Duruma çözüm bulamayınca “bari yazayım” dedim. Yazayım ki belki başka bir anne, “yalnız değilsin, ben de dayak yedim oğlumdan” der; belki biraz hafifler olayın çöküntüsü.

Çocukluğumdan beri çılgın ve biraz asi olmama rağmen her toplumsal kurala uzun süre uymaya çalıştım. Şeytan dürtüp dursa da “neden” diye sorsam da uymaya devam ettim. Köyde ne zaman ağaca çıksam ya da erkek çocuklarla meşe oynasam, kilotum görünmesin diye eteğimi kapattım. Çalı süpürgesiyle yerleri süpürürken ya da masayı silerken, küçücük memelerim görünmesin diye diğer elimle yakamı örttüm. Harika mükemmel bi davranış bu, ee iyi aile kızıyız tabii.

Sonra birini sevdim üniversitede okurken. Annemler hiç hazzetmedi ama dedim ya, hem kurallara uyarım hem de asiyim direnebilirim, inatçıyım… Öyle böyle düğün dernek evlendik. Bir sürü hikâye, sonra oğlumuz oldu nur topu gibi, gözümün bebeği, dünya yakışığı.

Yıllar sonra boşandık. Ben istedim boşanmayı, türlü türlü sebeplerden ötürü. Özü: sevmiyorum seni. Ama haklı ama haksız. (Hâlâ suçlu hissediyorum, evet. İnsan sevmiyorum diye boşanır mı? Aldattı mı dövdü mü kumar mı oynadı ayyaş mı? Hiyir hikim biy ihmil etti sivmedi bini.)

Elbette çok haksızmışım, şimdi anlıyorum. Epey oldu boşanalı. Oğlan büyüdü. Geçen gün dövdü beni. (Cümle içinde kullanınca belki hafiflerim dedim, ağırlığını yaşıyorum, merak etmeyin.)

Kadınlarla birlikte yürümek için elimden geleni yaparım. Feminist sayılırım. Kadına yönelik şiddet konusunda okurum, takip ederim, yardım ve yataklık ederim kadınlara. Hem belki aktivist bile sayılırım. “Aktivist” ne ışıltılı sözcük, peeh…

‘Yakından’ üç erkek var hayatımda. Sıfatı bulamadım; mecbur olduğum değil, sorumluluk hissettiğim belki, yakından deyiverdim işte. Tarih sıralamasına göre, eski kocam,oğlum, yeni kocam (ben ona sevgilim, yarim diyordum ama kocalık mertebesine ulaştı).

Herkesin bildiği gibi boşanan kadın evladını harcamıştır hele de erkek çocuksa, kadın olarak baş edemezsin tek başına. Onun geleceğini, ergenliğini, ruh sağlığını düşünmemişsindir. Sorumsuzsundur, suçlusundur. Bi erkek evlatla baş etmek ne demek bilmiyosundur. Yeminle doğruymuş. Ben öyleyim, zaten annemler en baştan söylemişti ama dinlemedim, evlendim sonra da boşandım. Hah gör işte, başına daha neler gelecek! (Annemler derken annemi ve babamı kastediyorum, bilerek öyle diyorum, erkek kafalı kadınlar için yani. Kurtuluşu erkek aklıyla, düzeniyle politikasıyla çözmeye çalışan, uyanık ama teslimiyetçi kadınlar… Şimdi anneme de kıyamadım, bildiği buydu n’apsın?)

Daha önce biraz fiziksel, yani cam kapı koltuk sandalye kırmacalı, bağırmalı şiddet biliyordum. Direkt bana, bedenime zarar verilmediği için, can acısı ya da bedensel iz bırakılmadığı için, sadece korkarak ve susarak atlatıyordum.

Kadına yönelik bu politik erk şiddetiyle mücadele için üç beş bi şeyler yaptım. Şiddet görenlerle empati derseniz kraliçesi var bende, kediyle köpekle ağaçla böcekle kurabilirken niye şiddet görenlerle kuramayayım ki? (Mahsus “kraliçesi” dedim; “kralı” var dersem çüklü olur, olmasın.)

Gelelim delikanlıya; bugüne kadar her türlü terbiyesizliği yaptı, bağırmak, sövmek, aşağılamak, akıl öğretmek…Ee boşanıp ailesini dağıttım çocuğun, haklı tabii. En son geçen gün çok kızdı, zaten hep kızgın da bu sefer ekstra kızgın. Eve gelip bana günümü göstereceğini ortalığı yıkıp dökeceğini söyledi telefonda. Geldi de… Delikanlı çocuk ne de olsa, söylediğini yapar. Söyledi derken hafifletiyorum ben. Bağırdı, sövdü, tehdit etti. Ana yüreği işte, karikatür gibi, “şimdi geliyo üç kardeş” …”beş değil miydi o” hesabı.

