Şimdi mesela bana ters gelen bir partiye oy atmamı isteseler ben atmam. Belki kavga olmasın, huzursuzluk olmasın diye tamam derim ama yine kendi bildiğimi okurum, herhalde.

Merhaba!

Selamlaşmak önemli bir husustur. İnsan olduğu için sırf bir kişiye selam vermek, bazı yerlerde pek çok anlama bürünebiliyor. Üç senedir yaşadığım köyde, kahvenin önünden geçerken, tanıdığım insanlar oldukları için adamlara selam veriyorum. Tıpkı köydeki kadınlara selam verdiğim gibi. Ama adamlara selam verdiğim her seferinde, arkamdan ne konuşulduğunu merak eder hale geldim. Kahve önünden yürüyerek geçen kadın hakkında türlü dedikodular çıkarmış zaten.

İki hafta oldu seçimler yapılalı. Bizim köyde, seçim sandıkları köy kahvesinin hemen yanındaki muhtarlığa bağlı bir odadaydı. Normalde önünden geçmemek için yolunu uzatıp kahvenin arka sokağından giden kadınların, kahvenin bahçesinden geçip oy kullanması gerekiyordu.

Kahvenin erkekliği ile meclisin eril hallerini düşününce çok manidar geliyor: Erkeklerin arasından geçip sandığa giderken adamların bakışlarından ve paçalarından akan testosteronun üstüne bulaşmaması için dikkat ederek, temsiliyetin için doğru düşündüğün şeyi var etmeye katkı olsun diye oy vermek.

Politikanın genel olarak erkek egemenliğinde olduğu bu topraklarda, kadınlarla sokak köşelerinde veya mutfaklarda sohbet ederken onlardan hem çok şey öğreniyorum hem de buralarda işlerin nasıl yürüdüğünü anlıyorum. Ancak geçirdiğimiz seçim sürecinde konuşmaların aldığı politik haller, konuşmak ve kendilerini anlatmak için bu kadar hevesli olmaları, sözlerini dışarıya ulaştırmak isteği uyandırdı. Birkaç soru hazırladım, ben sordum, onlar anlattı. Emine ve Ayşe ile sohbetimiz böylece ortaya çıktı (Emine 60 üzeri, Ayşe 30 üzeri yaşlarındalar) Sizleri onlarla tanıştırmak isterim:

Siyasetle ilgilenir misin genelde? Ne zamandan beri siyasetle ilgilenmeye başladın?

Emine: Biraz işte, ilgilenirim olduğu kadar. Bir kaç senedir.

Ayşe: Siyasetle pek ilgilenmem, yani bu sene işte biraz.

Siyasetle ilgilenmeye başlamanın nedeni nedir? Özel bir şey oldu mu?

Emine: Ya işte baksana Türkiye’nin durumuna, her şey zorlaştı. Gözümüzün önünde her şey zorlaşıyor. Zamanla her şey elimizden alınıyor. Baksana hayat şartlarına.

Ayşe: Ülkenin mesela hali, berbat. Daha iyi insanlar gelse ülkenin başına daha iyi olurdu belki diye düşündüğüm için ilgilenmeye başladım.                 

Sence daha iyi insanlar gelse neyi değiştirirler? Hangi konularda değişim bekliyorsun?

Ayşe: Yani bir eşitlik olsun. Yani başörtülü-açık diye bir ayrım yapılmasın mesela. Çocuklarımızın daha iyi öğrenim görmesi için mesela. Çocuklarımız iyi öğrenim görüyor gibi gelmiyor bana. Köyde köy okulumuz var, öğretmenler gayet ilgili, iyi öğretiyorlar gibi geliyor bana ama şehirlerde öyle değil sanki. Herkes böyle imam hatipe mecbur, ya meslek lisesine mecbur. Yani şöyle iyi bir öğrenim görmelerinin sanki önünün kapatıyorlar gibi geliyor bana. Sanki çocuklar iyi şeyler öğrenmesin de, özellikle hele bayanlar okumasın da evde otursun der gibi bir his geldi bana izlediğim kadarı ile.

Eğitimden başka hangi konularda değişiklik olmasını isterdin?

Ayşe: Yani biz hayvancılık yapıyoruz ya, hayvancılık öldü, çiftçilik öldü mesela. Hayvancılık ölmesin. Köyde yaşayan insanlar neyle geçimini sağlayacak? Yem mesela, yemler pahalandı ama sütler aynı. Süt vermeye çalışsan süt aynı. Bunlar değişsin. Çiftçiye de, çobana da hayvancılığa eşit davransınlar.

