Bu sene Bodrum’da gerçekleştirilen 21. Kadın Sığınakları ve Da(ya)nışma Merkezleri Kurultayı’nda Diyarbakır’da yeni kurulan Dut Ağacı Derneği’nden Fatma Gündoğdu ve hâlâ kendi kendini yönetmekte olan Bağlar Belediyesi sığınağında çalışan Ruken Taşdemir ile sohbet ettik. Erkek şiddetiyle mücadele mekanizmalarının, kadınların kendilerini güvende hissederek kapısını çalabilecekleri kurum ve belediye birimlerinin OHAL ve kayyumlarca bunca daraltıldığı, azaltıldığı ya da içeriğinin boşaltıldığı koşullarda çalışmalarına ne şekillerde devam ettiklerini konuştuk. Gördük ki kadınlar ne olursa olsun yeni yollarla veya eskisini her şeye rağmen sürdürerek “makbul olan”la sınırlanmadan hayatı, kadın dayanışmasını örgütlemeye devam ediyor. 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü yaklaşırken bu dayanışmayı büyütmek dileğiyle…

Önce biraz kendinizden bahseder misiniz bize?

Fatma Gündoğdu: Ben 2016 Ocak ayında Diyarbakır Yenişehir Belediyesi’nin Kadın Merkezi’nde çalışmaya başladım. Eğitim birimi sorumlusu olarak çalışıyordum. 2017 sonlarına doğru işime son verildi. İşime son verildikten sonra da sosyal çalışmacı olarak kentteki kadınlarla dönem dönem bir araya gelerek kadın çalışmaları yürütmeye devam ettim. Bu süre zarfında felsefe bölümünde yüksek lisans yapmaya başladım ve daha çok akademik okumalar yapma fırsatım oldu. Kent bazında yaşanan kadın sorunları sürekli zihnimi meşgul ederken birkaç arkadaşla bir araya geldik ve Dut Ağacı Derneği’ni kurmaya karar verdik. Derneği kurarken amacımız hak ihlallerine maruz kalan kadın ve çocuklarla çalışmalar yürütmek oldu. Hepimizin ortak derdi kadın meselesiydi. Kentteki kadın ve çocukların maruz kaldığı şiddet olaylarının artmasıyla birlikte bir ihtiyaçtan kaynaklı kuruldu dernek.

Ruken Taşdemir: Ben de 2014’ten beri Bağlar Belediyesi’nde çalışıyorum. Önce Kardelen Kadın Merkezi’nde psikolog olarak görev almaya başladım. Ancak sığınma evlerinde psikolog ihtiyacı ve personel eksikliği olduğu için bana iki-üç kuruma birden bakmam söylendi ve o şekilde çalışmaya başladım.

Fatma, birkaç arkadaş bir araya geldiğinizi söyledin. Ne düşünerek yola çıktınız? Ve bu bahsettiğin kişiler de farklı farklı belediyelerde ve kurumlarda mı çalışıyorlardı senin gibi?

Evet, farklı belediyelerde ve kurumlarda çalışıyorlardı. Neticede kadın alanında çalışıyorduk hepimiz. Dolayısıyla bir araya gelip dernek kuralım dedik. Kadın ve çocuk alanında yürüteceğimiz çalışmaları bireysel değil daha çok kurumsal bir yapı üzerinden devam ettirmek istedik. Ne mekânımız vardı, ne de herhangi bir yerden destek alabiliyorduk. Belki bu şekilde toplanırız, Türkiye’deki kadınlarla bir araya geliriz, farklı konularda dayanışabiliriz diye düşündük. Zaten biz farklı dönemlerde, farklı yerlerde sürekli sahada olan kişilerdik. Yani aslında yereldeki kadınların çoğuna temas etmiş insanlarız. Kadınlar bizi tanıyor, biz de kadınları tanıyoruz. Ne yaşadıklarını az çok biliyoruz. Biz onlarla nasıl buluşuruz ve ne şekilde yönlendirmeler yapabiliriz üzerine düşündük daha çok. Farklı meslek grubu elemanları olarak bir araya gelmiş olduk. Özellikle böyle tercih ettiğimizden değil, kadın çalışması yürüten beş altı arkadaştık aslında. Ve tek amacımız kadın sorunlarına yönelik çalışma yürüterek farkındalık yaratmaktı.

Yani kadınlarla temas etmenin farklı yollarını bulmaya devam ettiniz?