Birkaç gün önce benim yüzümden telefonunu, sonra bilgisayarını kırmıştı, şimdi de benimkileri kıracaktı, öyle söz verdi, and içti çünküm. (Ayrı evlerde yaşıyoruz, o yüzden gelmek-gitmek diyorum. Sebepleri çok, isterseniz anlatırım sonra.)

Geldi, çevresine bakındı kırabileceği ne var diye. Her şeyi toplamıştım o gelmeden, çanak çömlek, çiçek, laptop, tabak bardak, bıçak. Bi telefonumu unutmuşum. Gördü tabii ki. Eline alıp kırmaya yeltenirken bi şey yapmam gerek tutayım, diye düşündüm. Olabildiğince gürültü çıkarıp yardım istemeliydim komşulardan. Direnirken vurmaya başladım, atmıştı duvara telefonu ve diğer şeyleri arıyordu kırmak için. Kapıya koştum, komşu da bana doğru dehşetle koşuyordu, “ne oluyor?” diye bağırıyordu. Ona ilk önce kocasını sordum telaşla (isimleri uyduruyorum):

“Ali nerde?”

“Yok”

Bi erkek olsa iyi olurdu. “Otur lan” derdi, “ne bağırıyosun”, birbirleriyle bu dilden anlaşıyorlar.

Neyse komşu kadın Hüsniye içeri gelince ortalık yumuşadı biraz.

Hüsniye bana hep “sakin ol, sus” diyor. Susuyorum, titriyorum, oğlan ağlıyo ve bağırıyo.

“Hayatımı siktin, sen ne biçim kadınsın, ne biçim annesin!”

Hüsniye, anne-oğul hesaplaşması diye sessizce nezaketle gitti. Sonra delikanlı kapıyı kilitleyip anahtarı da aldı. İçeride hapisim, beni yerde sürükledi, saçıma asıldı, iteledi kakaladı, kollarımı da kilitleyip koltuğun üzerine fırlattı, sonra da tepeme çıkıp oturdu. “Yapma” dedim, “yapma ki yüz yüze bakabilelim”. Yalvardım yani ben ona kutsal anneliğimi yapmaya devam edebileyim diye. Yüzümde gözümde morluk yok, birkaç gün kollarım, omuzlarım ağrıdı. Hepsi bu, ölmedim, öldürmedi beni. Bu kadarcık. Babası da camları kapıları eşyaları kırardı; sonra da “beni insanlıktan çıkardın, senin yüzünden senin yüzünden, neden oysa ben seni çok seviyorum, anlatıyorum anlamıyosun, bi daha anlatıyorum, en sonunda böyle deliriyorum” diye kocaman ağzı kocaman dişleri çirkin suratıyla bağırırdı. Çünkü ben senin söylediğin hiçbir fikre, hiçbir biçime katılmıyorum, bunu sana söyleyemem, senden korkuyorum, dikte ettiriyorsun bana:

“Öyle değil miiii?”

“Öyle.”

“Doğru söylemiyo muyum?”

“Söylüyosuuun.”

“Haklı değil miyiiiim?”

“Çook haklısın.” (Sus be adam, yeter ki sus!)

Sen sus sakinleş diye ben kabul etmiş görünüyorum. Açüklamana devam et.

Neyse…

Hiçbi şey yokmuş, olmamış böyle bir şey gibi arabaya bindik. Tek derdim krizi atlatıp kurtulmak. Hiç pişman değilmiş, delirtmişim onu. Öyle dedi.

Bazı kadınların neden örtbas etmeye çalıştığını anlamaya çalıştım öteden beri. Uyandırsam, bilinçlendirsem hangi sözcükle ulaşırım? Romantik bi çaba, uzak.

Sözünü etmeyi geçtim, düşünmek bile istemedim ilk üç gün. Kimseye anlatmadım. Kimseyle görüşmedim, hâlâ görüşmüyorum, işe gidip o çocuğun ihtiyaçlarını karşılamaya devam ediyorum. Çocuk dediğim kutsal annelikten. On sekizini geçkin bi çocuk. Çok korkuyorum.

Dile gelirse çok kötü, harekete geçmem gerekecek. Bi şey yapmam gerekecek, yapamam. Zaten ağır bir utanç. Ee anayım bennn heyy… Üçüncü gün yine arabada her zamanki gibi bana açüklama yapıyor.

“Neden boşandın, babam sana nasıl dayandı, safsın sen salaksın aptalsın, yapman gerekenleri anlattım güzellikle olmadı, küfür ettim olmadı dövdüm olmadı…….”

Benim örtmeye çalıştığım kelimeyi söyleyiverdi. Dövmüş olmamış. Yani bilerek isteyerek farkında olarak yapmış. Oğlumdan dayak da yediğimi kabul etsem iyi olacak artık. Saklayamam kendimden. Ben, eğitimci, ben kadın, ben olgun, ben aydın, ben bilmem ne… Nasıl olur? Ay ben şşok!