Önceleri politika ile ilgilenmediğiniz için eşinizin ve babanızın oy ver dediği yere oy verdiğinizi söylemiştiniz. Oy kullanmaya giderken iradenize bir müdahale oluyor mu? İsteğiniz dışında bir yere oy vermek zorunda kalıyor musunuz?

Ayşe: Kendi tercihim, yani kocam veya babam illa buraya atacaksın demiyor. Ama siyasetle ilgilenmediğim için bilmediğim için neyin iyi neyin kötü olduğunu, babam veya eşim nereyi diyorsa ona atıyordum. Şimdi mesela bana ters gelen bir partiye oy atmamı isteseler ben atmam. Belki kavga olmasın, huzursuzluk olmasın diye tamam derim ama yine kendi bildiğimi okurum, heralde. (Gülüşmeler)

Emine: Kendi düşünceme göre oy veriyorum. Genele göre veriyorum işte. Eskiyi çok hatırlamıyorum ama babam Demirel’ciydi. Biz de hep ona verirdik.

Sence siyaset erkeklerin işi mi yoksa kadınlar da siyaset yapmalı mı?

Emine: Yapmalı tabi.

Ayşe:  Yani burada genel olarak erkekler konuştuğu için kadınlar pek anlamadığı bilmediği için erkeklerin işi bence, köyde. Ama şehirlerde kendi ayakları üzerinde duran bir bayan için bayanlar da ilgilenebilir bence. Burada çünkü gördüğüm kadarı ile bayanlar ilgilenmediği için eşi ne diyosa odur yani iyi de dese kötü de dese ona inanıyor.

Siyaseti takip etmeye başladınız ya, seçim öncesinde özellikle. En çok nerelerden takip ettiniz; televizyon, gazete, internet?

Ayşe: Ben daha çok internetten baktım. Sosyal medyadan takip ettiğim kadarı ile. Hani şey konuşmaları vardı ya seçim öncesi konuşmalardan ve mitinglerden takip ettim. Ama ayrıca o mu bu mu şu mu diye özellikle araştırmadım.

Emine: Burada gazete yok ki!

Peki kadın politikacıları takip ediyor musunuz, televizyonda, gazetelerde?

Emine: Televizyonda bir parça takip ediyoruz işte.

Ayşe: Kadın politikacı hiç takip etmedim. Sadece Meral Akşener’in konuşmalarına denk geldim.

Yeni seçim geçti, bu seçim geleceği nasıl etkileyecek sence? Gelecekten umutlu musun, yoksa karamsar mısın?

Ayşe: Valla bilmiyorum ama geleceğimiz hiç de güzel değil. İyiye gitmiyor gibi geliyor bana. Şu anki durumda ama daha sonra değişir, onu bilemem ama şu anda hiç iyi değil, hiç adil değil gördüğüm kadarıyla.

Emine: Yaşayarak göreceğiz. Hiç umutlu değilim.

Sence seçim sonuçları kadınların hayatını nasıl etkileyecek? Geçmişe baktığında aynı hükümetle devam edeceğini düşünürsek?

Emine: Hiç bilmiyorum ki ben öyle ince şeyleri…

Sence siyasetin konuları nelerdir? Politikacılardan beklentilerin neler? Örneğin ekonomi olsun, özgürlükler olsun.

Emine: Tabii her şey düzelsin isterim. Kadınlar için seçme ve seçilme hakkı olsun. Zaten var da… Kadınlar yok. Yine az çıktı milletvekilleri. Ne kadar az. Mesela köyden bir kadın muhtar olsun, belediye başkanı kadın olsun, ilimizden iki üç tane kadın milletvekili çıksın isterim. Ama yok.

Sence kadın belediye başkanı, muhtar olsa, kadınlar politikada daha çok yer alsalar neler değişirdi?

Emine: Her şey değişirdi. Kadın ince düşünür bence. Kadın ekonomiyi, harcamayı her şeyi ince ince düşünür.

Ayşe: Değişirdi tabii ama zannetmiyorum kadınlara böyle bir şey vereceklerini, alanı onlara bırakacaklarını. Sanmıyorum ama değişirdi neden değişmesin. Kadınların düşünceleri daha farklı erkeklerden.

Sence nasıl farklı kadınların düşünceleri, nasıl gözlemlerin var bu konuda?

