bikg_konferans1

Hafta sonu Barış için Kadın Girişimi konferansındaydık. Onlarca şehirden yüzlerce kadın. Her şeyin zeminini kaybettiği, mizahın zorunluluktan yapıldığı coğrafi deliryumda konferans yapmak da bir gıcık iştir, demedik. Yaptık. Zaten kürsülü, moderasyonlu, telli turnalı bir modelimiz de yoktu. Zaten öyle bir modeli can’ımız kaldırmazdı. Zaten şöyle güldür güldür barış konuşacak akademisyen de kaldı mıydı? Zira arkadaşlarımızın çoğu ya sürgünde ya işsiz kalmış ya da işsiz kalma korkusuna teslim olmamaya çalışmakta; ceberut devlet politikalarıyla boğuşmakta. Biz istemedik oturup yüksek siyaset yapalım. Haritalar, rakamlar, soyu sopu bilinmese de bol keseden saçılan Ortadoğu coğrafyası tepeleri, bayırları, boru hatları. İstemedik. Korkuyu paylaşalım, sesimizi paylaşalım, elimizde ne varsa onu paylaşalım istedik. Birbirimizi duyarsak belki bugün değil ama mutlaka bir gün özgürlük çayında buluşalım, böyle şeyler. Mütevazı şeyler. Konferanstan çıkan onlarca şeye rağmen kendime çıkardığım kısmı da bu, bir iki gündür evde bu mütevazılığı yuvarlayıp duruyorum. Cüretkar şeyler düşünüyorum. Küçük şeylerin böyle etkileri olduğunu hatırlamak çok hoş.

Hatay’dan, Çamlıhemşin’den, Diyarbakır’dan, Şırnak’tan, Ankara’dan daha pek çok yerden kadınlar geldi. Saatlerin alınması, alınmaması, bir o yana bir bu yana derken biraz telaşlı başladık. Sonra akşamüstü bir arkadaşımın müthiş gözlemi sayesinde bu konudaki mağduriyetimiz gözüme küçük gözüktü. Efendim, işte belki düşünenler olmuştur zaten ama burada da söylemiş olalım: O sırada Kuzey Kıbrıs ve Güney Kıbrıs, coğrafya bilimini erörlendirmek suretiyle aynı kara parçasında, bir saatlik zaman farkı yaşıyordu. Biz sadece kırk beş dakika geç başladık. Önce başlamakta zorlandık. Gündelik şeylere sirayet eden iktidar sızılarını ancak öğlene doğru dillendirebilir olduk. Bu sırada, belki aynı cümleleri, aynı tonla, kimbilir bilmem kaç defa, farklı insanlara doğru kurmuş arkadaşlar, nasıl oldu bilmiyorum çizgilerini bozmadılar. Nasıl oldu bilmiyorum çünkü konuşmalar değil enerjiler havada uçuşup gözyaşı oluyordu, diş gıcırtısı oluyordu, tutukluk oluyordu; çapkın gülüşler, kahkahalar oluyordu. Bunların hepsi aynı anda, aynı mekanda, ülkece ileri mi geri mi alındığı belli olmayan fakat oradakilerce paylaşılan bir zamansallıkta oluyordu. Böyle olurken nasıl ezberden konuşulur onu hâlâ pek anlayabilmiş değilim.

14601044_649120628595767_7860770822427898305_n-1

 

Konferanstan geriye, en çok ezberden uzun uzadıya konuşanların aynı zamanda başkaları konuşurken en az dinleyenler olduğu gözlemim, bir arada olmanın verdiği güç ve yorgunluk, bir de her biri çok kıymetli anlatılar kaldı (ki bunlar bildiriye dönüşebildiler çok şükür). 70’lik Çamlıhemşinli kadının sesi eminim herkesin kulağındadır: İlkokul mezunuyum, tarla kadınıyım, çok çalıştım, kadınların çok güçlü olmasını istiyorum, cabbar olacağız; tekme atılan kadın arkadaşımıza diyorum, bir tekme de o ataydı; Ermeni’yi, Rum’u, Alevi’yi, Kürt’ü seviyorum, bu yalancılarla bu iş olmaz, ömrüm yettikçe daha o dozerlerin önünde dururum, sevgilerimle, saygılarımla iletiyorum. İki defa söz aldı, ikisinde de sevgilerini, saygılarını iletti ve ben o sadelikten aldığım kuvveti içimde büyütüyorum.

Şimdi önümüzde birkaç farklı yol var. Ezberden uzun konuşmalar ve büyük şehirler, kimbilir nerede yan yana gelmeyi beklediğimiz, yerellerde gelişen haklılığını sadeliğiyle taçlandıran cüretkar öfkeler. Temas, diyalog, ittifak gibi laflar yerine yol arkadaşlarımızı bir an önce bulalım, tanıyalım, hemhal olalım. Karanlığı aşıp özgürlük çayında buluşalım.

Sevgilerimle, saygılarımla iletiyorum.

*Barış için Kadın Girişimi Konferansı, Kadınlar Barışta Israrcı: “Olağanüstü Hayat Deneyimlerimiz Işığında Geleceğimizi Konuşuyoruz.

Cevapla

Please enter your comment!
Lütfen adınızı yazın.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.