Devrim öncesi Mısır’da kadın iç çamaşırını alenen ifşa etmek utanç verici ve yüz kızartıcı kabul edilirdi. Bu örnek, kadın temsilinin devrimden sonra rezaletten kahramanlığa dönüştüğünü ve bu değişimin Kahire’nin kamusal alanına grafiti yoluyla yansıdığını gösteriyor.

Ortadoğu’yu sarsan Arap Baharı, hem milliyetçi hem feminist içeriğe sahip iki büyük protesto dalgası şeklinde Mısır’da da kendini gösterdi. İlk dalga, Ocak 2011’de 30 yıllık hükümdarlığı, ezici polis vahşeti ve iktidarının yozlaşması sonucu Mısır halkına karşı büyük bir baskı uygulayan Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek’i devirdi. Haziran 2013’te başlayan ikinci dalga ise, Mısır Anayasası yeniden yazılarak kendisine sınırsız hükümet yetkileri tanınan yeni seçilmiş başkan Muhammed Mursi’yi devirdi. Birçok kadın bu devrimlerin gerçekleşmesini sağlayan protesto gösterilerinin örgütlenmesine ve gösterilere doğrudan katıldı. Protestolar, hem hükümet güçleri hem de diğer protestocular tarafından kadınlara yönelik bir istismar ve taciz alanına dönüştüğünde, Mısırlı kadınlar yaşanılan şiddet ve tacizi görünür kılmak ve daha fazla zarar görmemek için feminist bir grafiti hareketi başlattı. Bu hareket Kahire, İskenderiye, Mansure ve Süveyş sokaklarında görselleştirildi; feminist bir ses olarak boyandı.

Mavi sutyenli kız olayı, Mısır tarihinde kadınlar arasında bir dönüm noktasıdır. 25 Ocak 2011’deki Mısır devriminden önce Kahire sakinlerinin, şehrin ana caddelerindeki ve meydanlarındaki duvarlarda mavi sutyen şablonlarına (stencil) rastlaması pek olası değildi. Mavi sutyen, askeri yönetimi protesto eden, bu yüzden dövülen ve elbiseleri ordu askerleri tarafından kameraların önüne atılan başörtülü bir genç kadına aitti. Birkaç gün sonra olayın yaşandığı sokakta mavi sutyen şablonları görüldü ve bu şablonlar daha sonra Kahire’nin büyük meydan ve ana caddelerinin duvarlarını kaplamaya başladı. Bu nedenle, Kahire duvarlarındaki mavi sutyen, Mısırlı kadınların diktatörlüğe ve ezilmeye karşı direniş ve cesaretini hatırlatıyor. Devrim öncesi Mısır’da kadın iç çamaşırını alenen ifşa etmek utanç verici ve yüz kızartıcı kabul edilirdi. Bu örnek, kadın temsilinin devrimden sonra rezaletten kahramanlığa dönüştüğünü ve bu değişimin Kahire’nin kamusal alanına grafiti yoluyla yansıdığını gösteriyor.

Bu yazıda, devrimden sonra Mısır’daki grafiti üretiminin, Mısırlı kadınların daha önce görülmemiş ilerici ve güçlendirici imajını yansıttığını iddia ediyorum. Bu çalışma, özetle, kadın merkezli grafiti çizimlerine odaklanıyor; kadın tasvirlerini ve kadınların kurtuluşunu konu edinen grafitlerin fotoğraflarını inceliyor. Yaşanan olayları takiben yapılmış kadın merkezli grafitileri, bu olaylar çerçevesinde açıklamaya çalışıyor.

Devrim sonrası grafitinin ortaya çıkışı

Devrimden önce Mısır’da grafiti yalnızca reklamlar için ucuz bir yol olarak ya da futbolcuları yüceltmek ve zaferlerini kaydetmek için kullanılıyordu. Mısır devrimi sırasındaysa grafitiler önemli bir rol oynadı. Devrim esnasında ve sonrasında grafiti, siyasal mesajları iletmek ve protesto etmek için bir araç olarak yaygınlaştı. Ayrıca grafiti, genellikle egemen rejimlerin hakim olduğu kamusal alanların mülkiyetini talep etmenin bir yolu olarak görülüyordu. Özetle, Mısır’daki devrim sonrası grafiti sadece çeşitli siyasi, sosyal ve kültürel mesajlar dizisini ifade etmekle kalmayıp aynı zamanda bir demokrasi aracı olarak devrime katkıda bulundu.