Evet, birçok kadına bu şekilde ulaştık. Biz konuşmaya başlayınca kadınlar da anlatmaya başlıyorlardı: Bunları yaşıyoruz, ben şunu yaşadım, hâlâ devam ediyor gibi. Biz böyle şiddet yaşayan kadınları Diyarbakır’da nereye yönlendirebiliriz diye düşünmeye koyulduk. Bizim sabit bir yerimiz yok, dolayısıyla başvuru da alamıyoruz. Türkiye İnsan Hakları Vakfı’na (TİHV) yönlendirdik. Orada daha önce kadın alanında çalışan psikolog arkadaşlarımız vardı. Biz TİHV’in adresini veriyorduk, ulaştığımız kadın arkadaşlar oraya gidiyorlardı. Biz de takibini yapmaya çalışıyorduk. Ya da herhangi bir hak ihlaline uğramış bir kadın varsa yine Baro Kadın Komisyonu’na yönlendirme yapıyorduk. Bir süre çalışmalarımız bu şekilde devam etti. Aslında hâlâ bu minvalde devam ediyor. Sonra küçük bir proje yazdık. Aslında arkadaşlarımızdan biri bireysel başvuruda bulundu ve onaylandı. Düşük fonlu bir sosyal uyum projesi bu. Yereldeki kadınlarla ve mülteci kadınlarla bir çalışma yürüttük. Önce çocuklarla sonra kadınlarla çalıştık. Onları kültür ve sanat alanında bir araya getirdik. Atölyeler de bir yan yana gelme yöntemi aslında. Mesele orada illa ki kültür-sanat yapmak değil, kadınların ne yaşadığını, ortak noktalarının ne olduğunu görmek, temas etmelerini sağlamak. Neticede oralı kadınlar da mülteci kadınlar da aynı yeri, aynı mekânı paylaşıyorlar, aynı sokağı kullanıyorlar. O sokakta yerelden bir kadın ne yaşıyor, dışarıdan gelen bir kadın ne yaşıyor – yani kadın olarak sokağı kullanırken ne deneyimliyor? Biz onları hem bir araya getirelim hem de neler yaşadıklarını tespit edelim istedik.

Biraz uyum problemi hâlâ var, nefret de var. Biz öncesinde alan çalışması yürütüyoruz. Tek tek kapı çalıyoruz, çalışmanın amacını açıklıyoruz, bilgilerini alıyoruz. Sonra diğer STK’lardan hangisinin yeri uygunsa kadınları burada buluşturuyoruz. Bu etkinlikler sırasında bir kadında nefret duygusu olduğunu fark edersek onunla ayrı görüşme yapıyoruz. Böyle böyle, bir süre sonra bu nefret duygusunun yok olduğunu gördük. Yani beraber bir şey yapıldığında ya da birbirlerine, birbirimize dokunduğumuzda bunun kalmadığını gördük.

Dışarıdan gelenler diye bahsettiğin kadınlar daha çok nerelerden geliyorlar?

Mülteciler genellikle Suriye’den geliyorlar. Suriye’nin farklı yerlerinden gelmiş Arap kadınlar var, Kürt kadınlar var ve çok az sayıda Êzidî kadın var. Êzidî kadınlar, kültürel farktan ötürü, her anlamda biraz daha “öteki”ler. Bir Êzidî kampı vardı önceden Diyarbakır’da. Buradan birçok kadınla iletişim halindeydik. Kamp dağıtıldıktan sonra çoğunluğu yurtdışına gittiler. Bizim de çalışmamız şu an bu şekilde devam ediyor.

Beş kişi ile başladık dediniz. Onca dernek, birim, kurum kapatıldıktan sonra kadınlara ulaşmak için bir faaliyet yapıyorsunuz. Peki, kendiniz kalabalıklaşmaya yönelik bir şey yapıyor musunuz ya da böyle bir hedefiniz var mı? 

Beş kişi ile başladık, şu an 20 üyemiz var. Avukat arkadaşlarımız, psikolog arkadaşlarımız var üyeler arasında. Dernek çok yeni olduğu için henüz çok ilerleyemedik ama zaman zaman arkadaşlarla bu konuyu açıyoruz. Farklı STK’larla da toplantılar yapıyoruz ve onlardan destek alıyoruz. Bunun yanı sıra birçok gönüllü arkadaşımız var.

Bölgede OHAL KHK’larıyla dernekler kapatıldıktan sonra başka kadın derneği açıldı mı?

