Elena Ferrante korkusunu kabullenmeyi öğrenmeye çalıştığını anlatıyor

Andrea Ucini

Elena Ferrante

Cesur değilim ben. En çok sürünen şeylerden, özellikle de yılanlardan korkarım.  Örümceklerden, tahta kurtlarından, sivrisineklerden hatta sineklerden bile korkarım.  Yüksek yerlerden ve asansörlerden, teleferikten ve uçaktan korkarım. Çocukken söylediğimiz tekerlemede olduğu gibi, üzerinde durduğumuz yerin birden yarılabileceğini ya da evrenin işleyişinde oluşacak ani bir bozulma nedeniyle çökebileceğini düşünerek korkarım. Şiddete başvuran bütün insanlardan korkarım: bağırdıklarında, başkalarını aşağıladıklarında, küçük düşürücü sözcükler, sopalar, zincirler, kesen ya da vuran silahlar, atom bombalarıyla saldırdıklarında korkarım.

Ancak buna rağmen çocukken, ne zaman korkmamış görünmek gerekirse öyle görünürdüm. Kısa zamanda, gerçek ya da hayali olsun, tehlikelerden daha az korkmaya alıştım, ama bu kez, başkalarının korkuyla tepki gösterdikleri an ben daha çok, çok daha fazla korkuyordum. Çünkü nasıl tepki vereceğimi bilmiyordum. Kız arkadaşlarım örümcek görüp çığlık mı atıyorlardı? Ben, tiksinme duygumun üstesinden gelerek öldürüyordum onu. Sevdiğim adam, telesiyeje binmenin zorunlu olduğu bir dağ tatili mi öneriyor? Korkudan su gibi ter döküyor ama gene de gidiyordum.

Bir keresinde kedi yakaladığı yılanı eve getirip yatağımın altına bırakmış ve ben bir elimde süpürge, diğerinde faraş, bir yandan çığlıklar atarak yılanı kovalayıp dışarı atmıştım. Eğer birisi kızlarımı, beni veya herhangi bir insanı ya da zararsız bir hayvanı tehdit ederse oradan kaçıp uzaklaşma dürtüme karşı koyarım.

Halk arasındaki genel kanıya göre, korkuya benim kendimi eğittiğim kadar azimle tepki veren insanlar gerçek cesaret sahibidir ki bu da tam olarak korkuyu yenmek demektir. Ama ben öyle düşünmüyorum. Biz korkak savaşçılar, bütün korkularımızın önüne kendi öz saygımızı kaybetme korkusunu koyarız. Kendimize çok değer veririz ve küçük düşeceğimiz bir durumla yüz yüze gelmemek için her şeyi yapabiliriz.  Başka bir deyişle, korkularımızı özgecilikten dolayı değil, bencilliğimizden dolayı öteleriz.

Ve böylece itiraf etmeliyim ki ben kendimden korkmaktayım.  Artık epeydir biliyorum ki kaptırıp sürüklenebilirim ve bu yüzden çocukluğumdan beri kendimi göstermeye zorladığım saldırgan tepkileri şimdi yumuşatmaya çalışıyorum.  Conrad’ın roman kahramanları gibi korkuyu kabullenmeyi ve hatta kendimle dalga geçerek sergilemeyi öğreniyorum.  Böyle davranmaya, kızlarımı küçük, büyük ya da hayali tehlikelerden aşırı bir heyecanla  korumaya çalıştığımda onların korktuğunu fark ettiğim zaman başladım.  Belki de en fazla korkulması gereken, korkmuş insanların şiddetidir.

Çeviri: Füsun Baytok

Bu yazının orijinali the Guardian’da yayınlanmıştır.

Cevapla

Please enter your comment!
Lütfen adınızı yazın.