Yukarıda belirtilen amaçlarla kullanılan grafitinin Mısır’da hangi süreçlerden sonra ve hangi koşullarda ortaya çıktığına değinmek istiyorum. Bunun için devrim sürecini özetlemem gerekecek. Mısır halkının tiran hükümete karşı bir araya gelip birleşmesi 25 Ocak 2011’de gerçekleşti ve yapılan protesto gösterilerinde kadınlar da erkekler kadar etkiliydi. Esma Mahfuz (Asmaa Mahfouz) ve Esraa Abdel Fattah gibi genç ünlü blog yazarları, youtube videolarından ve blog yayınlarından tüm Mısır halkını protestoya katılmaya çağırdı. Kadınların daha önceki protesto gösterilerindeki oranı en çok yüzde 10 civarındayken, Mübarek’in istifasına giden günlerde Tahrir Meydanı’ndaki protesto gösterilerindeki eylemcilerin yüzde 40-50’sini kadınlar oluşturuyordu.

Mübarek’in devrilmesini takiben, cinsiyetler, dinler ve toplumsal sınıflar arasındaki dayanışma duygusu kaybolmaya başladı. 8 Mart 2011’de Tahrir Meydanı’nda düzenlenen Uluslararası Kadınlar Günü vesilesiyle yapılan yürüyüş, tam bir felaketle sona erdi. Binlerce protesto grubunun haftalarca süren eylemlerinden sonra, sadece birkaç yüz kadın ve bir avuç erkek, kadınlar için yeni bir Mısır kurma konusunda ses getirmeye yönelik yürüyüşte bir araya geldi. Kısa süre içinde protestocuların etrafı, onlara hakaretler edip saldıran, hatta kadınlara cinsel tacizde bulunup elleyen erkek topluluğu tarafından sarıldı. Rose Al Youssef’in gazetesinden Sami Sade’nin aktardığına göre, birkaç erkek topluluğu kadınlara “mutfağa geri dönmelerini” bağırıyordu. Protestocular meydanın arka tarafına doğru kovalanarak dağıtıldı. Uluslararası Af Örgütü, 9 Mart 2011’de 18 kadının güvenlik güçleri tarafından gözaltına alındığını ve işkence gördüğünü bildirdi. Bu kadınların neredeyse hepsi soyunarak arandı ve zorla “bekaret testi”ne maruz bırakıldı. Birçoğu, düzensiz davranış, malları imha etme, trafiği engelleme ve silah bulundurma gibi suçlamalar nedeniyle yaklaşık birer yıllık hapis cezası aldı.

Devrim sonrası grafiti, ilk önce bir siyasi katılım biçimi olarak ortaya çıkmıştı. Daha sonra anti-rejim tezahüratlarından başlayıp taciz karşıtı kampanyalarla devam ederek ve bunlar gibi diğer sosyal ve kültürel konuları tartışarak gelişimini sürdürdü. Kadınları temsil eden grafiti çizimleri, Kahire’de grafiti hareketinin başlangıcında ortaya çıktı. Grafitilerde önce protesto gösterilerine liderlik eden kadınların resimleri yapıldı; hareket daha sonra olgunlaşarak kapsamlı ve net feminist mesajlar oluşturmaya başladı. Bu bölümde, devrim sonrası Mısırlı kadınların imajını güçlendiren kadın merkezli grafiti örnekleri üzerinde duracağım ve anlatılmaya çalışılan, iletilmek istenen mesajları ve talepleri bu grafitiler üzerinden açıklamaya çalışacağım.

 Gaz maskeli kraliçe Nefertiti

Nefertiti, Mısır tarihindeki en etkili Firavun Kraliçelerinden biridir. Gücü, bilgeliği ve vatanseverliğiyle ünlüdür. 28 Ocak 2011’den itibaren, Mısırlı protestocular polis güçleri tarafından kullanılan göz yaşartıcı gaza karşı kendilerini korumak için gaz maskeleri kullanmaya başlamışlardı. Bu süreçte gaz maskesi kullanan kraliçe Nefertiti’nin çizimleri  Mohamed Mahmoud (Muhammed Mahmud) Caddesi’ndeki duvarlarda uygulandı.