Kurulma aşamasında başka dernekler de var. Biz, Dut Ağacı olarak, faaliyet alanımıza hem kadınları hem çocukları aldık. Ama sadece kadınlarla çalışmayı düşünen yeni bir dernek de kurulacak. Yedi kadın bir araya geldiler ve kurulma aşamasındalar. Muhtemelen bu kurulduktan sonra biz kendi çalışmalarımızın yanı sıra o arkadaşlarla beraber de çalışmalar yürüteceğiz.

Öncesinde Diyarbakır Yenişehir Belediyesi’nin Kadın Merkezi’nde çalıştığını söylemiştin. Yenişehir’de sığınak çalışması var mıydı?

Kayyum atanmadan önce bir kadın merkezi kurulmuştu. Hatta bütün eşyaları yerleştirilmişti. Kadın birimi çalışanları olarak her ayrıntısıyla ilgilenerek var ettik o merkezi. Tiyatro odası da vardı. Ama bu merkez faaliyete başlayamadan kayyum atandı. Ben, KHK ile atılmadım ama sözleşmem yenilenmediği için göreve devam edemedim.

Ve bizim bin bir emekle oluşturduğumuz, Diyarbakır’ın en merkezi yerlerinden birinde olan Kadın merkezimiz kayyum atanmasından sonra şu anda dev bir Kur’an Kursu olarak kullanılıyor.

Ruken, sen de Bağlar’da personel eksikliğinden dolayı iki-üç kuruma birden bakman gerektiğini söylemiştin. Bu olduğunda daha kayyumlar yoktu değil mi?

Yoktu. Ben 2014’te Diyarbakır, Bağlar Belediyesi’ne bağlı danışmanlık merkezinde çalışmaya başladım. Çalışmamın ilk altı ayında kadın kurumu olarak çok aktiftik. Atölye ve grup çalışmalarımız vardı. Halk Eğitim Merkezi’yle protokollerimiz vardı. Diyarbakır’da ilişkide olduğumuz çok sayıda kadın merkezi vardı. Onlarla işbirliği yapıyorduk. Kadın bağımız, kadın ayağımız çok güçlüydü. Sonuçta biz savaş bölgesinde yer aldığımız için devlet kurumları biz kadınlara hep ürkütücü gelmiştir. Bu yüzden biz daha çok kendi mahalle evlerimizde, kadın kurumlarımızda kadınlara ulaşmaya çalışıyorduk. Alan çalışmalarımızı yapıyorduk. 2014’ün ortalarında Halk Eğitim Merkezi’yle olan protokoller feshedildi. Böylece 20’yi aşkın meslek edindirme vb. kursları birden sona erdirildi. Şu anda onların hiçbiri yok. Halk Eğitim Merkezi’nden bize söylenen, “Biz personel gönderelim ama sigortasını, maaşını siz belediye olarak karşılayın” oldu. Belediye, böyle bir kalemi olmadığı için, bunu zaten yapamıyor.

Şu anda sen OHAL sonrasını mı anlatıyorsun?

Hayır, öncesini anlatıyorum. Şu anda Bağlar Belediyesi’nde kayyum yok ama 2016 sonrasında diğer belediyelere kayyum gelmesiyle Bağlar’da da bunun etkilerini yaşadık. Belediye mali işler bakımından kaymakamlığa bağlandı. Diğer belediyelere kayyum atanan bu süreçte yasal olarak başkan sıfatını taşıyan erkek eş başkan istifa etti. Kadın eş başkan aynı zamanda kadın biriminden de sorumlu. Görevini sürdürüyor. Şimdi bir de yerel seçimlere az kaldığı için faaliyetler iyice sınırlandırılıyor. Beş aydır Belediye Başkanlığı’nın imza yetkisi sanırım daha da sınırlandı, mali konularda sürekli durdurmalar ve bekletilmeler var. Halk Eğitim protokolünün iptali de 2016 öncesi.

Belediyenin meşruiyetini zayıflatmaya yönelik bir uygulamadan mı bahsediyorsun?

Tam olarak öyle değil, belli alanlarda uygulamalar değişiyor. Bu kadar baskılara rağmen biz alan çalışmaları yapıyorduk, durmuyorduk. Grup çalışmaları yapıyorduk. Kadınlar kurumu tanıdığı için, sürekli gidip geldikleri için bağımız kopmamıştı.

