Temel mekanizmaları “baskılayıcı” değil “kurgulayıcı” türden olan bir iktidarı açıklayabilecek yeterli analitik çözümlemelere ihtiyaç var.

“Senin kendinden şüphe etmenden fayda sağlayan bir toplumda, kendini sevmek bir başkaldırıdır.”

“Kendi ruhunu aşağılayan her ne varsa uzaklaştır, ve senin bedenin çok muazzam bir şiir olacak, ve en zengin en akıcı ifadesini yalnızca sahip olduğu kelimelerde değil, dudaklarının arasındaki sessiz çizgilerde ve yüzünde, kirpiklerinin arasında ve bedeninin her hareketi ve birleştiği eklem yerlerinde bulacaktır.”

Walt Whitman – (1855) Leaves of Grass

Kadın/erkek karşıtlığında kadınlıkla özdeşleştirilen beden, erkeklikle özdeşleştirilen zihin karşısında değersiz görülür. Biyolojik belirlenimciliğe karşı olan bir feminist yaklaşım, eşitlik savunusunu kadın ya da erkek bedenlerinde olmanın birbirinden farklı bir yanı olmadığı iddiasına dayandırır. Ancak meseleye bu açıdan bakmak bedenin zengin deneyim alanının gözden kaçmasına neden olabilir. Metin ve dile odaklanan postmodern beden kavramıysa zihni bedene üstün gören tarihsel yaklaşımlara benziyor olması ve neredeyse bedeni yok görerek onu gerçek dünyadan uzaklaştırıp akademik bir jargona itmesi nedeniyle bir eleştiri konusudur. Benim benimsediğim yöntemse değersiz görülen beden ve deneyimini sahiplenerek dönüştürmek ve bir kadın bedenine sahip olmamıza rağmen değil, tam da ondan dolayı güçlü ve eşit olduğumuzu savunmaktır.

Michel Foucault’nun savunduğu şekliyle beden, doğrudan sosyal pratiklerle kontrol edilen bir alandır. Bedenin kontrolü ideolojik düzeyde olmaktan çok zaman, mekan ve günlük yaşam aktivitelerinin düzenlenmesiyle gerçekleşir. Bu sosyal pratiklerde iktidar bir grubun diğeri üzerinde kurduğu bir baskı mekanizması şeklinde görünür değildir. Bunun yerine belli bir alanda baskı ilişkisini destekleyen, sürdürülmesini sağlayan, güçlendiren sosyal pratikler, kurumlar ve teknolojiler ağı düşünülmelidir. Beden üzerindeki kontrol kadınlar tarafından baskılayıcı, zorla dayatılan bir şey gibi deneyimlenmez. Kadınlar giyim kuşam ve makyajdan kendileri zevk alabilir, hatta bunu özgürleştirici bulabilir. Buna bağlı olarak, temel mekanizmaları “baskılayıcı” değil “kurgulayıcı” türden olan bir iktidarı açıklayabilecek yeterli analitik çözümlemelere ihtiyaç var. Örneğin normallik ve normallikten sapma anlayışımızı arzuyu bastırmaktan çok arttıran, enerjiye odaklanan ve üreterek çoğaltan mekanizmalar belirler. Güç mekanizmaları yok edici değil düzenleyici ve çoğaltıcıdır.

Susan Bordo, günümüz Batı toplumunda kadınlığın geçmişten farklı bir kurguya dayandığına dair bir çözümleme sunar. Şimdiye kadar iki ayrı kimliği oluşturan kadınlık ve erkeklik sembolleri, modern kadınlığın kurgusunda bir araya gelmek suretiyle kadınlığı yeniden kurgular. Örneğin modern kadının görüntüsünde idealleştirilen zayıflık, hem erkeksilik ve onun simgelediği gücü hem de kadınsılık ve onun kırılganlığını ifade edebilir. Zayıf/ cılız kadın bedeninin düz erkeksi hatları, erkeğin sahip olduğu toplumsal gücü simgeleştirir. Hem kadınlığın hem de erkekliğin iktidarla olan ilişkisinin çözülmediği bir durumda, erkeklikte simgeleşen gücün iktidarın yarattığı ayrımdaki kadınlık tarafına geçmesi, bir özgürleşmeden çok çelişkili bir durum yaratır.

