir durumda değilim. Şimdi düşüncem için, düşünce özgürlüğü olarak anayasal hakkımı kullanıp toplantıya (eyleme) katılmışım ve izinli yasal bir toplantıya (eyleme) katıldığım için, bana kötü muamele yapılmış. Şu anda da sınır dışı kararı çıkmış bizim için, sınır dışı kararına itirazımız bizim reddedildi. Şu anda da ağır psikolojik baskılara maruz kalmışım bundan dolayı. İran’a da geri gönderilirsem, İran’dan da yaptığım faaliyetlerden dolayı mecbur çıkmışım. Türkiye’de de İran devletine karşı eleştirilerim ve faaliyetlerim benim yeniden ağır bir ceza almama sebep olacak.

Geri gönderme merkezine ilk girdiğimizde tehditler, hakaretler bize başladı zaten. Orada sağlık hizmetleri vermiyorlardı, orada kullandığım ilaçları bile alamıyordum. Orada olan baskılardan zaten kriz geçirecek duruma geldim. Panik oldum, panikten bir kere alt dudağım yamuldu hâlâ da öyle. Bir keresinde de kirpiklerimde de sorun oldu bu paniklerden. Ondan dolayı bana rapor vermeleri gerekirdi sağlık hizmetlerine ulaşmam için, beni hastaneye götürmediler. Gönüllü geri dönüş formunu imzalamaya zorluyorlardı bizi. Kabul etmedik biz. İkinci bir sorun da orada yaşadığım benim Kürt oluşumdu. Açık açık görüşmelerde, sorgulamalarda da bana diyorlardı, sen Kürtsün falansın. Tabi ek olarak benim üzerimde daha çok baskı vardı. Ve orada da böyle çok ağır baskılara maruz kaldım. Bir keresinde de hastaneye götürdüklerinde, zor durumdaydım mecbur götürdüler beni hastaneye, ellerime de ayaklarıma da kelepçe vurdular, bana katil gibi davranıyorlardı. Fiziksel olarak, götürdükleri yolda fiziksel olarak işkence yaptılar ve bu kötü davranış da beni orada baya rahatsız etti.

Bir kadın olarak, bir kadın hakları aktivisti olarak yaptıklarımdan pişman değilim. Bu kadar sorunlar, burada bu kadar işkence gördüm, geri gönderme merkezinde baskılar yapıldı, şimdi sınır dışı kararım çıktı. Yaptıklarımdan hâlâ da pişman değilim benim insani bir görevimdir. Kadın dayanışması, kadın mücadelesine destek vermek bir kadın hakları aktivisti olarak benim esas amacımdır zaten. Ve şu anda da Türkiye’de kadınlar, aktivistler güçlü bir şekilde baskılara rağmen mücadele ediyorlar, devam ediyorlar. Türkiye’de de kadın cinayetleri ve kadına yönelik şiddet İran gibi burada da fazla bir şekilde, yaygın bir şekilde vardır. Türkiyeli aktivistler, feministlerin şayet elinden bir şey gelirse bizim bu durumdan kurtulmamız için, destek versinler medya olabilir, kadın hakları örgütleri, STK’lar olabilir. Bizim İran’a geri gönderilmemizi ve sınır dışı edilmemizin engellenmesini sağlayabilirler.

Zeinab: Ben İran’da bir kadın hakları aktivisti olarak mücadele ediyordum. Kadın haklarını savunuyordum, bu alanda mücadele ediyordum. Defalarca tutuklandım, gözaltına alındım. Baskılara maruz kaldım. En sonda politik olarak benden 300 milyon Tümen istedikleri zaman, bunu veremedim, ayarlayamadım. Mecbur İran’dan çıktım geldim. Türkiye’de iltica kaydına başvurdum. Türkiye’de de bir kadın hakları aktivisti olarak İstanbul Sözleşmesi eylemine katıldım ki fark etmiyor kadına şiddet sorunu Türkiye’de de var, İran’da da var ve bu özel olarak bir ülkeye has değildir. Ben İran’dan çıktıktan sonra İran televizyonlarında beni münafık olarak tanıttılar ve İran’ın silahlı bir örgütüne bağlı olarak gösterdiler ve o yüzden de şimdi sınır dışı edilirsem İran’a çok ağır baskılara ve cezalara maruz kalabilirim.

Burada kadın hakları aktivistleri feminist gruplar, LGBTİ gruplar bize destek verdi. Şimdi de dayanışma devam ediyor. Ama desteklere hâlâ ihtiyacımız var Türkiye devleti bizi sınır dışı edemesin diye. Mücadelelerini selamlıyorum ben de. Güçlü bir şekilde, kadın hakları konusunda ağır şartlarda mücadele ediyorlar ve bu mücadele bizim için de önemli bir mücadeledir.