Ayşe: Ne bileyim, kendi hakları ile ilgili düşünceleri farklı. Kendi haklarını koruyup savunmak için farklı olur en azından. Ama vermezler yani. En azından bu gördüğüm çevrede böyle, şehirde nasıl oluyordur bilmiyorum hiç. Ama sanmıyorum yani kadınlara vereceklerini. Mesela bir muhtarlık seçimi olduğunda, köyde, kadın çıksa muhtar adayı, kadını seçmezler mesela. Kadınlar kadına verseler de, bilmiyorum seçmezler. Yani ayıplarlar kadın çıktı diye. Ben mesela kadın çıksa kadına veririm, muhtar kadın olsun isterim.

Sence tek bir adamın bütün konularda karar veriyor olması doğru bir şey mi? Karar verme süreçleri nasıl olmalı?

Emine: Yanlış bir şey bence. Hiç kimse kendi başına doğru karar veremez bence. Çok olunca gene tartışırsın, bu yanlış bu doğru diye. Tek başına olunca yanlış karar veriyor ve uyguluyor. Bu onun doğrusu, onun doğrusu benim yanlışım olabilir. Doğru değil mi? (Gülüşmeler)

Diyelim ki senin kendi adayın tek başına başkan olsaydı, o zaman da aynı şeyi düşünür müydün?

Emine: Düşünürdüm tabii. Genel olarak geçerli bir şey bu.

Ayşe: Tek adam olmamalı bence. Yani tek adam iyi olsaydı padişahlık dönemi olurdu, seçme ve seçilme hakkı olmazdı. Babadan oğula bir yönetim olurdu. Demek ki iyi olmadığı için seçme ve seçilme hakkı verilmiş kadın erkek ayrılmadan. Yani ben karşıyım, tek adam yönetmemesi lazım. Bütün partilerin olması lazım, herkesin istediğine atabilmesi lazım.

Milletvekili seçimlerinde %10 barajı var ya, bu konuda ne düşünüyorsun? Yani herkes az sayıda da olsa temsil edilmeli mi mecliste?

Ayşe: Barajı geçemeyince kalıyorsun değil mi baraj altında… Yani herkesin bir kısıtlama olmadan, baraj olmadan herkes ne kadar oy alıyorsa o kadar olması lazım bence. Bilmiyorum yani. Bütün partilere baraj var mı? O parti bu parti diye ayırt ediyorlar mı?

Yani %10 un altında oy aldıysan meclise giremiyorsun demek. Eğer %9 oy aldıysan milletvekili çıkaramıyorsun. Ama %9 demek de neredeyse 5,5 milyon insan demek. Ama o 5,5 milyon insanın fikrini önemsemiyorsun demek gibi geliyor bana.

Ayşe: Adil değil o zaman.

İdam hakkında ne düşünüyorsunuz?

Ayşe: Yani idam değil de müebbet olabilir. Bilmiyorum yani. Niye öyle dedim? Suçlu olmadığında da hapse giriyorsun ya, hemen idam olmaması gerekir bence.

Emine: Ben de idama karşıyım. Suçsuz biri de haksız yere cezalandırılırsa ya. Sonra suçu olmadığını kanıtlayamayacak. Sonra onu başka şeyler için de kullanabilecekler. Müebbet hapis olabilir ya da çok yüklü bir para cezası olabilir. Ama ceza da vermiyorlar ki yani. Tecavüzcüler hep serbest dolaşıyor. Adalet yok…

Ben şöyle düşünüyorum, acaba sen ne düşünürsün bu konuda onu merak ediyorum: Erkeklerin genel olarak sanki her şeye sahiplermiş ve her şeyi yapabilirlermiş gibi davrandıklarını düşünüyorum. Bu çocuk da olsa, kadın da olsa, hayvan da olsa… sanki bizim irademiz yok ve her şey erkekler için varmış gibi hareket ediyorlar.

Ayşe: Öyle ama buralarda. Şehirlerde görmedim bilmiyorum yani nasıl durum ama bu köylerde böyle. Erkeğin dediği olacak. Erkeğin mesela bayan eşi, erkekten ya da babasından izin almadan bir yere gidemiyor mesela. Ben gidiyorum dediğinde bile şey yapıyor erkek, niye kendi başına karar veriyorsun diyorlar mesela.

Kadın kocasının istediğinden veya söylediğinden başka bir şey yaptığında, sence adamı en çok kızdıran şey ne? Sözü dinlenmediği için mi yoksa kadın için endişelendiği için mi?