Kimselere anlatamazdım, içimde de tutamazdım. İlk önce erkekler geldi aklıma yardım için. Mesela,

Babası: ben sana dediydim, çok yüz verdin bu çocuğa, şimdi ne yaparsan yap, benim yeni hayatımı bozma!

Amcası: pis herif yapılır mı anneye böyle, ne olursa olsun el kalkar mı?

Dayısı: defol git karşımdan (bana dönerek) bi daha görüşürsen beni sil, ekmek verme, su verme buna…

Şimdiki kocam: pisliğini bana bulaştırma, huzur istiyorum, bıktım senin sorunlarından.

Yok olmadı böyle. Kadın arkadaşlarım var. Var ama hâlâ çok utanıyorum. Onlardan duyacaklarımdan da korkuyorum, çünkü söyleyeceklerini yapacak cesaretim yok. Üstelik benim oğlum özünde iyi bi çocuk. Ben boşandım diye hep bunlar, ona iyi bakamadım, sahip çıkamadım diye, tek başıma doğurdum, kimseyle sevişmeden, İsa gibi bi şey, .. sonra başka bi adamla evlendim evliliğe inanmazken ondan oldu. Yoksa iyi bi çocuk. Bi şeyler yapmaya uğraştım elbette, evet onu yönlendirdim, yol gösterdim olanaklar dahilinde. Üç üniversiteye gitti, üçünden de en fazla iki ay sonra geri geldi, çünkü ben boşandım da o yüzden. Kayboldu yavrucak, bilmezler ki çocuğun müşkülünü.

Psikolog, psikiyatrist olmaz bana. Bin kere gittim. Kendim bi başıma halletmeliyim.

Kadın cinayetleri neden politiktir, işte bu yüzden. Çünkü ben yalnızlaştırıldım, kimseye diyemeyecek hale getirildim. Medeniyetsizlikten, ilkellikten, ilkesizlikten, kültürsüzlükten, fakirlikten, yüzyıllardır süren erkek egemenliğinden, devlet denilen yapının gücü erkekler üzerinden sürdürmesinden, elbette kadın cinayetleri de, şiddet de, taciz de, tecavüz de politiktir.

Duruma çözüm bulamayınca “bari yazayım” dedim. Yazayım ki belki başka bir anne, “yalnız değilsin, ben de dayak yedim oğlumdan” der; belki biraz hafifler olayın çöküntüsü. Ne yapmalı, ne etmeli, nerelere gitmeli bilmiyorum. Her yer erkek ve onların dünyası düzeni sürmekte. Biz sıkışıp kaldık kendimizle dünya arasında. Bu bi yılgınlık değil. Elbette bununla mücadele etmeye devam edilecek, bundan sonrasında benim mücadelem daha farklı, daha bilinçli olacak. Fakat bu yaşadığım, yaşadıklarım? Ah ahh.

2 Yorumlar

  1. merhabalar. bir yakınım da benzer hatta bir tık ağır bir durum yaşadı. ama anlattıklarınız boşanma dahil çok uyuyor. yardımcı olabileceğimi düşünüyorum semiha aylin sara fb’dan bana ulaşmak isterseniz… isterseniz de dertleşiriz.

  2. Eğer İstanbulda yaşıyorsanız Mor Çatı ile görüşebilir, gönüllü psikolog ağından psikolojik destek alabilirsiniz. Erkek şiddeti sizin anneliğiniz ya da sizinle ilgili değil biliyorsunuz. Ne yazık ki sevdiğimiz, toz konduramadığımız yakınlarımızda. Oğullarından öyle ya da böyle şiddet gören kadınlar var. Koca şiddeti kadar kolay kabul edilip dillendirilemiyor. Emekli maaşlarına oğulları tarafından el konulan çok kadın tanıyorum. Sözel şiddeti de ifade eden. Erkek şiddeti erkeklikle ilgili. Oğlunuz erkekliği belki bir parça sizden öğrenmiş olsa da babasından ve toplumdan öğrendi sizden değil. Babası ile davranışlarının ne kadar benzer olduğunu söylediniz.Erkeklik modeli siz değilsiniz. Psikolojik destek alarak suçluluk duygusu ile başa çıkabilirsiniz(Oğlunuz da olsa davranışından siz sorumlu değilsiniz.)Boşanmak yasal hakkınız gerekçesi toplumu ikna etmek zorunda değil. Ki ifade ettiğiniz örnek durumda psikolojik ve fiziksek şiddet yaşamışsınız eski eşinizden. Toplum o davranışları boşanma gerekçesi olacak kadar şiddetli saymıyorsa bu şiddetin normalleştirilmesi ile ilgili bir durum, şiddet olmadığı ile ilgili değil. Kendinizi yeniden iyi hissetmek üçin kendinize zaman tanıyın, kadın dayanışma kanallarını deneyin. İlk adımı atmışsınız. Önemli bir adım attınız.Erkek şiddetini söze döktünüz. Gerisi gelecektir.

Cevapla

Please enter your comment!
Lütfen adınızı yazın.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.