Bardhan ve Foss’a göre, Kraliçe Nefertiti, protestoculara büyük miraslarını hatırlatıyor ve Mısırlı kadınların kendilerini koruyabileceklerini, güçlerini yeniden elde etmek için gerekli kapasiteye sahip olduklarını gösteriyordu. Çizim, isyancılar arasında güçlü bir etki oluşturmuştu. Birkaç ay sonra erkek ve kadın protestocular, devrimde kadınların rolüne olan takdirlerini göstermek için bazı gösterilerde Nefertiti çiziminin şablonuyla yaptıkları maskeleri kullandı.

Mavi sutyenli kız

25 Şubat 2011’de başörtülü Mısırlı bir genç kadın, Bakanlar Konseyi önünde bir oturma eylemine katıldı. Ordu askerleri tarafından dövüldü, sürüklendi ve mavi sutyeni görünene kadar elbiseleri soyuldu. Üstelik tüm bunlar kameraların önüne yaşandı.

Askerlerin bu kötü muamelesinin videosu internette bir virüs gibi hızlıca yayıldı ve mavi sutyenli kadın, direniş için bir sembol haline geldi. Birkaç gün sonra başkent Kahire’nin en önemli meydanları, sözü edilen olayı anımsatan ve kimliği bilinmeyen mağduru onurlandıran mavi sutyen şeklindeki basit bir şablonla kaplandı.

Şablonun ana ve tek bileşeni, Mısır kültüründe bu zamana kadar tabu ve utanç unsuru olarak nitelenen sutyendi. Buna karşın, yine Bardhan ve Foss’un belirttiği gibi, çizimin mesajı güç, gurur, sebat ve meydan okumayla doluydu. Utanç ve korku unsurları olmayan bu çizim, kadın temsilinde yeni ve olumlu bir algı yarattı.

Samira ve bekaret testi

Mart 2011’de askeri yetkililer, kadın protestoculara bekaret testleri uyguladı. Kurbanlardan Samira, testi yapan askeri doktora karşı dava açtı. Samira Mohsen’in çizildiği grafiti, askeri doktor hiçbir ceza almadan serbest bırakıldıktan birkaç gün sonra duvarlarda yerini aldı. Bardhan ve Foss’a göre; Samira’nın grafitisi mağduru, ordu subaylarına ve yetkililere kıyasla üstün bir konumda gösteriyordu. Ayrıca, Samira’nın grafitisindeki başörtüsünün kırmızı renk olması, öfke ve intikamı ifade eden yangına benzetiliyor.

 Cehennem Çemberi

Kadınların istismar edilmesi, Mısır’da sonraki yıllarda örgütlenen protestolarda da devam etti. Mısır devriminin ikinci yıldönümünde 43 yaşındaki serbest çalışan gazeteci Hania Moheeb kutlamaya katılmak için Tahrir Meydanı’na gitti ancak atmosfer iki yıl öncesine göre oldukça farklıydı. BBC’ye verdiği röportajda “Bir şeyler yanlıştı. Havada olumsuz sesler vardı. Birdenbire kendimi, vücudumun her santimine saldıran çok büyük bir insan grubunun içinde buldum,” diye açıkladı. Yüzlerce erkeğin katıldığı kutlamalarda, zorla soyulan Moheeb’e acımasızca tecavüz edildi ve boynundaki atkıyla boğulmaya çalışıldı. Saldırı yarım saatten fazla sürdü ve saldırganlardan beşi, onu ambulansta bile takip edip saldırmaya devam etti. Bu yaşanan, eylemlerinden ötürü hiçbir ceza almayan erkeklerin Mısırlı kadınlara uyguladığı şiddetin korkunç da olsa sadece bir örneği. Bu şiddetin failleri, çoğunlukla sözlü ya da fiziksel olarak görevini kötüye kullanan güvenlik ve devlet görevlileri. Protestolar sırasında alanlarda olan Mısırlı kadınların yüzde 99’u cinsel tacize maruz kaldığını, yüzde 96.5’iyse ağır fiziksel ihlal yaşadığını bildirdi. Haziran ve Temmuz 2013’te Başkan Muhammed Mursi’yi deviren 10 günlük protesto gösterisinde 186 kişi taciz ve istismar vakası bildirdi. 2013’te Thomson Reuters, Mısır’ı Irak, Suudi Arabistan ve Suriye’yi de aşarak kadınlar için en kötü ülke olarak gösterdi.

