İş dünyasında kadınların emekleri ve bedenleri üzerinde kurulan tahakküm ayrımcılığın en sinsisidir. Sağa sola racon kesen mahalle çetelerinin yerini şirketlerde görülmez bağlar üzerine inşa edilmiş “abilik müesseseleri” almıştır. Bu müesseseye girmek için erkek olmanız yeterlidir. Becerikli, zeki ya da çalışkan olmanıza gerek yoktur, hatta belki olmasanız daha bile iyidir. Abilik müessesesi sizi taşır, dışlamaz. Erkekler çocukluklarından beri en iyi çeteleşmeyi öğrendikleri, delikanlılık, abilik bunu gerektirdiği için, müessese bu “bond” üzerinde doğal olarak işler. Belki çocukken dışlandıkları çetelerin de acısını burada çıkarırlar, gönüllerince kabul görür, kabul ederler.

Thomas Robson

TÜİK’in 8 Mart için yayınladığı “İstatistiklerle Kadın, 2018” raporuna1 göre Türkiye’de şirketlerde üst düzey ve orta kademe yönetici pozisyonundaki kadın oranı 2012 yılında %14,4 iken 2017 yılında %17,3’e yükselmiş. İnsanın ister istemez “O kadar da kötü değilmiş canım” yorumuyla gizli bir sevinç yaşamasına neden olan bu istatistiğin parçası olan ya da parçası olmaya aday tüm kadınlar, “başarılı” “hırslı” beyaz yakalı kadınlar, sizinle konuşacaklarım var.

En çok kendine feminist demeyen, oysa tüm kadınlar gibi kadın olduğu için alttan alta itilip kakılan, farkında olarak ya da olmayarak gizli bir mücadele veren beyaz yakalı kadınlar duysun beni istiyorum. Fiziksel şiddet görmememiz, bağıra bağıra suratımıza “kadın olduğun için …” denmemesi, ihtimal, erkeklerle eşit ücretleri alıyor olmamız bizleri bir şeyden azade yapmıyor. Biz, ayrımcılığın ve hor görmenin en modern haline, kibarlıkla, plaza nezaketiyle yapılanına maruz kalıyoruz ve bu hiç azımsanacak bir şey değil. Aynı düzenin plaza kurallarına göre biçimlenmiş, belki takım elbise giymiş, traş olmuş, fit hali.

Dünya Ekonomik Forumu’nun 149 ülkeyi kapsayan Küresel Cinsiyet Uçurumu 2018 araştırmasına2 göre dört ana başlık (ekonomik katılım ve fırsat, eğitime erişim, sağlık ve hayatta kalma, politik yetkilendirme) altında belirlenen parametreler ele alındığında Türkiye 130. sırada yer alıyormuş. Türkiyeli insanlarca rahatlıkla hor görülen Birleşik Arap Emirlikleri, Hindistan, listede bizden üst sıralardalar. Patriyarkal sistemin elinin değmediği yer yok elbette ama böylesine feodal bir düzenin kalelerinden birinde iyi bir istatistiğin bir parçası olunca bizler, günlük pratiğimizin bir parçası haline gelen ayrımcılığı azımsıyoruz, gözümüz bile seçmiyor belki; adlandırmıyor, ona değinmiyor, değinmeye gerek görmüyoruz.

Oysa ki onu tanımlamak zorundayız. Bir kadının tecavüze uğramasına, bir diğerinin fiziksel şiddet görmesine, bir başkasının hayatının kararmasına sebep olan neyse, kendimize iş dünyasında bir yer açmak için verdiğimiz gündelik mücadelenin ve uğradığımız haksızlığın sebebi de o: Onun adı patriyarka. Onu görmezden geldiğimiz her an besleniyor, kemikleşiyor.

Feminist literatürde erkek egemen toplumu işaret etmek üzere kullanılan bir kavram olan patriyarka* (ataerki, pederşahi, babaerki) kökeni kapitalizm öncesine uzanan, erkeklerin kadınların emekleri ve bedenleri üzerinde tahakküm kurduğu eşitsiz cinsiyet ilişkileri sistemini ifade eder.

