Bir insanın politika tarzı, dili, yolu, başka biri tarafından neden ‘düzeltilmesi gereken’ olarak tanımlansın? Kız gibi olmak, yazmak neden erkekleri bu kadar rahatsız ediyor?

bensonYeni yeni yazmaya başladığım zamanlarda; ilham aldığım, örnek aldığım abilerim vardı. Yazılarımı okusunlar, beğensinler diye peşlerinden koşardım. Bu fahri editörlerim, abilerimin yazılarımla ilgili yorumlarını çok ciddiye alırdım çünkü ben de onlar gibi iyi yazar olacaktım.

İyi yazardılar, üstelik beni de çok etkilememeye çalışır, kendi tarzımı bulmam için teşvik ederlerdi.

Bir gün, bir yazar abim, çok zorladım herhalde yazılarıma yorum yapsın diye, “Liseli kız defterine yazar gibi yazıyorsun, ciddi yazıları oku, oradaki gibi yazmaya çalış,” dedi. O gün çok utanmıştım, ‘yanlış’ yazıyorum diye. Baktım yazılarımı yayınlattığım gazetelere, dergilere, inceledim ve çok inandım bu durumu düzeltmem gerektiğine.

İşin kötüsü, yazar abimin gerçekten benim iyiliğimi düşünüyor olması, daha iyi yazabilmem için tüm iyi niyetiyle yapıcı bir eleştiride bulunmuş olması. Çünkü ciddiye alınacak politik dil erildir abilere sorarsan ve liseli bir kız olmak ne kadar kötüyse o kızın defteri de o kadar yanlıştır bu mecralarda.

Eğer ciddiye alınacaksak baştan sona çok ciddi analizler yapmalı, duygusallığı bırakmalıyız. Ağlama ve şefkat seanslarını evlerimize saklamalıyız. Sözgelimi kentsel dönüşümse konumuz, yıkılan ve yalnızca özen gösterilmeyen eski bir yapının ardından üzüntümüzü ifade eden bir yazı yerine neoliberalizmden, rant ekonomisinden bahsetmeli, dilin varıyorsa biraz hırs katmalı – yoksa  bu gazetede işimiz ne? Elbette bir kadın dergisinde de yazabiliriz duygularımızı. Yani YALNIZCA KADINLARI İLGİLENDİREN KONULARI.

Özellikle söyleyen, eyleyen, yazan, itaatsizlik iddiasında bulunan erkeklerin; sözlerinin aksine düşünme biçimlerinde iktidarın eril dilini norm olarak kabul etmeleri politikanın genelinde etkisini gösteriyor. Kabuklar çok etkileyici, sert, yakışıklıyken içerideki öz değişmediği sürece eril olanın makbuliyetini  kabul etmekle kalmayacak, bunu kadınlara ‘onlar gibi politika yapabilmenin’ ön koşulu olarak sunmaya devam edecekler. Kabuklar sokaklarda, klavye başında ‘kız gibi’ye, ataerkiye karşı omuz omuzayken, çekirdekler ataerkinin gizli tohumları olarak geleceğini garantiye alıyor.

Erkekliğin durumu malum, fakat aklıma takılan bir başka soru var. Bir insanın politika tarzı, dili, yolu, başka biri tarafından neden ‘düzeltilmesi gereken’ olarak tanımlansın? Kız gibi olmak, yazmak neden erkekleri bu kadar rahatsız ediyor? Yalnızca kız gibi diyerek niteliksiz olduğunu ima etmekle yetinmeyen, bir de liseliyi ekleyerek küçümsemenin altını çizme ihtiyacı hisseden bu hınç nereden geliyor? Duyguları, duygusallığı kaldıramamak bir yana, ortadan kaldırmaya çalışmak neden?

Psikoloji açısından bakarsak, bir kişinin başka birinin davranışı, duruşu, söylemi, herhangi bir şeyinden bu kadar rahatsız olması, onun içinde bir yere dokunduğunu gösterir. Etkiyi tepkiden çıkarabiliriz yani ve bu etkinin mutlaka içeride bir karşılığı vardır. Bu durumda erkek bireylerin feminenlikten, şefkatten, naiflik ya da kız gibi diye tanımladıkları davranış, duygulardan duydukları rahatsızlığın sebebi içlerinde bir karşılık hissetmeleri olabilir mi? Ne de olsa üstümüzdeki ataerkiyi çıkarıp bir kenara astığımızda kalan insan, cinsiyeti değil duyguları olan, yeri geldiğinde naif, şefkatli, ağlayan, üzülen, sevinen bir insan.

İnsana özgü özelliklerin kadınsı, erkeksi diye beşeri ayrımında güç, sertlik gibi özellikleri sahiplenen erkeklik, duygusallık başta olmak üzere birçok özelliği de kadınsı olarak etiketliyor ve zayıflık olarak değerlendiriyor. Güçlü olması gerekirken kadınsı zayıflıkları içinde barındırdığını fark eden bir erkek, bu zayıflığı ne yapmalı? Önce başka kimsenin anlamadığından emin olmalı, sonra da bu zayıflığı yok etmeli ki onun da duygusal bir varlık olduğu gerçeğinin anlaşılması tehlikesi tamamen ortadan kalsın. Aslında eleştirinin sertliği, genç bir kadının üslubuna değil, kız gibilik müessesesi bir yerden tanıdık gelen ve karşısındaki (içindeki) duyguyu küçümseyerek yok edeceğini düşünen erkekliğe olabilir mi?

Erkeklik, karşısında zayıflık olarak tanımladığı kadınsılığı görünce tanıdık hissettiği bu yönlerinin ifşa olmasından korkarak bir yandan erkeksi maskesinden utanıyor, bir yandan ona sıkıca sarılıyor. Bu durum medeni seviyede tavsiye verme, üslup uyarısı; çirkeflik seviyesinde de kız zırıltısı gibi söz öbekleri ya da daha sert tepkilerle dışa vuruluyor. Ama temelinde aynı kaygı, aynı güvensizlik yatıyor. Bu sebeple kadınları, kendilerini güvende hissettikleri ‘erkeksi’ zemine çekme çabası içine giriveriyorlar.

Erkeklikle mücadelede empatinin “Sen de insansın kabul et,” seviyesine çekilmesi işimizi kolaylaştırır mı zorlaştırır mı bilemedim. Ama içindeki insanla barışmadan, ne kadar güçlü yazarsa yazsın erkeklik, insanlığından söz edemez onu biliyorum.

Cevapla

Please enter your comment!
Lütfen adınızı yazın.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.