Bizim için asıl önemli olan; toplumsal olarak cinsiyetlendirilmiş ücretsiz ev işlerinin sadece OKB’ye dönüşme ihtimali değil aynı zamanda bu temizlik-kirlilikle veya düzenle ilgili tekrarlamaların yazma ritüelimiz üzerindeki olumsuz etkileri.

Elektrik süpürgesinden çıkan sadece birkaç günlük tozun gelişigüzel yayılımı (Görüntü: Merve Çeltikci)

Bundan birkaç yıl önce yüksek lisans eğitimim sırasında Howard Becker’ın “yazma öncesi akademik hazırlıklar”dan bahsederek başladığı ve genel itibariyle yazma konusunda sosyal bilimcilere tavsiyelerde bulunduğu, Türkçeye de kazandırılmış, Sosyal Bilimcilerin Yazma Çilesi adlı kitabını okuduğumdan beri -ücretsiz, tekrar eden ev içi emek gündelik hayatımın her anına işlediğinden olsa gerek- şu cümleleri bana daima yazarken toplumsal cinsiyetin etkisini anımsatır: Kitabın giriş bölümünde “Louise, sen nasıl yazıyorsun?” diye sorar Becker dersi alan bir kadın öğrencisine. Ancak beni Louise ile ilgili en çok ilgilendiren kısım onun yazmaya başlamadan önce -bir kadın olduğundan mütevellit- evi temizlemesi gerektiği gerçeği. Daha da ilginci Becker’ın, bunun kadınlar arasında çok yaygın bir rutin olduğunu belirtmesi (Becker, 2013: 24-25).

Tıpkı Louise gibi ben de dahil birçoğumuzun, yazma hatta okuma öncesi, sırası ve sonrası rutininden biri muhakkak evi temizlemek ve/veya bakım vermek. Daha doğrusu akademik çalışmalarımıza başlamadan evvel aynı ev işlerini sürekli tekrarlayıp durmak (reproductive work). Peki nedir ev işinden kastımız? Feminist filozof Simone de Beauvoir, The Second Sex‘te (İkinci Cins) (1952: 5l; aktaran Bora, 61-62) ev işini şöyle tarif eder:

“Bu tür bir çalışma, negatif temele oturur: temizlik, pisliğin yok edilmesi, toplama, düzensizliğin ortadan kaldırılmasıdır. Ve yoksulluk koşullarında herhangi bir tatmin mümkün değildir; mezbele kadının terine ve gözyaşlarına rağmen, hala mezbeledir: Yeryüzünde hiçbir şey onu hoş hale getiremez. Kadın tümenleri kire karşı herhangi bir zafer kazanmadan bu bitip tükenmez mücadeleyi sürdürürler. (…) Pek az iş Sisyphus’un işkencesine sonsuzca tekrarlanan ev işleri kadar benzer. Temiz olan kirlenir, kirlenen temizlenir, tekrar ve tekrar, gün be gün. Ev kadını, zamanın dışındadır; o hiçbir şey yapmaz; sadece şimdiyi sürükler.”

Kadınların evde ücretsiz çalışmasının bir yeniden üretim faaliyeti olduğu hem sosyalist feminizmin hem de maddeci feminizmin temel ilkesi. Bu aynı zamanda kadınların görünmeyen emeğini görünür kılmaya yardımcı olur ve kapitalist ekonominin kadınların günlük aktivitelerinden elde ettiği faydalara da doğrudan dikkat çeker. Ücretli emek gibi kadınların ücretsiz ev içi emeği de. bir dizi sıkıcı, tekrarlayan ve yabancılaştırıcı külfetten ibaret (Abel ve Nelson, 1990: 6).