Erkek bakışı kadın bedenini nesneleştirir. Bu bakışın fetişist niteliği, kadın bedeninin nesneleştirilmesinin yollarından biridir. Erkek baktığı nesnede fallusun bütünlüğünü temsil eden benzerliğini görür, kadının tehditkar farklılığı ise yadsınır. Sıkı dik göğüsler, fallusu andıran görünümüyle cinselliğin kadın vücudundaki simgesi haline gelir. Geldiğimiz şu son zamanlarda fetişleştirilebilen başka ne varsa güzellik estetik alanında yerini almıştır. Artık yalnız göğüsler değil, ince bir belle birlikte büyük, diri kalçalar da fetişizmin ulaştığı son noktayı gösteriyor. Bunlar vücut hatlarının birbirini izleyen doğal akışında aykırılık yaratarak fallusu ikame eder. Ayrıca, zayıflık ve şişmanlık görünümlerinin bir arada bulunmasıyla da doğal olmayan, aykırı bir görünüm yaratır. Cılız “0” bedende kalçalara dolgu yaptırmak, ya da büyük kalçalara sahip olup da kum saati görünümüne kavuşmak isteyenlerin karın estetiği, hatta kaburga kemiğini aldırmak gibi türlü cerrahi müdahaleler altına girmesi, estetik sektörünün kadın vücuduna müdahalelerinin hangi sınırlara ulaşabileceği hakkında bir fikir veriyor.

Moving into light, Kate Bedell

Yalnızca gövdemizde değil, kadın yüzünde de dudaklar ve yanaklara yapılan dolgularla yüz hatlarının sürekliliğinde aykırılık yaratarak fetişist bir görünüm oluşturulur. Yetişkin bir kadında “0” bedeninin yüzünde yarattığı çökkünlük, elmacık kemiği dolgularıyla bertaraf edilerek, en kötü haliyle şiş bir yüz, en iyi haliyleyse 12 yaşında elma yanaklı bir kız çocuğu görüntüsüne kavuşulabiliyor.

Günümüzde erkek arzusunu besleyen, fetişleştirilebilen her kadın bedeni, erkek bakışının güzellik kriterlerine uyabilir. Kadınsı çizgilere sahip doğal vücut hatları kadın cinselliğinin kendine özgü halini cisimleştirdiği için yadsınır. Tek çirkin kadın tipi vardır, o da şişman olandır. Zayıf kadın vücudunun erkeksi düz hatlarına sahip olmayan şişman kadın vücudu, fallus yerine ikame edilip fetişleştirilemeyecek kadar yuvarlak olduğundan erkek arzusunu karşılayabilecek bir niteliği yoktur.

Bir diğer fetişleştirme yöntemi, bedeni niteleyen sıfatları fazlalaştırmaktır. Patriyarka kadınlardan daima daha fazlasını ister ve fazlalaştırdığı şeyi fetişleştirir. Daha ince, daha büyük, daha küçük, daha genç, daha düz, daha kıvrımlı, daha yüksek, daha ince (topuk), daha sivri (burun), daha aktif, daha masum, daha şeytani, daha iyi, daha kötü, daha aptal, daha zeki. Her sıfattan daha fazlasına dair bir derecelendirme erkek arzu ve fantezisini çeşitlendirir, çoğaltır.

Patriyarka, bir taraftan daha fazlasını isterken bir taraftan da kendi iktidarına tehdit oluşturacak şeyleri “çok fazla” bularak dışlar. Fazla sessiz, fazla akıllı, fazla aptal, fazla kilolu, fazla kadınsı, fazla yaşlı gibi. Bunlar erkek egemen kültürün kabul veremeyeceği ölçüde fazla olan niteliklerdir.