Esmaeil: Ben 2015’te Türkiye’ye geldim. 2015’ten beri de aynı İran’da yaptığım mücadeleye Türkiye’de de yani kadın hakları aktivistleriyle, LGBTİ hakları kuruluşlarıyla devam ettim. Türkiye medyasında kadın hakları konusunda, mülteci hakları konusunda, mülteci kadınlar konusunda yani mücadele etmişim. İran’da özel olarak yaptığım mücadelelerden, yazdıklarımdan ve yürüttüğüm faaliyetlerden dolayı rejime karşı olmak suçuyla dört yıl cezaevinde kaldım. Çıktıktan sonra da sorgulamalar, gözaltına almalar devam ettiğinden ve ayrıca açık dosyam da vardı mahkemede, mecbur İran’dan çıkıp Türkiye’ye geldim. 2015’te iltica kaydım BMMYK’ya, 2016’da ilticamı kazandım ve mülteci statüsü aldım. Ve ondan sonra burada da bir toplantı özgürlük için, kadın hakları, LGBTİ hakları için ben de bir aktivist olarak katılmışım onlara. Ve hiçbirinde gözaltına alınmamıştık ve maalesef en sonda İstanbul Sözleşmesi Türkiye’de politik ve kritik bir vaziyete geldi ve Türkler de tutuklandılar, biz de gözaltına alındık 15 gün sonra toplantıdan (eylemden). Ben toplantıda (eylemde) bir konuşma yaptım, benim kararda da yazdıkları odur. Orada konuşma yapmışım, konuşmama bunları da ekledim: Kadın mücadelesi enternasyonel bir mücadeledir ve kadın örgütlerinin, aktivistlerin uluslararası dayanışması gerekiyor. Erkek sistemden kaynaklı dünyanın her bir yerinde bu sorun var ve bu erkek düzene karşı bizim de daha toplu bir şekilde, kanalize olmuş bir şekilde mücadele etmemiz gerekiyor. Türkiye ve İran kadınları dayanışması amacıyla oraya gittik. Hem ülkemizde olan kadın sorunları, kadına yönelik şiddet konusunda hem de LGBTİ konularında toplantıya katıldık. Ve de burada olan aktivistlere dayanışma mesajı vermek için katıldık. Bundan dolayı da tutuklandık. Geri gönderme merkezinde baya işkencelere maruz kaldık. Geri gönderme merkezinden dışarıya haber yaptığım için beni baya zorladılar. “Nasıl olur, Türkiye’yi mi kötülemeye çalışıyorsun kadın hakları, mülteci hakları konusunda. Şimdi de geri gönderme merkezinde olan intiharları dışarıya yayınlıyorsun, burada olanları dışarıya yayınlıyorsun” diye baskı yapıyorlardı. Bir de gönüllü geri dönüş formlarını imzalatmak için baya işkenceler yapılıyordu. Orada olduğumuz zamanda, Türkiye medyasında baya destekler oldu, mecliste bizim konumuz iki, üç kere gündeme geldi. Af Örgütü ve diğer sivil toplum kuruluşları bizim konumuzla ilgili Türkiye devletiyle görüşmelere başladılar. Kamuoyu baskısıyla Türkiye bizi imza yükümlülüğüyle serbest bıraktı. Bir ay geri gönderme merkezinde her an İran’da kendi önceden yapılmış işkencelerimi hatırlıyordum ve her an onları yeniden tecrübe edeceğim diye endişeleniyordum. Çıktığımızdan sonra da başka bir keyfi kararla bizi farklı şehirlere sürgün yaptılar. Şimdi de bizim sınır dışı kararına itirazımız reddedilmiş, her an onu bekleyebiliriz ki ve gözümüzle görüyoruz, kapıyı çalıp yeniden bizi alıp sınır dışı edebilirler ve İran’da olan önceki baskılar bizim için gerçekleşebilir daha da ağırlaşarak. Ben de bir LGBTİ bireyi olarak kadın haklarını savunacağım, bir sınırın benim için hiçbir anlamı yok. Ve nerede bir haksızlık varsa ben de özgürlük mücadelesi veren bir insan olarak o mücadeleye katkıda bulunup dayanışma göstereceğim.

Türkiye LGBTİ konularında eskiden mücadele etmiş, feministler baya bir mücadele etmiş. Maalesef geçtiğimiz senelerde ağır bir baskı altında, kazançları ortadan kaldırmaya çalışıyorlar. LGBTİ eylemlerini yasakladılar, LGBTİ simgelerini taşımayı yasakladılar. Şu anda biz kendimiz de burada iki senedir LGBTİ olarak bir yürüyüş yapamamışız, bir toplantı koyamamışız, bir sokağa çıkamamışız. Ve aynı bir sorunu aynı bir baskıyı nasıl bir Türkiyeli kadın yaşıyorsa, aynısı ben de burada yaşıyorum. Sorun aynı ve dayanışmamız ve mücadelemiz ortak. Bu düzene karşı mecbur mücadele edeceğiz. Çökecek bir durumda değiliz bu ağır baskılardan kaynaklı, bize ders vermeye çalışıyorlar. Daha da güçlenip daha da güçlü bir şekilde mücadele etmemiz gerekiyor ki haklarımızı kazanalım ve kendi düşüncelerimizi cinsiyetçi bir sisteme karşı öne sürmemiz gerekiyor.

Mohammad: İran’da olan sorunlarımdan dolayı Türkiye’ye geldim. Ben burada normal hayatımı yaşıyordum, bir toplantıya (eyleme) katılmadığım hâlde, beni gözaltına aldılar yanlışlıkla ve işkencelere maruz kaldım geri gönderme merkezinde. Çıktıktan sonra da benim için sınır dışı kararı çıktı. Bana gönderdikleri kararda, sisteme yükledikleri kararda yanlışlıklar var. Verdikleri kararda, dosyada benim adım var ama kararda eklerinde Leili’nin ifadeleri var. Yani kopyala yapıştır yapmışlar. Öyle dikkat etmemişler, şu anda benim için sınır dışı kararı var, onu bile bilmiyorum.

Bir cevap yazın

Please enter your comment!
Please enter your name here

7 − 5 =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.