Kadınlar, erkek egemen anlayışın onaylamadığı her türlü arzuları, istekleri, en basit talepleri için de, “Kadın erkek el ele mücadele edelim, sınıfı bölmeyin,” diyerek kadınlara akıl buyuran ama yanı başındaki haksızlıklara karşı durmayan erkeklere karşı mücadele ediyor.

TBMM’de 18 Mart Çanakkale anmasında kadın tiyatro oyuncularının TBMM Başkanlığı’nın talimatıyla sahneye çıkarılmadığı iddiaları üzerine başlayan tartışmalar devam ediyor. Üç gün boyunca gece gündüz, saatlerce prova yapan kadın oyuncular, oyunun sahnelenmesine bir saat kala sahneye çıkarılmayacaklarını öğreniyorlar. Erkek oyuncular ne mi yapıyor? 12 dakikalık oyun dört dakikaya indirilip aceleyle sadece erkeklerin yer alacağı biçimde yeniden düzenleniyor ve sahneye çıkıyorlar!

Kadınlar, erkek egemen anlayışın onaylamadığı her türlü arzuları, istekleri, en basit talepleri için de, “Kadın erkek el ele mücadele edelim, sınıfı bölmeyin,” diyerek kadınlara akıl buyuran ama yanı başındaki haksızlıklara karşı durmayan erkeklere karşı mücadele ediyor. Aynı işi yaptıkları halde kadın emekçilerin kendi aldıkları ücretten daha düşük ücret almalarına ses çıkarmayan; kadınların işyerlerinde yaşadıkları tacizleri, tecavüzleri, her türlü eşitsizliği görmezden gelip susan; işyerlerinde işlerin olağan akışında sürmesini sağlayan; miras paylaşımında pastanın kendi önlerine konulmasına ya da büyük paya sahip olmalarına itiraz etmeyen; erkek egemen yargının erkekleri kayıran, kollayan kararlarına karşı ses çıkarmadığı yetmezmiş gibi kadınların çıkardığı sesi de bulandıran erkeklerin yaptıklarından farklı değil aslında bu erkek oyuncuların, kadın arkadaşlarının sahneye çıkmasının engellenmesine rağmen o sahnede yer almış olmaları.

Tiyatro metinlerinde kadınların edilgen rollerle tanımlandığı, kadın rollerinin erkeklerce oynandığı, kadınların erkek kıyafetleriyle sahneye çıktığı, oyunlarda gizli saklı rol alabildiği, sahneye çıktığı için cezalandırıldığı, hatta oyun izlemelerinin bile yasaklandığı, buna rağmen var olma mücadelesinden vazgeçmediği bir tarihi var tiyatronun. Tıpkı yazdıklarını erkek takma adlarıyla yayınlatabilen kadınlarla, kadınların yok sayıldığı ya da kıyıda köşede duran güçsüz, erkekler üzerinden var olabildiği, erkeklerin kahramanlıklarıyla dolu edebiyat tarihi gibi. Üniversite eğitimi alabilmek için okuluna erkek kılığında gitmek zorunda olan, hala üniversitede akademik kariyer edinebilmek için erkeklerden çok daha nitelikli çalışmalar yapsalar da görünür olmak için erkeklerden kat be kat fazla çalışmak zorunda olan kadınların yer aldığı akademik tarihimiz gibi… Örnekleri çoğaltmak mümkün ve öyle uzaklarda da aramaya gerek yok. Yanı başımızda, gündelik hayatın olağan akışında erkeklerin normal karşılayıp sustuğu, yaşayıp geçtiği ama kadınların bedel ödediği, mücadele etmeye devam ettiği her şeyde olduğu gibi.

Sanatla uğraşıyor olmak, kendini devrimci, demokrat, sosyalist, aydın, eşitlikçi olarak tanımlamak, erkeklikten, erkek egemenliğinin, eşitsizliğin sürdürücüsü olmaktan kurtarmıyor beyler hiçbirinizi. Bu sorgulamalardan uzak durulduğu sürece birlikte falan değiliz. Bu yüzden yaşasın kadın dayanışması!

Bu olayda bir kez daha gördük ki birçok erkeğin üzerine düşünmeden yaşayıp geçtiği birçok şey kadınlar için bir eylem. Kadınlar kesintisiz eylemde, yaşam içinde var olabilmek için. Biz kadınlar yaşamı kendi yazdığımız gibi yaşayacağız. Dişimizle tırnağımızla, ilmek ilmek ördüğümüz bu yaşamda istediğimiz biçimde var olmaktan, bunun için mücadele etmekten vazgeçmeyeceğiz de siz daha ne kadar eşitlikten bahsedip bu temel eşitsizliklere ses çıkarmadan, dört dakikalık oyunlara razı olup, hayatı olağan akışındaymış gibi sürdüreceksiniz?

Cevapla

Please enter your comment!
Lütfen adınızı yazın.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.