Ama son süreçte buna karşı Aile Destek Merkezleri’nin sayılarını arttırdılar. Bünyelerinde atölye çalışmaları yapmaya başladılar ve bu atölyelere, merkezlere giden kadınlara cüzi bir nakdi yardım da vererek “cazip hâle” getirmeye başladılar. Sığınakları olmayanların alan çalışmaları engellenmeye çalışıldı. Başvuracak kadınlara “Oraya gitme, orada seninle çalışamazlar,” tarzında yanlış yönlendirmeler yapıldığını gelen kadınlardan duyduk. 2016 sonrası kayyumlar geldiğinde kadınlar belediyelerde daha önce gördükleri yüzleri göremeyince doğalında bir güven problemi yaşadılar. Ve bu bağlarımızı çok zayıflattı. Kayyum gelmesiyle birçok kadın merkezi kapatıldı. Kapatılmayanlar da kadın bakış açısı olmayan kişilerle dolduruldu. Meslek elemanı olmayanlarla ve bu anlamda alan dışı branş, bölüm mezunlarıyla dolduruldu, vesaire.

Biz Bağlar Belediyesi sığınak ve kadın merkezi personelleri olarak kendimiz şiddetin doruğunu yaşıyoruz. Son yedi ayda kadrolaşma meselesiyle bizim 15 arkadaşımızın işine son verildi. Onun öncesinde belediyeye bağlı Solin Oyun Evi’ni kamulaştırma alanı yaptılar. Belediye olarak, Solin Oyun Evi’ni mahkeme yoluyla geri aldık. Fakat bunu alırken bile gördük ki bütün gün TOMA’ların, akreplerin orada, kapının önünde durmasının bir etkisi var. Kadınlar orayı eskiden olduğu gibi değil, son haliyle hatırlıyor. Yaşanılan çatışmaların etkisiyle çocuklar korkmaya başlamış, kadınlar gitmemeye başlamış. Biz de en iyisi sirk tarzında güzel bir açılış yapalım ki çocuklar o korkuyu kırıp bizim geri geldiğimizi hissetsinler dedik. Kadın ve çocuklarda tekrar güven oluşsun. Bağımız kuvvetlensin. Tüm izinler alınmasına ve resmi olmayan hiçbir unsur olmamasına rağmen açılış günü etraf tekrar TOMA ve akreplerle doldu. İzinli olduğunu biliyorlardı. Bunu yapmalarındaki amacın psikolojik olarak o korkuyu bize de, oraya gelecek olan kadın ve çocuklara da yaşatmak olduğunu düşünüyoruz.

Sonra, dediğim gibi, Nisan ayında kadrolaşmayla 15 arkadaşımız hiçbir açıklama yapılmadan işten çıkarıldı. Biri danışmanlık merkezinde olmak üzere beş arkadaş kaldık. Beş kişi, dört kurumu idame ettirmeye çalışıyoruz. Kadın Sığınma Evi, Bağlar Belediyesi Solin Çok Amaçlı Çocuk ve Aile Merkezi, Kardelen Kadın Merkezi ve Solin Oyun Evi…

Kardelen Kadın Merkezi’nin ikisinden birini kapatmak zorunda kaldık. Hem güvenlik nedeniyle hem de personel yetersizliği dolayısıyla bunu kapattık. Burada öğrendim sanırım basına “Kayyum kapattı” şeklinde yansıdığı oldu, hâlbuki belediye personel yetersizliğinden kapatmak zorunda kalmıştı. Bu zorunluluğun son süreçle çok ilgisi var tabii. Mesela biz personel eksikliğini dile getirdiğimizde, yani İŞKUR’dan sığınak çalışması için olmasa da en azından danışmanlık merkezi için eğitim sürecinden geçirip birlikte çalışabileceğimiz personel talep ettiğimizde “Size personel falan yok” şeklinde yanıt aldık.

Bu beş kişi yürüttüğünüz kurumlar 7/24 açık mı? Öyleyse nasıl beş kişi idare edebiliyorsunuz?

Sığınak açık. Üç arkadaş nöbete kalıyor. Elbette ki insanca çalışma koşullarına aykırı bir durum söz konusu. Kurumlarda kalan kadınların var olan koşullarından daha geriye gitmemeleri için fazladan mesai yapıp bu açığı kapatmaya çalışıyoruz. İşin içinde gönüllülük de var tabii. Sığınak hizmetini sadece mesai saatinde veremeyiz. Çünkü Diyarbakır’da Bağlar Sığınağı ile birlikte altı sığınak olsa da Bağlar Sığınağı çalışma yöntemleri söz konusu olduğunda kadın bakış açısına sahip bir ekiple feminizmin ilkelerine dayanarak işlemesi açısından farklı.

Diyarbakır’da kapatılan sığınak oldu mu?