Ev işi seni çağırıyor!*

Ev işleri ve bakım yükünde toplumsal cinsiyetin yanı sıra sınıf en büyük ikinci etken. Çünkü sınıf belki de en çok, ev içinde bir kişiyi istihdam edip edemediğiniz noktasında devreye giriyor. Fakat ev içinde bakıcı veya temizlikçi istihdamı oldukça kompleks konulardan, dolayısıyla bu, şu an için keskin açıklamalar yapamayacağım kadar genel bir çıkarım olur. Ayrıca, ev işleri, bakım ve sınıf iç içe geçtiğinden tek veya aileyle yaşansa dahi ikisi arasında keskin bir sınıfsal ayrım yapmak da oldukça zor ama ben yine de bunu şöyle örneklendirmek istiyorum. Ev içinde bir istihdam gerçekleş(e)mediğinde bir kadın olarak tek mi yaşıyorsun yoksa ailenle mi konusu oldukça önemli. Yani aslında ev işlerine harcanan zaman konusunda ekonomik olarak bağımlı mı bağımsız mı olunduğu belirleyici bir faktör. Çünkü ev işleri adeta ete kemiğe bürünmüş ve sanki her evin demografik özelliklerine (nüfus yoğunluğu, etnisite, sınıf, eğitim, yaş, gelir, cinsiyet vd.) göre hareket ediyor. Ayrıca bana göre tek yaşayan kadınların ev işleri daha özgürlükçüyken örneğin aile evindeki ev işleri diğerlerine göre daha baskın, baskıcı oluyor. Pek çok açıdan yaptırımı yüksek. Bunun en vurucu noktası da bir süre sonra siz onu yapmıyorsunuz, o sizi resmen çağırıyor! Mesela kırıntılarla göz göze gelmemek için evde yere bakmaktan kaçınıyorsunuz (dikkat feminist mizah var!).

Özellikle feminist bilince sahip birçoğumuz hiç durmaksızın tekrar eden ücretsiz ev işi yapmanın ve bakım vermenin “özgürce seçilmiş faaliyetler olmadığını, çeşitli maddi ve ideolojik güçlerin zorlayıcı olduğunu” (Abel ve Nelson, 1990: 6) iyi biliyoruz. Bu noktada yazının başlığına dikkat çekecek olursam kadın sosyal bilimciler olarak yazmayla ilgili metaforik çilemizin asıl kaynağı ne(ler)dir? Ve anahtar kelimemiz ‘tekrarlayıp duran’ olduğunda özellikle kadın sosyal bilimciler açısından bu durum ne gibi sonuçlara yol açıyor? Daha da önemlisi bu yineleyici işler kimin işine yarıyor?

Tekrarlanan, ücretsiz, toplumsal cinsiyetlendirilmiş ev içi emekten OKB’ye

Yazma öncesi bu temizlik rutinlerimizin ne gibi sonuçlara yol açabileceğini OKB (obsesif kompulsif bozukluk) ile detaylandırmak istiyorum. Çünkü zaman zaman temizlikle ilgili yazma öncesi bu yineleyici davranışlar bana kadınlarda OKB’ye dönüşüyormuş gibi geliyor. Buna göre bizim için asıl önemli olan toplumsal olarak cinsiyetlendirilmiş ücretsiz ev işlerinin sadece OKB’ye dönüşme ihtimali değil aynı zamanda bu temizlik, kirlilikle veya düzenle ilgili tekrarlamaların yazma ritüelimiz üzerindeki olumsuz etkileri. Hakkında genellikle psikolojik ve/veya evrimsel psikiyatrik açıklamalar yapılan OKB’yi karakterize eden davranışların çoğunun sınırlar, düzen, kurallar veya uygun olmamayla ilişkili olduğu biliniyor. Türkiye Psikiyatri Derneği ise obsesyon ve kompulsiyonu şu şekilde tanımlıyor:

“Obsesyon, kişinin zihnine girmesine engel olamadığı, zihninden uzaklaştıramadığı düşünce, fikir ve dürtülere denir. Kişinin isteği dışında gelirler, kişi tarafından mantıkdışı olarak değerlendirilirler ve yoğun sıkıntı ve huzursuzluğa yani anksiyeteye neden olurlar. Kompulsiyon, obsesyonların neden olduğu yoğun sıkıntı ve huzursuzluğu azaltmak ya da ortadan kaldırmak üzere yapılan yineleyici davranış ve zihinsel eylemlerdir.”

Türkiye Psikiyatri Derneği, OKB’nin “erkeklerde daha erken yaşta başlamasına karşın genel olarak kadınlarda daha sık görüldüğünü”[1] ifade etmesine rağmen neden bunun kadınlarda daha sık görüldüğünü açıklamadığından kadınlarda daha fazla temizleme takıntısına yol açan nedir? sorusunun cevabı da havada kalıyor. Bizim içeriğimiz açısından önemli olan evde tek olsak da olmasak da birçoğumuz için ücretsiz, toplumsal olarak cinsiyetlendirilmiş yazma öncesi temizlik ritüelinin, OKB gibi bir takıntıya dönüşmesinin yüksek ihtimali. Böylece -özellikle de kadınlar evde yalnız ol(a)madığında- OKB’nin kadınlarda daha çok görülme olasılığı kimin işine yarıyor sorusunun da cevabı netleşiyor: patriyarkal kapitalizm.