Ayşe: Bu erkekten erkeğe değişir. Bazıları kadının iyiliğini düşündüğü için ama çoğu mesela kendi sözü dinlenmediği için çıkışıyor.

Kadın mesela kendi iradesini koyduğunda, senin iradene karşı benim iradem gibi bir şey oluyor de mi?

Ayşe: Çoğunlukla öyle oluyor.

Feminist politika sence ne demek? Feminizm denince aklına ne geliyor?

Emine: Valla ben bilmiyorum feminist ne demek? (Gülüşmeler) Feminist demek özgürlük mü demek?

Ayşe: Benim aklıma hiçbir şey gelmiyor.

Peki kadın mücadelesi deyince ne geliyor aklına?

Emine: Mücadele anlıyorum ama desen ne olcak kabul ettiremiyorsun ki kendini!

Ayşe: Kadınların birlik olup bir şeyleri başarması aklıma geliyor. Başarabilmesi geliyor. Aslında başarabilirler de. Ama sanmıyorum, çok önlerini kapatıyorlar kadınların.

Nasıl kapatıyorlar mesela?

Ayşe: Ya önlerini kapatıyorlar işte. Ne mesela? Yani en azından bi kocası bi babası karşı çıktığında, bir huzursuzluk olmasın diye geri çekiliyor kadınlar. Ama dinlemediğinde, şey yaptığında, asi oluyorlar. “Çok asi, söz dinlemiyor, çok şımarık, başına buyruk” oluyorlar, en azından burada gördüğüm kadarıyla.

Sence köyde kadınların en çok ne için birlik olması lazım? O aşılacak şey ne?

Ayşe: Mesela köyde, birlik olup bir sürü projeler yapabilirler. Yaptıkları el işlerini bile birlik olup köy meydanında pazara çıkıp satabilirler mesela. Bazı kadınlar ektikleri sebzeleri pazara götürüp satıyorlar mesela. Köyüne has ne yapabiliyorsan toplayıp satarsın, köye ne gerek ne ihtiyaç varsa yaparsın. Hani köyün aş evi var ya mesela, düğünler için yapılan, o mesela, orayı örnek vereyim. Orayı tüm kadınlar çıksaydı, bir kadın değil de tüm kadınlar birlik olsaydı çok farklı olurdu. Erkekler kınayıp ayıplıyorlar, kadınlar geri çekiliyor. “Kendi başlarına bir iş yapacaklar, sanki bir şey becerebilecekler” diye konuşuyorlar, kadınların da güveni sarsıldığı için kadınlar geri çekiliyor, kimse çıkmıyor.

Emine: Valla bilmiyorum ki. Konuş konuş bir şey değişmiyor. Kırsal kesim böyle.

Peki, köyün ihtiyacı zaten şu anda kadınlara verilmiş olan ve şu anda daha çok para eden topraklar aslında kadınların üzerine ama satmak veya kiralamak konusunda söz hakkı erkeklerde. Kadınların elinden ekonomik olarak gelir kazanabilecekleri her şey alınmış durumda. Gördüğüm kadarıyla pek çok kadın zaten çalışıyor, bakkalda, tarlada veya zeytinde çalışıyorlar ama sigortaları bile yok. Kızının okuması için desteklemek isteyen bir annenin elinde kaynak yok. Para ile ilgili kararları veren erkekler yani.

Ayşe: Evet öyle.

Aslen köyün ihtiyaçlarını karşılaması gereken de erkekler o zaman, para zaten onlarda. Kadınlar para kazanabilseler başka öncelikleri olacak, değil mi?

Ayşe: Erkeklerde zaten hiç birlik yok. Sadece kahvede oturup dedikodu yapsınlar, boşu boşuna sallasınlar. Para da olsa erkekler birlik olup bir şey yapmaz bence. Eskiden mesela benim çocukluğumda köyün bir işi varsa babalarımız imece usulü yaparlardı. Babamlar mesela hiç para almadan yevmiye almadan çalışırlardı köyün işi için. Köyün kahvesi mi eskidi, camisi mi eskidi, avluda temizliğe mi ihtiyaç var, erkeklerin yapabileceği güç isteyen iş olduğunda imece usulü gün gün çalışırlardı. Şimdi o yok. Para olmayınca millet kılını kıpırdatmıyor.

Dayanışmayı aslen biliyorlar yani?

Ayşe: Eskiden biliyorlardı şimdi yok. Şimdi bilmiyorlar mı, her şey para mı oldu, işine mi gelmiyor onu bilmiyorum yani. Ki her şey para oldu.