Kapatılan olmadı. Hatta açılan oldu. Kayapınar’da kayyum öncesi sığınak açılması için yol alınmıştı. Her şey hazırdı. Bakanlık o zaman, “Site sakinlerinden onay aldınız mı” şeklinde bir itiraz yazısı yollamıştı. Yani sığınak yeri gizli tutulması gerekirken bakanlık yazdığı yazıyla site sakinlerine söylenmesini, sorulmasını istiyordu. Bu itirazla Kayapınar Belediyesi alt yapısını bitirdiği sığınağı açamamıştı. Ne oldu?, “Kayyum geldi ve açtı”, oldu.

Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı sığınak hâlihazırda vardı. O durdurulmadı. KHK ve sözleşme fesihleriyle işten çıkarılmalar olurken bir yandan yeni personel alınmıştı zaten. Diyarbakır’da Kayapınar Belediyesi sığınağı ile birlikte altı sığınak var. Son katıldığımız toplantıda Yenişehir Belediyesi ve Sur Belediyesi’nde de sığınak bütçesi ayrıldığını öğrendik.

Diyarbakır’da sığınak çalışmaları arasında koordinasyon var yani, öyle mi?

2016 yılı öncesi kadın kurumu çalışanları bir araya geliyorduk. İller arası sığınak çalışması yapanlar da üç ayda bir toplanıyorduk. Şimdi Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı koordinasyonuyla bir araya geliniyor. İki ay öncesine kadar bu toplantılara biz de katılıyorduk. Toplantılara gittiğimizde biz seçilmiş belediye olarak çalışmaya devam edenler sürekli psikolojik şiddete maruz kalıyorduk.

Peki diğer sığınak çalışanları kayyum sonrasında mı göreve başladı? Ne şekilde işe alındılar?

Birkaç kişi dışında tamamı yeni başladılar. Bunun dışında, Alo Şiddet Hattı şu anda aktif değil. Ama İlk Adım İstasyonu açtılar. O aktif. Buna da yeni eleman aldılar. Zaten işten çıkarılanların listesiyle birlikte yeni alınacak elemanların listesi sanırım belliydi ki ara verilmedi çalışmalara. Kadro duyurusu yapmadan oldu bu işe alımlar ve alınanlar İlahiyat mezunları ve branş öğretmeni ağırlıkta örneğin. Daha önceki dönemde eğer sığınakta meslek elemanı istihdam edilmiyorsa bu doğrudan kapatılma nedeniydi. Ama şimdi görüşme yaptığımız kadınların beyanından öğrendiğimize göre psikolog, sosyal hizmet uzmanı yok sığınaklarda.

Son süreçte de – bunun sığınaklara yönelik bir politika olup olmadığını tam çözemedik ama – sürekli önümüze üst yazılar geliyor. Gelen bir üst yazıda müftülükten görevlendirilecek birinin sığınma evine gelip dini hoşgörü eğitimi verme zorunluluğu getiriliyordu. Biz bunu reddettik. Sonra, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın tek çatı altında toplaması, yani tek kapı sistemi şeklindeki merkezi yaklaşımı var ya… Onunla alakalı bir üst yazı gönderdiler. Bu yazıda, bütün çalışmayı siz yapacaksınız, bütün destekleri siz vereceksiniz ama çıkışta kadının adı, soyadı, gideceği yer, sonraki takip noktaları, ne hizmet aldığı şeklindeki bilgileri doldurup göndereceksiniz diyordu. Bunu da reddettik. Biz kendi yönetmeliğimizi uyguluyoruz. Çünkü 2012’de açılan bir kurumuz ve bu yönetmelik için zaten onay aldık. Sanırım şu an onu tamamen değiştirmeye çalışıyorlar. Kadın kurumu çalışanları olarak, bakış açımızın da uyguladığımız sistemin de aynı olduğunu varsayıyorlar herhâlde ki kurumu çok rahat arayıp “Bu kadın benim akrabam oluyor da, orada mı?” diye sorabiliyorlar mesela. Bu gibi sorulara cevap alamadıklarında da bu sefer bir basamak atlayarak hiyerarşik olarak daha üst konumda birini arıyorlar, “Ben şu kişiyim. Benim akrabam orada. Ona aradığımı söyler misiniz” diyorlar. Bunlara daha sık maruz kalıyoruz son zamanlarda. Ama bir şekilde, sürekli reddederek çalışmaya devam ediyoruz…

Cevapla

Please enter your comment!
Lütfen adınızı yazın.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.