Domenico Starnone’nin Türkçeye yeni çevrilen romanı Bağlar gerilimi yüksek bir aile hikâyesi, ancak gerilimi yüksek deyince kanlı bıçaklı şiddet olayları, takipler, saldırılar gelmesin aklınıza. Gerilimin nedeni çekilen silahların ya da komşulardan duyulan feryatların eşlik ettiği aile içi şiddet vakaları ya da hayati tehlike taşıyan durumlar değil. Gerilimin nedeni esrarlı aldatmalar, tuzaklar ya da hıçkırıklar eşliğinde ayaklara kapanmalar da değil. Görünürde yaşananlar pek çoğumuzun kendi hayatından aşina olduğu olaylar gibi dursa da bu tanıdıklık, olayların ve düşüncelerin hafiflemesine yardımcı olmuyor, aksine gerilimi tırmandıran tam da bu aşinalık hissi. Pek çoğumuzun hasıraltı ettiği bu “sıradan”, gündelik, bildik dertler en büyük gerilim unsuru.

Romanda, bildik akışa ve rollere uygun bir birlikteliğin bağlarında dolanıyor, düğümleri çözmeye çalışıyoruz. Birbirlerini sevip evlenen Aldo ve Vanda’nın biri kız biri oğlan iki çocuk sahibi olup onları belli bir yaşa kadar büyütmesinin ardından –taraflardan biri erkek olduğunda genellikle beklendiği üzere baba ve koca rolündeki– Aldo’nun başka bir kadına tutulmasıyla gelişiyor olaylar. On iki yıllık bağlardan kurtulmak istiyor Aldo ve karısına açılıyor: “ Vanda, sana bir şey itiraf etmem gerekiyor, başka bir kadınla birlikte oldum […]  Bunu senden saklayabilirdim ama gerçeği söylemeyi tercih ettim.”

Bu itirafın ardından yeni yollar deneniyor, yeni bir düzen kurulmaya çalışılıyor; adamın yeni ilişkisinin geçici bir durum, bir bahar aşkı olduğu düşüncesiyle –buna en çok da adam inanıyor çünkü her şeyi birden tamamen değiştirecek gücü de bulamıyor kendinde– karıkoca ve aile arasındaki bağlar aniden kesilmiyor. Ancak Vanda elbette hırçın, öfkeli, en önemlisi acılı. Bu yeni düzeni kaldıramıyor, haksızlığa uğradığı hissinden çıkamıyor. Adamın diğer kadına olan aşkının bir mevsimlik olmadığı anlaşılınca düzen bir kere daha gözden geçiriliyor, kadının acısı biraz daha katmerleniyor ve bu acı en çok da kocasına yük oluyor. Kendine sürekli vazifeler çıkarıp –evi tertemiz tutmak, çok hesaplı olup kenara para ayırmak, her şeyi yönetmek gibi– yeni yükler edinen Vanda’nın aksine hiçbir şey taşımak istemeyen kocası Aldo, Vanda’nın acısından mesul olmaktan ürküp her şeyden vazgeçiyor, çocukları da dahil olmak üzere her şeyi bırakıyor. Bu sancılı dönem ve farklı bağlar kurma denemeleri dört yıl kadar sürüyor; düğümleri çözmek, bağları düzenlemek, yeniden bağlamak, gerektiğinde yeniden çözmek zor. Bambaşka yükler bambaşka vazgeçişlere, kurtulamadıkları bağ(cık)lar başka ilmeklere yol açınca aile tekrar bir araya geliyor. Hiçbir şey olmamış gibi bir araya gelmek, pazar kahvaltılarında ya da çeşitli aile etkinliklerinde sırıtan maskeler giyinmek kolay değil. Aldo’nun tarifiyle söylersek bu yeni hayat (ya da ikinci hayat mı demeli) Vanda için “bir sınav halini alıyor” ve kocasına her gün sanki şu mesajı veriyor: “Ben o eski uysal kişi değilim, dediklerime uymayacaksan çek git.” Kısacası mutluluk öyle uçuş uçuş dört kişilik bir düş gibi önlerine konmuyor. Bu yeni gergin hayattan herkes nasibini alıyor. Istırap müzminleşmiş, ilmekler kördüğüm olmuş. Kadın gençliğini verdiği, hayatını adadığı kişi tarafından bırakıldığı için, adam gerçek aşkın peşinden gidemediği, bütün o bağlarla hapsedildiği için, çocuklarsa tüm bu kargaşanın ortasına düştükleri, gergin bir şekilde ebeveynlerinin bir sonraki adımını beklemek, onların ruh hallerini gözetmek zorunda kaldıkları hatta belki de doğmuş oldukları için haksızlığa uğramış hissediyor.

