Not: Bu yazı filmdeki sürpriz gelişmeleri içermektedir. 

Şu aralar vizyonda olan Soğuk Savaş filminin yönetmeni Pawlikowski, filmin, kendi anne ve babasının aşk hikayesinin bir anlatımı olduğunu söylüyor; “Farklı ülke sınırları, farklı ideolojiler ve karakter sorunları arasında kalan bir aşk hikayesi”. Film, 1945-1955 arasındaki on yılın birkaç yıllık kesintilerle anlatımından oluşuyor. 1949’da başlayan bir hikaye ile film, belirli aralıklarla, hayatları farklı biçimde ilerlemiş, yüzlerine, fiziksel görüntülerine, arada bizim göremediğimiz zamanların hali yansımış karakterlerle sürüyor. Her kesitinde, arada geçen zamanda kim bilir neler yaşandığının sorgusu biraz size kalıyor izlerken. Filmin kurgusu da bu boşlukların izleyici tarafından doldurulması üzerine yapılmış. Yönetmen’in bu tekniğe dair açıklayıcı röportajına şuradan ulaşabilirsiniz.

1940’ların ikinci yarısındaki Polonya’da, savaşın, şiddetin harap ettiği bir ülke coğrafyasında sanatın, kültürün varlığının sunuşu ile başlıyor hikaye. Film boyunca, ideolojilerin şekillendirdiği coğrafyalarda bu şekillenmeye paralel bir sanat temsili sürüyor. Paris’te Eclipse adlı bir barda jazz müzik sahnesinden birden Stalin’in dev posteri önünde koreografilerine zorla dahil edilmiş politik öğelerle halk dansları icra eden Polonyalı dansçılara keskin geçişler arasında, tutkulu bir aşk hikayesi gerçekten. Filmin birçok mevzusu var ama ben kendi ana mesajıma geleyim. Bir netflix başlığı ile, “güçlü kadın karakterlerin oynadığı bir film” izlemek isterseniz bu haftalarda, bence bu film o kategoride. Ben, sinemadan, filmin kadın karakteri Zula’nın ne kadar güçlü, kendi kararlarından ödün vermeyen bir kadın karakter olduğu duygusu ile ayrıldım. Kendisini önceki hayatından çıkmasına destek olarak halk dansçı grubuna alan ve aşık olduğu Wiktor’un birlikte Fransa’ya kaçma teklifini, aşık bile olsa, yanındaki adam olmadığında kendi ayakları üzerinde duramayacağından endişelendiği için gitmeyen, adamın vaatleri ve taahhütleri ile değil kendi muhakemesi sonucunda aldığı kararlarla yoluna devam eden, kendisini daha güçlü hissettiğinde aşık olduğu adamı bulan, kendi geçmişini Fransız sanat ve entelektüel ortamlarında oryantalist bir pazarlama aracına çeviren adamdan bunun hesabını soran, kendi kararları ile nasıl olmak, nasıl yaşamak ve ne yapmak istiyorsa öyle devam eden bir kadın..

Cevapla

Please enter your comment!
Lütfen adınızı yazın.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.