“Neden mahkemeye gidip hayatını zorlaştırıyorsun?” Ben de sordum, “Neden benim soyadım değişiyor da eşiminki aynı kalıyor?”

Sibylle Bergemann

Hayatım boyunca sadece kadın olduğum için belli zorluklarla karşılaştım, Türkiye’den kadınların çoğunluğunun deneyimlediği gibi. Bu durumla nasıl mücadele edeceğimi bilmediğim zamanlarda, erken öğrencilik dönemimde, ya bu zorluklarla karşılaşmamak için önlem aldım, yol değiştirdim ya da yaşadığım sıkıntılar yokmuş gibi davrandım. Belli bir noktadan sonra ise hayatı gözlemlediğimde bir kadının ne kadar ayrımcılığa, kötü muameleye uğradığını görmeye, deneyimlemeye başladım. Bunlarla mücadele etmek için kendim durumu görünür kılmaya ya da bu zorluklarla karşılaşan kişilerle dayanışmaya başladım. Bunun için uygulamaları, mevzuatı eleştirmek, politik bir tutum sergilemek için öğrenme sürecim başladı. Hâlâ da devam ediyor.

Geçen sene ise hayatımızda normalleşmiş bir uygulamayla, evlilik sonrası soyadımın değişmesi zorunluluğu ile yüzleşmek zorunda kaldım. Türkiye’de bir kadın evlenmeye karar verdiğinde kanuna göre soyadını değiştirmesi yani eşinin soyadını alması ya da en son mevzuat değişiklikleri doğrultusunda kendi soyadının yanına eşinin soyadını eklemesi gerekiyor. Bunun nedenini hiçbir zaman anlamadım. Eğer bir kadın ve erkek eşit haklara sahip ise neden sadece kadın soyadını değiştirmeli ya da yeni bir soyadı eklemeli? Eğer eşit bir şekilde uygulanacaksa ya her ikimize de uygulanmalı ya da hiçbirimize. Kimliğimde şimdiye kadar kendimi tanımladığım soyadım değişecekti. Peki neden? Tam da bu soruyu sordu birçok kişi bana. “Neden mahkemeye gidip hayatını zorlaştırıyorsun?” Ben de sordum, “Neden benim soyadım değişiyor da eşiminki aynı kalıyor?” Bu konuda pek cevap alamadım. Hayatım boyunca hep soru sordum, hem kendime hem çevreme. Şunu anladım ki politik bir duruş sergilenmesi gereken kadın mücadelesinde eğer birilerini rahatsız eden bir soru soruyorsanız o tam da sorulması gereken doğru bir sorudur. Hiç anlayamadım neden sorulardan korkulur, sorulara kızılır. Bir kişinin bu gibi konularda soru sorulduğunda kızması esasında o kişinin cevabı bilmediğinden ya da cevap vermek istememesinden kaynaklanıyordur. Bazı konuların sorgulanması, tartışılması, bir düzenin değiştirilmesi için adımlar atılmak istendiğini gösteriyor.

Soyadının değişmesi yanı sıra kütüğünüz eşinizin kütüğüne taşınıyor. Neden kütüğüm değişmeli? Hali hazırda doğum yerim olmayan kütüğüm, hiç bilmediğiniz bir yere alınabiliyor. Sürekli bir kişinin himayesinden diğer bir kişinin himayesine devredilen bir eşya gibi hissettiriyor. Kadınların yaşaması, çalışması, eğitim görmesi ya da evlenmesi gibi kararların bazen ailedeki erkekler, eşler tarafından verildiğini düşündüğümüzde sanki aynı eril pranga soyadı değişimi ile evlenen her kadına takılıyor gibi hissettirdi.

Kadının kendi soyadı, kayıtlı olduğu kütük ile devam etmesi evlilik müessesesinde kendi kimliği ile varolması demekti. Medeni Kanun tarafından öngörülen bu değişim kadının “sahip olunan, himaye altına alınan” kişi olarak tanımlanmasına neden oluyor. Peki tam da bu sahip olma güdüsü değil mi hem dışarda hem evde kadına psikolojik- fiziksel- cinsel şiddet uygulanmasının nedeni?

Sanki kurallar ya da mevzuat bu şekilde öngördüğü için bu durum kabul edilmeli idi. Kabul etmiyorum. Bir kadın olarak birçok alanda mücadele ederken bir soyadı için bu kadar uğraşa değer miydi diye sordu birçok kişi. Değer. Tam da bu noktada başlamıyor mu birçok şey? Bu bir kimlik mücadelesi. Kadınların kimlik, haklar ve varoluş mücadelesi. Sadece kendi soyadımı tutmayı da aynı önemde görüyorum. Sokaklarda “Biz varız, mücadeleye devam” derken, kendi kimlik mücadelemde bu alanda ne kadar az bilgiye sahip olduğumu gördüm. Esasında sadece ben de değil çevremdeki birçok kişi sadece kendi soyadının tutulması için Nüfus Müdürlüğü’ne başvurunun yeterli olduğunu düşünüyordu. Ben de gerekli bilgiyi ancak Nüfus Müdürlüğü’ne giderek alabildim. Dava açmam gerektiği belirtildi.