Masa Amir’e göre tecavüz eylemi, erkekler tarafından kalabalığın taranıp saldırılacak kadının seçildiği önceden planlanmış bir tuzaktı. Çünkü Moheeb, erkeklerden oluşan üç daire ile çevrelendi ve kaçışı engellendi. Ona en yakın olan ilk daire onu soyup taciz ediyor; ikinci daire, yardım etmek için en içteki daireyi geçmeye çalışıyormuş gibi davranıyor; üçüncü daire, meydanın içindeki diğer insanları, olanları fark ettirmeden dağıtmaya çalışıyordu.

2013’te Tahrir Meydanı’nda Moheeb’in yaşadığı travmayı anlatan Mısırlı sanatçı Mira Shihadeh’in duvara çizdiği kadını üçten fazla çember çevrelemektedir. “Cehennem Çemberi” başlıklı çizim, izleyiciye bakan, her tarafından çevrelenmiş üzgün yalnız bir kadın, arka ve ön planda sonsuza dek devam ediyormuş gibi duran kana susamış adamları gösteriyor. Resimde erkeklerin ağzından kan damlamakta ve kadının boynuna yönelmiş iki bıçak var. Oldukça sıradan ve önemsiz addedilen korkunç bir olayın hatırlatıcısı olan bu duvar resmi, Mısırlı kadınlara bir uyarı, Mısırlı erkeklere ise ikaz edici bir hikaye veya bazı durumlarda bir ayna olarak dile geliyor. Arka planda uçuşan Mısır bayrakları, Mısır Devrimi’nde değişim için savaşan pek çok insanın başarısızlığa uğradığını ortaya koyuyor.

Shihadeh, Mısır duvarlarına birçok kadın imajı boyadı; ancak en tanınabilir parçası, grafiti yolu ile savaşan bir kadın. Kalçasına koyduğu eli ve topuklu ayakkabılarıyla bir kadın, kendisine doğru gelen minyatür erkek figürlerini bastırmak için bir kutu sprey boya kullanıyor. Shihadeh bu resmin birden fazla versiyonunu yaptı. Bazen kadının başı örtülü, bazen saçları açık; bazen kırmızı, bazen de beyaz giysilerle; bazılarında ise kadın sadece bir siluet olarak görünüyor. Ancak her iterasyonda “cinsel tacize karşı” kelimeleri, kabın içinden dökülen sprey boyanın altında Arapça olarak yazılmış.

İşgal etmek için yeni duvarlar ve yeni oluşumlar

Devrimden bu yana Mısırlı kadınlara yönelik şiddetin inanılmaz bir şekilde artması, Mısır’ı kadınlar için insanca yaşanabilir hale getirmeye yönelik çalışmalara, kadınların ne kadar güçlü olduğunu ve Mısır tarihinin her yerinde var olduğunu gösteren, kamusal alanlarda boyalı düzinelerce duvar resmi ve şablon oluşturulmasına yol açtı. Devrimden sonra grafitinin yaygınlaşması akademik araştırmacılar, basın, tarihçiler ve aktivistlerin ilgisini çekti. Dokümantasyon, koruma ve analiz çalışmaları yapıldı ve “Grafiti avcıları” başlığı altında yeni bir fotoğrafçılık kategorisi ortaya çıktı. Mısır’daki grafitiler sürekli değişiyordu. Bazen yetkililer tarafından siliniyor; bazen hava koşulları nedeniyle, bazen de yeni grafiti yapımı için alanı boşaltmak amacıyla siliniyordu. Bununla birlikte, fotoğrafların ve verilerin birçoğu internete yüklendi ve grafitilerle işgal edilecek yeni duvarlar sağlamak için sosyal medyada dağıtıldı. Sosyal medyaya yönelik grafiti çizimleri, mesajları taşıyan birkaç ağ ve topluluk arasında takdir edildi, paylaşıldı ve yeniden dağıtıldı. Özellikle kadın merkezli grafitiler bu dağılımlarda büyük bir paya sahip. Egyptian Women of the Revolution [Devrimin Mısırlı Kadınları] ve Walls of Freedom [Özgürlük Duvarları] gibi özel olarak grafitileri belgelemek ve korumak için birkaç web sitesi kuruldu.