Ayrıca OKB’nin her kültürde olduğunu gösteren çalışmalara rastlamak da mümkün. Fakat bu bozuklukları toplumsal cinsiyet açısından ele alan bir çalışma neredeyse hiç yok. Bu da bize OKB’nin neden toplumsal cinsiyet açısından incelenmesi gerektiğini gösteriyor. Gelgelelim sınırlı sayıda da olsa bu konuda örnek verilebilecek bir çalışma var: Anish Cherian ve arkadaşlarının (2014) Gender differences in obsessive-compulsive disorder: Findings from a large Indian sample adlı makalesi. Çalışmanın başlığından da anlaşılacağı üzere çalışmada, OKB’de toplumsal cinsiyet farklılıkları Hindistan örneği üzerinden ele alınıyor ve Hindistan’daki büyük bir psikiyatri hastanesinde bulunan OKB kliniğine 5 yıldan fazla art arda başvuran hastalar değerlendiriliyor. Çalışma neticesinde kadınlarla erkekler arasında şu farklar olduğu sonucuna varılıyor:

“OKB’si olan kadınlara kıyasla erkeklerde daha erken yaşlarda başlamış. Erkeklerde, daha çok cinsel ve dini obsesyonlar, patolojik şüpheler, kontrol etme, tekrarlayan kompulsiyonlar ve sosyal fobiye sahip olma eğiliminin yüksek olduğu görülmüş. Bunun yanı sıra, erkeklere kıyasla kadınların evli olma olasılığı daha yüksektir. Ayrıca, bulaşma korkusu, depresyon ve intihar riski kadınlarda daha fazla ve sık görülmüş (2014: 18).”

Elbette bunun ücretsiz ev işçisi kadınlarda ne zaman takıntıya dönüştüğüne ya da gerçekten OKB gibi bir takıntıya dönüşüyor mu sorusuna keskin cevaplar vermek şimdilik güç. Ayrıca yazma öncesi toplumsal cinsiyetlendirilmiş rutinlerimiz kadınlar arasında farklılık da gösterebilir. Ancak sosyal bilimci kadınlar olarak tekrar eden, ücretsiz ev içi emeğinin takıntıya dönüşme ihtimali üzerinden “Louise, sen nasıl yazıyorsun?” sorusunu kendimize uyarladığımızda birçoğumuzun vereceği cevabı tahmin etmek zor değil. Dahası yazma öncesi rutine dönüşen temizlik, bakım ve düzen gibi meseleler doğrudan patriyarkal kapitalizmin ekmeğine yağ sürüyor. Özellikle kadınların evde yalnız yaşa(ya)madığı durumlarda, çoğunlukla da kadınların akademik üretimini aksatan derecede yazma öncesi, sırası ve sonrası temizlik rutinlerimiz ya da daha doğrusu, birbirine benzer biçimde toplumsal olarak cinsiyetlendirilmiş ücretsiz ev işi yapan ve bakım verenler olarak metaforik çilemiz de sebepsiz değil.

*Bir fast food zincirinin “Ateş seni çağırıyor” reklam sloganından uyarlanmıştır.

Kaynakça

Abel, E., Nelson, M. (1990) “Circles of Care: An Introductory Essay,” Circles of Care: Work and Identity in Women’s Lives, der. E. K. Abel and M. K. Nelson Albany: State University of New York.

Becker, H. (2013) Sosyal Bilimcilerin Yazma Çilesi (çev. Ş. Geniş). Ankara: Heretik Yayıncılık.

Bora, A. (2010) Kadınların Sınıfı: Ücretli Ev Emeği ve Kadın Öznelliğinin İnşası. İstanbul: İletişim Yayınları.

Cherian, A., Narayanaswamy, J., Viswanath, B., et al. (2014). “Gender differences in obsessive-compulsive disorder: Findings from a large Indian sample”, Asian Journal of Psychiarty, 9, 17-21.

[1] https://www.psikiyatri.org.tr/halka-yonelik/29/obsesif-kompulsif-bozukluk

Bir cevap yazın

Please enter your comment!
Please enter your name here

1 × two =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.