Bir avukata ihtiyacım olacağını düşünerek çevremdeki kişilere gidebileceğim bir avukat sormaya başladım. Önerilen bir avukat ile yaptığım görüşmede, bu davanın uzun süreceği en az bir yıl sonra sonuçlanabileceği, bu gibi davaların bir duruşmada sonuçlanmadığı belirtildi. Ayrıca avukatlık ücreti o kadar yüksekti ki, benim bütçemin çok üstündeydi. Bir anda bitirip çıkamadığım o görüşmede konuşma birçok kadının eşinin soyadını almayı tercih ettiği, kendi soyadını tutmanın bir gereklilik olmadığı üzerine görüş bildirilmesi ile devam etti. O anda bu yola çıkışımdaki amacım ile bağdaşmayan görüşe sahip bir avukatla çalışmanın ne kadar imkansız olduğunu da anladım. Maddi ve manevi açıdan o kadar umudum kırıldı ki bir an kulağımda çevremden duyduğum “hayatını zora sokuyorsun” cümlelerini duymaya başladım. Gerçekten öyle miydi?

Çoğu zaman olduğu gibi bir kadın mücadelesi benim deneyimimde de olduğu gibi kadın dayanışması ile başladı. Bu konuyu Tabip Odası Kadın Sağlığı komisyonunda dile getirdiğimde kendi deneyimini paylaşan arkadaşlar oldu. Tam da bu yolu daha önce yürümüş ve o karanlıkta bana yol gösterecek, ışık tutacak bir kişi bulmuş gibi hissettim. Çevremde birçok kişi yolu zora koştuğumu söylerken benimle benzer şekilde düşünen kadınlar bulmak beni güçlendirdi. Daha önce dava açmış olan bir kadın arkadaş bu süreci avukatsız kendi başıma yürütebileğimi söyledi. Ayrıca sosyal medyadan @feministavukatlar’a yazarak deneyimlerini paylaşabilecek avukatlar bulmaya çalıştım. Hızlı bir şekilde geri dönüş oldu ve önceki deneyimler temel alınarak yol gösterildi. Kendi çıkmazım ise bu mücadeleyi kendi özelimde önemli görsem de ülkede devam eden kadın mücadelesinde çok daha önemli konuların olması nedeni ile ismi bilinen bir avukatın bunun gibi davalarla zaman kaybetmemesi gerektiğini düşünmemdi. Sonuçta bu ülkede her gün bir kadına şiddet ya da kadın cinayeti haberi alıyoruz ancak avukat arkadaş “Bu da politik bir dava” dedi. Bu cevabı beni daha da yüreklendirdi. Sonuçta kadın olunca en temel hakkı savunmak bile politik bir davaydı. Kadının bedeni, giyinişi, sesi, gülüşü, soyadı, evlenme, evlenmeme, anne olma kararı, anne olmama kararı, anne olunca çalışma kararı ve benzeri her şey bu mücadelenin bir parçasıydı.

Avukat arkadaşın yönlendirmesi ile ilk önce kendi soyadımı tutmak istediğimi talep eden bir dilekçe hazırladım. Benimle paylaşılan mahkeme kararlarını da eklere koydum. Daha önce Anayasa Mahkemesi’ne ya da orada sonuç elde edilemediğinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne götürülen davaları okudum. Bu konuda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne götürülen bir dava olduğunu ilk defa bu şekilde öğrenmiş oldum. Hazırladığım dilekçeyi ilk olarak Nüfus Müdürlüğü’ne götürdüm. Görevli kişiye dilekçemde belirttiğim gibi sadece kendi soyadımı tutmak istediğimi söyledim. Bunun üzerine görevli “O zaman neden evlendin?” dedi. Ben de “Emin olun soyadı için evlenmedim” dedim. Görevli bunun üzerine bir şey söylemedi ve “cevap evinize gönderilecek” dedi. İki hafta sonra bir tebligat geldi, içinde kararı belirtiyordu. Sadece kendi soyadımı tutmak için mahkeme kararı gerektiği yazıyordu.