Simone De Beauvoir bu düzeni, insanın has halinin ve insan denilince kast edilenin adem olan (adam) olduğu, kadının daha aşağı bir tür “ikinci cins” olarak görüldüğü ve en önemlisi de “öteki” olmanın kadınlara kabul ettirildiği bir düzen olarak tanımlar. Çalışan bir insanın “işadamı”, çalışma saatinin “adamsaat” olarak tanımlandığı iş dünyası için bunun iyi bir referans olduğunu düşünüyorum. Bir adamsaat kaç kadınsaate tekabül eder ya da bir kadınsaatin bir adamsaate eş olması için kadınlar neleri baştan kabul eder, biraz bunu tartışmak istiyorum.

İş dünyasında kadınların emekleri ve bedenleri üzerinde kurulan tahakküm ayrımcılığın en sinsisidir. Sağa sola racon kesen mahalle çetelerinin yerini şirketlerde görülmez bağlar üzerine inşa edilmiş “abilik müesseseleri” almıştır. Bu müesseseye girmek için erkek olmanız yeterlidir. Becerikli, zeki ya da çalışkan olmanıza gerek yoktur, hatta belki olmasanız daha bile iyidir. Abilik müessesesi sizi taşır, dışlamaz. Erkekler çocukluklarından beri en iyi çeteleşmeyi öğrendikleri, delikanlılık, abilik bunu gerektirdiği için, müessese bu “bond” (bağ) üzerinde doğal olarak işler. Belki çocukken dışlandıkları çetelerin de acısını burada çıkarırlar, gönüllerince kabul görür, kabul ederler.

Abilik müessesesinde “Ben şimdi buna ‘bey’ mi diyeceğim yoksa ismiyle mi hitap etmeliyim?” sorularına gerek yoktur. Dolayısıyla karşılarındaki bey de olsa bir kısım hiyerarşi ve mesafe bir anda yok olur. Abilerin uçuşması an meselesidir, bir anda samimi olunabilir. Herhangi bir tanışma, alışma, birbirine güvenme süreci gerektirmez. Siz küçükken kız olduğunuz için bir oyuna alınmadığınız gibi dışarıda bırakılırsınız. Yabancılamazsınız bunu, zaten sizin de çocukluğunuzdan beri alışkın olduğunuz şey tam da budur. Size güvenilmesi için, oyuna alınabilmeniz için önce kendinizi ispatlamanız gerekir.

Bey ya da hanımların olmadığı yabancı ortaklı şirketlerde de durum benzerdir. Önemli kararlar abilik müessesesi içinde yapılan kulislerde alınır. Zaten önemli pozisyonlarda genellikle erkekler vardır. Eskiden beri erkeklerin çalıştığı bir pozisyonda bir kadının çalışıp çalışamayacağına erkekler karar verir. Hem kadınların olabileceği yerleri işaret ederler hem de buralar için olabilecek cam tavan yüksekliğini belirlerler. Tamam beceriklidir, iyidir fakat nereye kadar yükselebilir, buna karar verirler. Eşitlik varsa bir yere kadar vardır, herhalde tamamen eşit olacak halimiz yoktur.

Genellikle detay gerektiren sıkıcı işler kadınlara verilir. Kadınlar da bu düzeni böyle devam ettirir, onlar da yönetici olunca detay işleri kadınlara verirler. “Kızlar daha çalışkan ve titiz oluyor,” diye normalleştirerek kendilerine yapılanı fark etmeden başka kadınlara da yaparlar. Nasıl ki çocukken sıkıcı oyuncaklar kızlar, çılgın ve maceracı oyuncaklar oğlanlar içinse, iş dünyasında da detay gerektiren sıkıcı “soft” (yumuşak) işler kadınlar, belirsizliği bol, maceralı “hard” (sert) işler erkekler içindir.

Olur ya aynı seviyede hem kadın hem erkek çalışıyorsa, kadın olan genellikle daha akıllı ve çalışkandır. İşinden kaytardığına pek nadir rastlanır. İkinci cins haliyle abilik müessesine kabul edilmeye çalışan kadın elbette daha iyi olmalıdır ve üstelik kendini aralıklarla ispat etmelidir. Bir şeyi minicik eksik yaptığında göze çarpar, “performansı mı düşük yoksa o pozisyona mı tam ‘fit’ edemedi, dikkati mi dağınık bu ara, bir sorun mu var” konuşmaları dönmeye başlar. Erkek başarısız, akılsız ve tembel de olsa, sürekli de kaytarsa, abilik müessesinde daha doğal durur, çok göze batmaz, konuşulmaz, taşır onu abiler.