Öte yandan, kadın sanatçıları grafiti çizmeye ve erkek sanatçıları da kadınlar hakkında çizmeye teşvik etmek için üç inisiyatif ve gençlik grubu oluşturuldu; Women on Walls [Duvarlardaki Kadınlar], Eau de Perfume ve Noon El-Neswa.

Sanatçı ve aktivist Merna Thomas, 2012 yılında, Ocak 2011 devrimi sırasında ve sonrasında ortaya çıkan, sadece erkeklere yönelik olan ve genellikle kadınları aşağılayan grafitilerle mücadele etmenin bir yolu olarak NooNeswa (Noon El Neswa) adlı topluluğu kurdu. Grup, başarısız olan Uluslararası Kadın Günü yürüyüşünden bir gün sonra gerçekleşen “bekaret testleri”nin birinci yıldönümünde, kadın eşitliğini savunan ve güçlü Mısırlı kadın şablonlarının da yer aldığı bir grafiti kampanyası olan “Grafiti Harimi” projesini başlattı. Bu kampanyadaki en popüler şablonlardan biri, ikonik Mısırlı aktris Soad Hosny’yi “Bir kız tıpkı bir erkek gibidir” metninin üstünde tasvir ediyor.

NooNeswa’nın şablonlarından bir diğeri üç kadının yüzlerinin gösterildiği grafiti: İlkinde başını ve yüzünü örten nikab takmış bir kadın tasvir edilir, ikinci kadın saçlarını örten bir hijaborn giyer, üçüncüsü ise hiç başörtüsü takmaz. Bu şablonunun altında ise Arapça “Beni etiketleme” yazıyor. Grafiti, kadınlara ait kişisel bir karar olarak örtünmenin kendisi ve örtünme şeklini gösteren güçlü bir mesaj veriyor.

Bir diğer etkileyici sokak sanatı grubu, kadınları güçlendiren grafiti inisiyatifi olarak 2013’te kurulan WOW (Women On Walls) örgütüdür. WOW sanatçıları, duvarların toplumun ihtiyaçlarının doğrudan bir yansıması olabilmesi için, yereldeki kadınları en çok ilgilendiren konuların grafitilerde olması gerektiği yönünde bir tartışma başlattı. Cinsel taciz, Kahire’deki kadın sorunlarının başında gelirken, Mansoura’da kadınlar finansal güvenliğe kavuşma taleplerini belirtti.

Bu topluluğun sanatçılarından biri olan Ghadir Wagdy, başörtüsü kullanmayan, saçları açık üç ardışık kadının yüzlerini boyuyordu. Bu kadınların ağızları geniş ve açık, dilleri ise isyan hareketine uygun biçimde dışarıya çıkartılmış duruyordu. Aşağıdaki fotoğrafta sadece iki kadın görülüyor.

Çoğu kadın, şaşırtıcı olmayan bir şekilde, örgütsel desteğe sahip büyük gruplarda daha rahat hissederek o gruplar içinde boyama yapmayı tercih etse de, birçok cesur kadın da hiçbir örgüte mensup olmaksızın kalıp yapmak ya da çalışmalarını tek başına boyamak için sokağa çıkıyor. Bunlardan biri olan 28 yaşındaki yapısal mühendis ve moda tasarımcısı Hend Kheera, 2011 ayaklanmasında ilk kez stencil yapmaya başladı. Rolling Stone’a 2012’de verdiği bir röportajda “İşe gitmeden önce sabah erken saatlerde boya yaparken dışarıda kimse bana bir sorun çıkarmaz,” diyordu. Çalışmalarında genellikle kadınlara saygı duyulmasını isteyen bir metnin üzerine ünlü Mısırlı sanatçıların portrelerini yapıyor. Metinlerinin içeriğinin çoğunlukla kadınlar adına erkeklere zorla talepte bulunan, tehditkar ve saldırgan olması sebebiyle erkeksi bir yaklaşım içerebileceği düşüncesinden hareketle genellikle yaptığı işler tartışmaya açık. En tanınmış eserlerinden biri, bir eli kalçasında diğeri ise omuzunda olan bir kadının arka kısmının siluetinin gösterildiği ve “Dokunmayın, dokunursanız hadımlık sizi bekliyor,” olarak çevrilebilecek çalışması.