İkinci adım olarak aynı dilekçeyi adliyeye götürdüm. Bu davayı açma nedenimin Türkiye’deki mevzuat olması nedeni ile davayı kamuya açacağımı düşünürken, ödemeyi yapıp dilekçeyi teslim ettiğimde davayı, beni destekleyen ve bu süreçte yanımda olan eşime açtığımı öğrendim. Davacı ben, davalı eşim. Bir an eşime dava açtığım için mahçup hissederken, o an bu dava daha da anlamlı bir hale geldi. Sonuçta devlet bir kadının sadece kendi soyadını kullanmasına izin verilmesi için eşinin onayını istiyordu. Sonuçta erkeğin kadının üzerinde soyadı hakkı da vardı. Bu yolda ben avukatsız ilerlemeye karar vermiş olsam da eşim yabancı olduğu için ona bir avukat bulmamız gerekiyordu. Yine @feministavukatlar ile temasa geçtim ve onlar bu konuda destek sunabileceklerini belirttiler.

Pandemi nedeni ile uzayan süreçte sonunda Ekim 2021 için duruşma tarihi belirlendi. O tarihte hem ben hem eşim Türkiye’de olacaktık. Ayrıca eşimin Türkçe öğrenme sürecinde yol katetmesi sayesinde iletişim açısından engeller biraz kalkmış gibiydi. En temel hakkım olan kendi kimlik mücadelem için çıktığım bu yolda mahkeme öncesi biraz gergin, kızgın ve korkuyordum. Mahkeme salonunda talebimi hak temelli savunacak da olsam hukuk alanında donanımlı olmamam beni korkutuyordu. Bir an kendi kendime neyi nasıl savunacağım dedim. Zaten benim olması gereken bir hakkı savunuyordum. Ayrıca bu hak bu toplumun yarısının sahip olması gereken bir hak değil mi? Bu düşünceler aklımda dolaşırken mahkeme salonundan isimlerimiz çağrıldı. Bazı aksilikler sonucu eşim avukatı olmadan duruşmaya girmek zorunda kaldı. Eşim her ne kadar Türkçe anlamaya başlamış olsa da mahkeme salonu gerginliğinde her şeyin daha karmaşık olabileceğini biliyordum. Karşı karşıya oturtulduk. Hem biraz gergindim hem de durumun absürdlüğü nedeniyle kendimi gülmemek için zor tutuyordum. Hakim eşime “Davanın açılma nedeni size bildirildi. Siz kabul ediyor musunuz?” dedi. Eşimin gözünün içine bakarak “Evet” demesi için her türlü mimik ile cevabı anlatmaya çalışıyordum. Eşim sakince “Evet” dedi. Hakim bana davayı açma nedenlerini belirttiğim dilekçeye ek olarak söylemek istediğim bir şey olup olmadığını sordu. Dilekçeyi daha detaylı açıkladım. Sonra eşime ve bana bir iki soru daha sordu. Sonrasında kararı açıklamaya başladı. Heyecanla ne olduğunu anlamaya çalışıyordum, ertelendi mi, kabul mu etti, red mi etti? Sonra ayağa kalktık, kararda talebin kabul edildiği belirtildi. Bir an inanamadım. On dakikadan fazla sürmeyen bu süreç farklı kurumlara dilekçe verip her türlü sosyal ortamda savunmaya kalktığım bu konu o kadar kısa bir sürede çözülmüştü ki, neredeyse mahkemenin daha uzun sürmesi gerektiğini düşündüğüm bir an oldu. Bu kadar hızlı çözülebilecek bir konu ise neden bu kadar prosedür, zaman, emek harcanıyor? Sadece kendi soyadını tutma hakkı evlilik aşamasında bir seçenek olarak sunulamaz mı? Tüm bu sorular tekrar beynimde dolaşırken kararın yazılması ile ilgili bilgi paylaşıldı. Sırada başka davalar olduğu için kararın yazılmasının biraz zaman alacağı söylendi. On gün sonra ilgili Aile Mahkemesi’ni aradığımda, kararın hazır olduğu söylendi ve gidip imzaladıktan sonra bir örneğini bize verdiler. Karar Nüfus Müdürlüğü’ne mahkeme tarafından bildirilecekti ve sonrasında karar uygulanacaktı. Yine bir on günün sonunda e-devlet hesabımda sadece adım ve soyadım olduğunu gördüm. Bir an içimden “devletin eril prangalarından kurtuldum” dedim. Bir anlık bir özgürlük hissi geldi içime. Belki yapılacak daha çok şey var ama bunun da yapılması gereken adımlardan biri olduğunu düşündüm. Belki ve umarım ileride hiç gerekmeyecek bir bilgiyi şu anda deneyimim üzerinden öğrenmiştim ve yapabileceğim diğer önemli şeyin ise bu süreçte yaşadıklarımı, hissettiklerimi ve düşündüklerimi paylaşmak olduğuna karar verdim. Bu mücadeledeki kazanımı biraz da fikri, hisleri ve görüşleri ile yanımda duran kişilere borçluyum. Biz kadınların daha da özgür hissedebileceği günlerin ümidiyle…

Bir cevap yazın

Please enter your comment!
Please enter your name here

fifteen − 7 =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.