Erkekler zaten genellikle başarısızlıklarının nedenini onlar haricindeki değişkenlere bağlarlar. Ben kağıt öğütme makinesine kağıdı düzgün koymadığı için çalıştıramadığında makineye “ne aptal bir makinesin sen” diye kızan erkek gördüm. Mekanik bir aletten zeka umma rahatlığını kıskandım, özgüvenine imrendim. Aynı şeyi kadın beceremediğinde bir kere kesinlikle pek bozuntuya vermemeye çalışırdı. Defalarca sessiz sessiz kendi kendine denerdi ve sonra yine yapamazsa “Ben bu makineyi çalıştıramadım,” derdi şüphesiz.

“Girls Who Code” (Kod Yazan Kızlar) şirketinin kurucusu Reshma Saujani, “Teach girls bravery, not perfection” (Kızlara cesareti öğretin, mükemmelliği değil) isimli konuşmasında3 erkeklerin bir kodu yazmaya çalışırken kodun azıcığını yazmış olsalar bile tümünü göstererek çalıştıramadıkları kod için “Bu kod çalışmıyor, bunda bir sorun var” diye döndüklerini anlatır. Kadınlarınsa kodun çoğunluğunu bile yazmış olsalar “Ben yazamadım” diye kodun herhangi bir kısmını göstermeye değer bulmadığını belirtir; yapamadıklarını düşündükleri için hepsini silmişlerdir. Ancak “geri al” komutunu üç dört kere çalıştırdıklarında kadınların aslında kodun çoğunluğunu yazmış olduklarını ve yeterince mükemmel olmadığını düşündükleri için sildiklerini ve göstermediklerini anlatır.

Üstelik bu, iş hayatında kadınların pek bir işine yaramaz. Bir pozisyon için aranan özellikler kadın ya da erkek için farklılık göstermiyor gibi gözükse de (askerlik hariç tabii ki), gerçekte kariyer gelişimi açısından pek öyle değil. KPMG şirketinin Türkiye’de Mart-Nisan 2018 aylarında 533 beyaz yakalı katılımıyla gerçekleştirdiği online anket “Çalışan Profili Araştırması: Kilidi kırmak” çalışmasına4 göre müdür pozisyonunda çalışan kadınların %41’i yüksek lisanslıyken erkeklerin %21’i yüksek lisanlıymış. Cam tavana ulaşmak bile kendi başına bir mesele.

İkinci cins insan olan kadın var olmaya çalışırken ayarı biraz kaçırıp kendini biraz fazla ispat etmeye çalışır, bir şeylere diklenmeye başlarsa çok “hırslı” ve “huysuz” bulunur, beğenilmez. Hırs bir erkek özelliğidir, kadında eğreti ve itici bulunur, kadının hanımefendiliğine yakışmaz. Kadın mağrur olmalıdır. Bu kadar hırs nereden çıkmıştır? İnatçılığı kadınlığından geliyor olabilir. Evde abilik müessesi eşlerinden, kız arkadaşlarından da böyle şikayetçidir. Sizi ya onlara ya kızlarına benzetirler. İş arkadaşı, çalışan ya da patrondan daha çok ailelerine ya da romantik ilişkilerine benzeyebilirsiniz. Kadın hane içinde tanıdıktır, eve yakışır, ücretsiz evde çalıştırılır.

1960’lı yıllarda kadın yazılımcıları istihdam ederek bir yazılım şirketi kuran girişimci iş insanı Dame Stephanie Shirley “Why do ambitious women have flat heads?” (Neden azimli kadınların kafaları yassıdır?) isimli konuşmasında5 sorusunun cevabını kadınların kafalarının okşanarak terbiye edilmeleri olarak açıklar (İngilizce’de “petting”).

