16 Haziran 2010: “Adli Tıp Kurumu travmasına son!”

0
185

16 Haziran 2010’da Ankara’da ve İstanbul’da kadınlar “Adli Tıp Kurumu travmasına son” pankartıyla eylem yaptılar. Ankara Kadın Platformu Yargıtay’ın, İstanbul Feminist Kolektif ise İstanbul Adli Tıp Kurumu’nun önünde basın açıklamalarını okudu.

18 yaşından küçük onlarca çocuğa cinsel saldırıda bulunmaktan yargılanan Şahin Öğüt’e yerel mahkemeler ceza vermiş ancak Yargıtay kararları birer birer bozmuştu. Gerekçe ise, davalarda, Adli Tıp Kurumu yerine üniversite hastanelerinden alınan ruh ve beden sağlığındaki bozulmaları gösteren raporların geçersiz bulunmasıydı. Yakın bir dönemde, Hüseyin Üzmez’in cinsel saldırısına maruz kalan 14 yaşındaki çocuk için Adli Tıp Kurumu “ruh ve beden sağlığı bozulmamıştır” diyen bir rapor düzenlemiş, kamuoyunun tepkisini çekmişti. Açıklamada, çoğunluğu beyan dışında maddi delile dayanmayan cinsel saldırı ve çocuklara cinsel istismar davalarında, delil arayışına girerek aylar sonrasına randevu veren Adli Tıp Kurumu raporlarını tek kabul edilebilir delil olarak belirleyen ve YÖK Kanunu ve Adli Tıp Kanunu uyarınca resmi bilirkişi statüsünde olan üniversite hastanelerinin raporlarını kabul etmeyen Yargıtay protesto edildi. Kadınlar, bu uygulamanın, sadece adaletin tesis etmesini engellemediğini, şiddete maruz kalanları yasal süreçte (hem uzun zaman aralıklarıyla yaşadıklarını tekrar tekrar anlatmak hem de mahkemelerin delil anlayışına maruz kalarak beyanlarının yok sayılması ile) yeniden mağdur ettiğini açıkladılar. Adli Tıp Kurumu’nun kamuoyu nezdinde güvenilirliğinin kalmadığını, bağımsız üniversite hastanelerinin bilirkişi olarak kabul görmesi ve tecavüz kriz merkezlerinin açılması gerekliliğini ifade ettiler.

Fatoş Hacıvelioğlu’nun anlattığı üzere, cinsel istismar ve saldırı davalarını Adli Tıp raporlarına mahkum eden yaklaşımın altında, 2014’e kadar TCK’da cinsel saldırıda “suçun sonucunda mağdurun beden veya ruh sağlığının bozulması”nın ağırlaştırıcı neden olarak yer alması yatıyordu. Ancak uygulamada mahkemeler bu raporları, ağırlaştırıcı neden yerine suçun ispatı, yani ceza verebilmenin karşılığı olarak değerlendirdiler. 2014’te bu fıkranın kalkmasıyla Adli Tıp Kurumu “mağduriyet”i sonlanırken yeni bir düzenlemenin olmamasıyla süreç, mahkemelerin daha fazla beyan dışında delil aramasına ve sonuç olarak bu davaların daha fazla cezasızlıkla sonuçlanmasına evrildi.

http://feministbiz.blogspot.com/2010_06_16_archive.html

Yorum yazın

Lütfen yorumunuzu yazın
Lütfen isminizi yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.