Kadına yönelik şiddet konusunda ne düşünüyorsun?

Ayşe: Kadına şiddet çok kötü bir şey tabii ki. Kadın erkek aynı benim için mesela. Kadına şiddet, başıma gelmediği için bu konuda çok konuşamayacağım. Ama haksızlık. Kadın ne yani? Kadına şiddet, güzel konuşmak varken şiddet niye yani? Tek şiddet dövmek de değil. Konuşmanla da, sert konuşmanla da… bence o da bir şiddet. Sert konuştuğunda bağırıp çağırdığında da şiddet. Sırf şey değil yani. Mesela bir kadın da, babasına ailesine kocasına bağırmaması lazım.

Ekonomik şiddet deyince ne anlıyorsun?

Ayşe: O daha kötü bence.

Az önce konuştuk ya, para eden her şeyin tapusu kadınların üzerine ama kararları erkekler veriyorlar. Kadınlar çalışıp para kazanıyorlar ama getirip erkeklerin eline veriyorlar.

Ayşe: İşte bu daha kötü. Dövmekten daha beter bence. Parasının kazandığında elinden alınması daha kötü bir şey. Ha mesela şöyle olur, kadın kazanır, kocasının bir ihtiyacı olur, ödemesi gereken bir borcu olur verir kocasına. Ama mesela kadının borcu olduğunda kocası da para verebilir ona. Böyle bir eşitlik olabilir.

Evin dışında çalışan kadın sayısı da az galiba?

Ayşe: Eskiden çokmuş ama şimdi az. Şimdi yapacak iş kalmadı. İşte hayvan para etmiyor, et para etmiyor süt para etmiyor, zeytin para etmiyor. İşte yemler çok pahalandı, bunu kaldıramıyor, yem borcunu ödeyemiyor ki sen bir gelir kazanamıyorsun buradan, dünya kadar borçlu olarak geri çekiliyor. Yevmiyeye gidiyor sadece. Burda mesela çoğunlukla herkes yerlerini sattığı için, dışarıdan gelen kişiler de bahçe yapıyor, ev yapıyor. Malını mülkünü yabancılara satan da onlara yevmiyeye gidiyor. Yevmiyesini alıyor geliyor eve, çoluğuyla çocuğuyla yiyor. Bazısı kendi yiyor. Öyle yapıyor. Kadınların çalışabileceği iş imkanı kalmadı zaten. Sadece zeytin zamanı zeytin yevmiyesine gidiyor kadınlar. Ona da bazılarının kocası çalışmasına izin vermiyor. Çalışmasın istiyor bazıları, hanımının üzülmesini istemiyor. Bazıları da kıskançlık yaptığı için göndermiyor. Bazısı çalışmasını istemiyor ama kadın çalışıp kendi parasını kazandığında gayet de mutlu oluyor. Tamam yorucu ama çalışmak güzel bir şey. Ben mesela çalışmak istemem. Evde oturayım, evimin işini yapayım, gezeyim, komşuya gideyim, dışarı gideyim, çalışmak istemem. Ben öyle olmasını isterim. Ama eşimin düzenli geliri olursa isterim.

Emine: İş azaldı. Önceden halı dokurduk, ihraç edilirdi. Kadınlar bütün, halı dokurdu. O kadar çok çalışırdık ama para kazanırdık. Zeytine amele götürürdük, fasülyeye amele götürürdük ama açık arabaları yasakladılar, hepsi yok oldu. Kadınlara artık iş kalmadı. Sadece temizliğe gidiyoruz şimdi. Ona da gücü olan gidiyor. Adamların eline bakıyoruz şimdi. Sat bir tarla ye. Sonumuz ne olacak Allah bilir.

Ayşe, şu anda sen hem çalışıyorsun, hem evinin işini yapıyorsun ya, evin işini ortak yürütseydi iki insan, ama ucundan yardım etmek gibi değil de gerçekten evin bakımı, çocuk bakımı, temizlikler, o zaman da çalışmak istemez miydin? Hem çalışmak hem evin işi yükü mü fazla geliyor acaba?