Kadınlarda fazla bulunan bir başka şey de iştahtır. Patriyarkanın doymak bilmez obur iştahı, kadınların verebileceklerini geriye yalnızca posası kalana kadar, sonuna kadar ister. Aynı zamanda da maymun iştahlı olan patriyarkal kültü, ondan bundan azami sınırlarda talep edip, tehditkar bulduklarını reddetme keyfiyetini kendinde bulur. Kendilerinden hep daha fazlası istenen bir toplumda hiçbir zaman istenilen şeyin tam olarak karşılaması mümkün olmadığından, kadınlar yetersizlik hissi yaşar. Kendini eksik görmenin yanı sıra, çok fazla olarak nitelendirilmek, kadınlar için sürekli kendinden şüphe etmek ve kendine az güvenmekle sonuçlanır.

Ne yaparsa yapsın patriyarkanın standartlarına ulaşamayan kadınların içinde bulundukları durumu en uç sınırlarda anlatan örnek, anoreksik bedenin deneyimidir. Anoreksiya hastası bir kadın, zayıf olmak için zorlu mücadeleler verir ancak ne kadar kilo kaybederse etsin kendini hep kilolu görür. Hastalığın çoğunlukla bulimia ile birlikte seyrettiği durumlarda yediği her şeyi kusar. Ölümcül olan anoreksiyada hayati sınıra gelinen, yalnızca kemiklerinin üzerinden sarkan derilerin olduğu görüntüsünde bile kişi kendini kilolu bulur.

Peki kadınlar bu deliliğe neden bu kadar kolay karşılık veriyorlar? Kadınlar yüzyıllardır eziliyor, kendi seslerini duyuramıyor ve bu durum pek çok kadın nesli boyunca devam ediyor. Baskı altında yaşayan, ezilen annelerimiz, kendi anneleriyle yaşadığı travmalar sonucu bize küçük, önemsiz kalmayı öğretti ve gerçekten onaylandığımız ve sevildiğimize dair güçlü bir inancın gelişmesini sağlayacak ölçüde sevilip kabul gördüğümüzü hiçbir zaman hissedemedik. Öte taraftan da bize sevgi görmemiz ve sevgi göstermemiz gerektiği toplum tarafından pompalandı. Kendimize olan sevgimiz o kadar yetersiz gelişiyordu ki dışarıdan gelecek onay ve sevgiye bağımlı kaldık. Marianne Williamson’ın dediği gibi, “Bu saplantı, vermeye açık olduğumuz ancak henüz nasıl alacağımızı bilmediğimiz bir zamanda ortaya çıkar. Daha fazlası için sıkı sıkı tutmaya devam edersiniz, çünkü bir karşılık geldiğini hissetmezsiniz. Belki çocukken hiçbir şey geri dönmüyordu, bu yüzden şimdi gelecekte orada bulunmadığından zaten emin olduğunuz bir şeyi daha fazla elde etmeye çalışıp duruyorsunuz.”

Dışarıdan sevgi ve onay görmek için kendilerinden vermeye asgari koşullarda razı olan kadınlar, aslında sevgi ve onay ihtiyaçlarını dışarda aramak yerine kendi içlerinde karşılayabilir ve sahip oldukları tüm ihtişamlarıyla kendi kendilerine sahip çıkabilir, herkese karşı kendilerini seçebilirler. Kadınların kendilerinden şüphe duymasından fayda sağlayan bir toplumda, kendi kendilerini sevmeleri bir başkaldırıdır.

 

Kaynaklar

Bordo, Susan (1997) “The body and the reproduction of Feminity”, Writing on the Body, Female Embodiement and Feminist Theory.

Marianne Williamson (2010) Zayıflama Kursu.

Cevapla

Please enter your comment!
Lütfen adınızı yazın.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.