Sokak sanatı ile kadınların resmedilme biçimlerini değiştirmek için çalışan bir başka kadın, Lübnan-Mısır sanat tarihçisi Bahia Shehab, 2011 devrimi sırasında “Bin Defa Hayır” kampanyası başlattı. Serinin başlığı, reddin onaylanması ve vurgulanması anlamına gelen Arapça bir sözcükten geliyor. Shehab, Arapça yazıtında “hayır” kelimesi için kullanılan bin sembolü toplayarak Mısır’ın uzun tarihindeki zulüm şekillerini belirtiyor. Bunları şablonlaştırdığı ve uyguladığı bir duvarın resmi aşağıda:

Sonuç

Bu yazıda, devrim sonrası artan şiddet ve cinsel taciz olaylarına bir karşı durma şekli olarak kadınların başlattığı grafiti ve şablon üretiminin, Mısırlı kadınların daha önce hiç gözlemlenmemiş devrimci, ilerici ve güçlendirici imajını gösterdiğini savunmaya çalıştım. Devrim sonrası grafiti, kadının sesini yükseltti, yansıttı ve adalet ve eşitlik için savaştı; bu da etkisiz hale getirilemedi. Grafiti sadece kadının daha iyi olan statüsünü yansıtmıyordu; çizimlerde yer alan olumlu ve ilham verici mesajlar yoluyla kadınlara güç de veriyordu.

Bu hareket, cinsel tacizin Haziran 2014’te beş yıla kadar hapisle cezalandırılmaya başlanmasıyla küçük bir zafer kazandı. Fakat maalesef vajinal nüfuz, kovuşturulabilen tek istismar şekli; bu yüzden başka yollarla taciz edilen kadınları koruyan caydırıcı bir yasa hâlâ yok. Kadına yönelik artan şiddet, sanat yoluyla birçok açıdan engellenmeye çalışılıyor; bu yazıda bu çalışmaların ancak en tanınmış ve yaygın örneklerini sunabildim. En eski eserler, spesifik travmatik olaylara doğrudan göndermelerden oluşuyordu. Daha sonraki eserlerin daha çok hak talebi üzerine şekillendiği söylenebilir. Mısırlı kadınları destekleyen sokak sanatının neredeyse tamamı figüratif çalışmalar. Metin eklenmesi, bu eserlerden bazılarını bir adım daha ileriye götürüyor çünkü böylelikle anlamın yanlış yorumlanmadığından emin olunabiliyor. Bazı eserler izleyiciyi çekmek için estetik kullanıyor ancak bunların hepsi kadınların ev dışında topluma değer kattığına dair ortak bir mesajı paylaşıyor.

Kaynakça

Amnesty International (2012). Egypt: A year after ‘virginity tests’, women victims of army violence still seek justice. https://www.amnesty.org/en/latest/news/2012/03/egypt-year-after-virginity-tests-women-victims-army-violence-still-seek-justice/ (Erişim:20.01.2017)

Bardhan, S., Foss, K. (2015). “Revolutionary Grafiti and Cairene Women: Performing Agency through Gaze Aversion”. In Charrad, M & R. Stephan (Eds.), Women and the Arab Spring: Resistance, Revolution, and Reform. New York University Press. http://cjdept.unm.edu/research/recent/docs/revolutionary-grafiti-and-cairene-women-performing-agency-through-gaze-aversion.pdf (Erişim:15.01.2017)

Menan Farag (2015). Women representation in the post-revolution grafiti in Egypt. Open Society Foundation Summer School, Cairo University. https://cairo.academia.edu/MenanSamy (Erişim:27.01.2017)

Soraya Morayef (2013). Women in Egypt through the Narrative of Grafiti. http://www.atlanticcouncil.org/blogs/menasource/women-in-egypt-through-the-narrative-of-grafiti (Erişim:08.02.2017).

Lindsey (2016). Feminist Street Art Sparked by the Egyptian Revolution. http://www.thingsworthdescribing.com/2016/01/24/feminist-street-art-sparked-by-the-egyptian-revolution/ (Erişim:18.01.2017)

1 Yorum

Cevapla

Please enter your comment!
Lütfen adınızı yazın.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.