Ayşe: Tabii canım. Oturayım evimin işini yemeğini yapayım demek tamam saçma, evin işi başlı başına bir sorumluluk, daha ağır bence. Dışarıda çalışsan evin işiyle uğraşmasan daha iyi bence. Ama evimden çıkmayayım diye diyorum ben. Hem dışarıda yorulduğum için öyle diyorum. Evin işini sırf kadının yapması diye bir kaide de yok bence. Sen çalıştığında, kocan da evin işini yapar çocuğa bakar bence. Ama şimdi erkekler dışarıda çalıştığı için, para getirdiği için yorulduğu için, gelip evin işini yapması da komik olur sen evde boş boş otururken. Biz de dışarıda birlikte çalıştığımız zaman, eve gelince evin işini de birlikte yapıyoruz, yemeğini yaparken sofra kurarken yardım ediyor benim eşim mesela.

Sence yasal olarak kadınların hayatlarını iyileştirmek için hukuken nasıl önlemler alınmalı? Nasıl haklar tanınmalı?

Emine: Şiddet konusunda destekliyorlar kadınları, uzaklaştırma veriyorlar filan ama gene bir faydası yok. Yine kadın cinayetleri yine dövme yine şiddet. Değişen bir şey yok.

Burada köyde çok tanık oluyor musun?

Emine: Biz kendimiz ne kadar çok yaşadık zamanında. Gerçi şimdi yok. Şimdi gençlerde hiç yok. Ama bizim zamanımızda vardı.

Mecliste kadınlarla ilgili politika yapmak ister miydin şansın olsa?

Emine: Ben hiç anlamıyorum ki. Yapamam ki.

Ayşe: Yani isterdim tabii, kadın ve çocuk deyince neden istemiyim. İsterdim.

Peki neleri değiştirirdin, neler yapmak isterdin? Hop diye aklına gelen şeyler var mı? Mesela kadına yönelik şiddeti önlemek için bir şeyler yapıyorlar ama yeterli geliyor mu sana? İşe yarıyor mu?

Ayşe: Gelmiyor, işe yaramıyor da. Ne yapardım? Hımmm. Yani kadınların da sözünün erkekler kadar geçmesini evde, dışarıda sağlamaya çalışırdım. Tamam bazı kadınların dışarıda sözü geçiyor, evde de geçiyor. Ama çoğunlukla erkekten sonra geliyor kadınlar. Onun için uğraşırdım mesela. Çocukların iyi eğitim alması için daha fazla uğraşırdım. Köy çocuğu şehir çocuğu ayırt etmeden. Mecbur yapardım kursları. Şimdi halk eğitim kursları var ama yeterli değil, bir tek ilçeye gidersen olur, çoğu kişi de gidemiyor. Mesela köylerde ücretsiz ders verilmesini sağlardım. Çocukların oynamaya da hakları var tatillerde sokaklarda. İnternette bilgisayarda oynamalarındansa sokakta oynamalarını tercih ederim. Ama belli saatlerde mesela öyle, kötü olan derslerine, çocukların zevk alabileceği şekilde, oyunlarla ders vermelerini isterim. Destek olmak için. Sabahtan akşama kadar değil ama öğlene kadar ya da iki saatçik. Öyle bir şey yapardım mesela. Tamam burda ilçeye götürürsün kendi arabanla ama olmuyor işte. İşler var. Çocuğum ne durumda demeden, sokakta şu anda çocuklarımız. İçimiz rahat çünkü herkes tanıdık. Şehirdeki çocuklar gibi hiç dışarıya çıkamadan evde kalmak gibi bir şeyleri yok. Ama ileride ne olur bilemiyoruz. Herkes tarlasını satıyor mesela. Bir sürü yabancı kişi geliyor köylere. O yüzden güvenemeyeceksin zamanla, çünkü tanımıyorsun. Güvensizlik olacak, şehirlere benzeyecek yakında.

Benim sorularım bu kadar. Senin özellikle söylemek istediğin başka şeyler var mı?

Ayşe: Kadınların da mesela, haber vermeden başına buyruk gitmesinden yana değilim ama, kadın erkek konuşarak, bir şeyler yapmaya çalışan kadınların da özgürce bırakılmasını isterim. Hayır yapamazsın diye bir kelime kullanmadan, yaparsın da bak böyle böyle olur diyerek, endişelendiğini belirterek, sen bilirsin de gene, senin için üzülürüm demesini isterim. Bana deniyor ama çoğu kadına öyle konuşulmadığı için, kadınların özgür bırakılmasını isterim. Dedikodu olmadan. Ya ben işte onu yaparsam dedikodu olurum falan deyip de kendilerini kısıtlamadan hareket etmelerini isterim.

Cevapla

Please enter your comment!
Lütfen adınızı yazın.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.