Kadınlara sürekli bir şey öğretilmesi ve izah edilmesi iş dünyasının vazgeçilmezidir. Kadınlar sanki fasulyeden oyuna girmiş gibi erkeklerden birtakım yönergeler alırlar (İngilizce’de bu eylem için “Man” ve “Explain” sözcükleri bir araya getirilerek feminist literatüre kazandırılmış “Mansplaining” sözcüğü kullanılıyor). Abilerin olduğu yerde öğretiler vardır. Bu öğretilere maruz kaldığınızı, bir sürü insan varken ve belki konu en az sizi ilgilendirirken ya da siz zaten konunun uzmanıyken ya da konuyu zaten siz gündeme getirmişken gözler size dikildiğinde anlarsınız. Siz anlamış ya da zaten biliyor da olsanız herkes konuyu size izah etmeye çalışır. Aslında birbirlerine anlatmaya ya da en azından ne kadar bildiklerini göstermeye can atıyorlardır ama şirketlerdeki abilik müessesi karışıktır; sevecen erkeklik, hiyerarşi ve kapitalizmin getirdiği rekabet birbirine karışır. Daha güvenli olan ikinci cinse izah etmektir, onun ihtiyacı ve eksikliği su götürmezdir, konuyu bilip bilmemesi kimsenin umurunda değildir. Hayat boyu izah edilmeye alışkın olduğunuz için siz de çok yabancılamaz, işaret etme ihtiyacı duymazsınız.

Bazen sizin işaret ettiğiniz bir şey başka sözcüklerle ya da sözcüklerin yerleri değiştirilerek sırf son sözü söylemek için yeniden söylenir (“Manaphrasing?”). Toplantıda son söz erkeklerindir. Siz de kafa sallar onaylarsınız, ilk kez duymuşsunuz gibi. Sorun etmezsiniz. En fazla toplantı uzamıştır. Zaten fikriniz dikkate alındıysa iyice görmezsiniz, üzerinde durmazsınız. “Ben şimdi aynısını söylemedim mi niye uzatıyorsun be adam” diyemezsiniz. Birtakım kadınsaatler elbette idare ederek geçecektir, kadınlar idare etmeyi bilmeyi çocukluğundan beri çok iyi öğrenmiştir.

Abilik müessesinin tam görünür olduğu toplu erkek grupları bile pek göze batmaz, normaldir, neredeyse volta atıp gezebilirler. Yalnız tesadüfen bir toplulukta yalnızca kadın varsa (asansör, bir toplantı ya da ortak alan olabilir) bu hemen garipsenir. Ooo hanımlar hayırdır dedikodu mu vardır yoksa güne mi gidiyoruzdur? Aman bizden korkulur. Flörtöz bir kibarlık ve sevecenlikle gelen birtakım şakalarla bir iş yerine ait olmadığımızla ilgili bilinçsiz mesajlar hiç garipsenmez. Herhalde kadının yeri konusunda herkes içten içe hemfikirdir.

Size yine bu nedenle yanlışlıkla oraya düşmüşsünüz gibi üst perdeden bir şefkat gösterilir. “Canım”, “Yavrum”, “Güzelim”, “Tatlım” vb. pek çok alakasız hitaba maruz kalırsınız. Plaza kibarlığına henüz vakıf olamamış kimi geleneksel abilerimiz “Ablacım” da diyebilir size. Bu hitapların bir aşağı görme değil de bir jest, bir kibarlık olduğunu düşünürler. Ben sana “Yakışıklım” desem çok garip olmaz mı derseniz de onu kafaları almaz. Erkeklerin patriyarkal herhangi bir argümana karşılık olarak sayıkladıkları “Ya ne alaka aynı şey mi, kibarlık da mı etmeyelim” cevabını duyarsınız. Kibarlıktan ve iltifattan anlamayan histerik kadın olursunuz. Hiç kafa değilsinizdir.

İş yerlerinde kadınların dış görünüşleri halka açık bir konudur. Kimin saçı nasıl olmuştur, kime ne yakışır, kimin tarzı müthiştir, nasıl kadın makbuldür, yeterince kadın gibi midir? Abilik müessesesi elbette bu konuyu pas geçmez.