Bağların, ilişkilerin, zorlamaların açtığı yaralar elli yıl geçse de kapanmıyor. Belki de ömürlerinin son yıllarını yaşamakta olan karıkocanın bir tatil dönüşü evlerinde karşılaştıkları –ellerinde valizlerle dönüp de kapıyı açmaya çalıştıklarında içeriye birilerinin girdiğini ve her şeyin tarumar edildiğini görüyorlar– küçük çaplı bir kriz bütün eski defterlerin yeniden açılmasına vesile oluyor. Her şey öylesine kırılgan, o birbirine dolandığı için sağlam sanılan ama aslında işlevsiz karmaşıklıklardan başka bir şey olmayan bağlar tuttukları şeyleri salıvermeye öyle yakın ki karıkocanın başına gelen polisiye vaka –evlerinin bilinmeyen kişilerce altüst edilmiş olması–  filmin başa sarılmasına hatta arada kaçırılan bazı ayrıntıların dikkat çekmesine, açıkça ifade edilemeyenlerin ortaya dökülmesine vesile oluyor. O yorucu kriz gecesinin ardından evi toparlamaya koyulduklarında Vanda sanki birtakım ipuçları bulmuşçasına bazı hakikatlerin ayırdına vardığında uzun bir tirada başlıyor: “Aşk, içine her şeyi tıktığımız bir kaptan ibaret. Hiç kuşkusuz benim için biricik olmadın, yoğun bir şeyler ifade etmedin. Kendimi olgun bir kadın olarak algılamamı sağladın sadece: çift hayatı, seks, çocuklar. Beni bıraktığın zaman, özellikle de senin uğruna gereksiz yere kurban ettiğim şeyler için acı çektim. Seni yeniden eve kabul ettiğimde bunu sadece benden çekip aldığın şeyi geri almak için yaptım. Ama heyecan, arzu, seks ve duygu yumağına bakınca bana geri vermen gerekenin ne olduğunu saptamanın zorluğunu kısa sürede anladım ve bu yüzden de seni Lidia’ya geri göndermek için elimden geleni yaptım. Senin yaptığın yanlışları anladığına, benden başka hiç kimseyi istemediğine, sadece beni istediğine hiçbir zaman inanmadım. Beni nasıl kandırdığını her gün düşünüyordum.”

Sürekli başa saran film, hiç kapatılamayan defterler, bitmeyen hesaplaşmalar başta bahsi geçen gerilim unsurlarının en etkili örnekleri. Romanın ikinci kısmında yaşanan ve okurda neredeyse polisiye kurgulardaki merak ve gizem duygularını uyandıran tuhaf vaka (ya da vakalar) bir yana Bağlar’da gerilimi tırmandıran bu karşılıklı konuşmalar, suçlamalar, hezeyanlar; elli yıl geçse de dinmeyen acılar; birbirine adanmış, birbiri için tüketilmiş yıllar; karıkocanın ve en çok da çocukların gergin bekleyişleri oluyor. Peki bu gergin bekleyişler neyle sonlanıyor: aile geçmişinin yerle bir edilmesiyle, yırtılan belgelerle, kırılıp dökülen eşyalarla. Sanki tüm tarih hiç ediliyor, tüm o yaşananlar un ufak oluyor. Hasar büyük: Onarılamayacak pek çok arıza, yapıştırılamayacak pek çok kırık var.  Geriye kalan: Hala konuşulamamış meseleler, dağıtılmamış birkaç çekmece, açılmamış birkaç kutu, çözülememiş bağlar, dekoratif mavi bir küpte saklı sırlar. Buradan devam etmek, bir kere daha devam etmek mümkün mü?

Cevapla

Please enter your comment!
Lütfen adınızı yazın.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.