Bazı kadınlar abilik müessesine dahil olamamasının nedenini kendinde ararlar, o zaman kendilerini bolca değiştirmeye çalışırlar. “Kafa kız arkadaş” modelinin plaza versiyonu olmak isterler. Bu hep işe yarayan bir modeldir, erkeğin yanında rahat ettiği kadın olmak kadınların hayatını kolaylaştırır, patriyarka ile pazarlığın ön şartıdır. Üstelik histerik, huysuz ve saldırgan gözükmekten iyidir. Histerik, huysuz ve saldırgan gözükmek kime ne fayda sağlayabilir? İşte, ben de tam bu konuyu netleştirmek istiyorum.

Hepimize fayda sağlar. Hatta yalnız bizlere değil, diğer bütün kadınlara da fayda sağlar. Herkes evinin önünü süpürdüğünde mahalle temizlenir. Üstelik herhangi bir nedenden histerik, huysuz ve saldırgan gözükmeniz zaten an meselesidir. Riske attığınız da pek bir şey olmaz.

“Patriyarkanın ve kapitalizmin dinamikleri birbirine indirgenemeyecek ama birbirini besleyen dinamiklerdir” diyor Acar Savran (Gülnur Acar Savran, Feminizm, 2013). Gücün daimi meraklısı erkek ve patron birbirilerinden nasıl ayrı olabilirdi ki? Yalnız ikisi birleşince ses çıkarmanın getireceği görece yük, bizler, plazalı kadınlar için, sanatçı, akademisyen ya da başka mesleklerdeki kadınlara göre daha caydırıcı gözükebilir. Ben feminizmin en az buralarda sahiplenilmesinin, toplumsal cinsiyetin en az buralarda konuşulmasının nedenini ancak burada bulabiliyorum. Beyaz yakalı olmanın gerekliliklerinden biri olan riayet, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin getirdiği itaat ile birleşiyor sanki. Hangisi hangisinden oluyor tanımlamak zorlaşıyor. Zaten beyaz yakalılık düzeninde ses çıkarmak çok kriterli bir adap ve efor gerektirdiğinden ses çıkarmamak ve çıkıntı olmamak olağan bir hal alıyor. Bu yüzden o kadar okumuş kadın, o kadar görece özgür kadın abilik müessesiyle uğraşmıyor.

Uğraşalım kadınlar. Onu yalnız tanımlayıp işaret etmek hepimizi fevkalade özgürleştirecek. En önce garipseyerek başlayabiliriz. Karşısındaki erkek olsaydı da böyle mi davranırdı ya da tam tersi bunların aynısını kadınlar yapsa ne tepki verilirdi diye düşünebiliriz. Görüp tanımlayabilir, birbirimizle konuşabiliriz. Sonra bunu işaret edebilir, gündeme getirebiliriz. Burası bizim de yerimiz diyebiliriz. Üstelik çekinecek hiçbir şeyimiz yok. Biz bugüne kadar kendi emeklerimizle kendimize bir yer açtık. Yolumuza yine böyle devam edebiliriz. Bizi tanımayan müesseseye tenezzül etmek mecburiyetinde değiliz. Varsın hepimizi huysuz, saldırgan ve histerik olarak tanımlasınlar. Ne kaybederiz?

Not: Garipsediğim pek çok şeyi paylaştığımda buna değer veren ve hatta kendi garipsediği deneyimleri benimle paylaşan daha çok kadın çok az sayıda erkek beyaz yakalı arkadaşlarıma teşekkür ederim, yazının içinde katkınız olan yerleri zaten tanımışsınızdır, sohbetlerimizin mahremiyetine dayanarak bilinçli bir tercihle isimlerinize yer vermedim.

* Patriyarka tanımı için bkz. Melda Yaman, Eğitim Bilim Toplum dergisi, sayı 38, 2012.

1http://tuik.gov.tr/PreHaberBultenleri.do?id=30707

2http://www3.weforum.org/docs/WEF_GGGR_2018.pdf

3https://ed.ted.com/featured/16DCJILa

4https://assets.kpmg/content/dam/kpmg/tr/pdf/2018/10/kilidi-kirmak-2018.pdf

5https://www.ted.com/talks/dame_stephanie_shirley_why_do_ambitious_women_have_flat_heads/transcript?language=en

Cevapla

Please enter your comment!
Lütfen adınızı yazın.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.