24 Haziran 2010 Bihter Yöreoğlu (Ziyagil) kalbine tek kurşun sıkarak kendini öldürdü.

Aşk-ı Memnu dizisi Halit Ziya Uşaklıgil’in eserinden uyarlanmıştı. Şimdi yayınlansa iki sezon sürebileceğine inanmıyorum. Hem reyting sisteminin değişmesi hem sektörün hali hem de konusu itibari ile en fazla 13 bölüm dayanırdı diye düşünüyorum.

Bihter Ziyagil iki sezon yayınlanan Aşk-ı Memnu dizisinin ana karakteri idi. Yedil yıl aradan sonra 24 Haziran 2017’de sosyal medyada ‘Bihter’in ölüm yıldönümü’ ile ilgili iletileri görünce dizinin final bölümünü yeniden izledim.

Final bölümünde zamanında görmediğim şeyler dikkatimi çekti. Finalde ne oluyorsa kadınlara oluyor. Dizinin erkekleri bir şekilde yaşananlardan bağışlanarak sıyrılıyorlar: Beşir, Behlül, Hilmi Önal ve diğerleri.

Dizinin (ve de romanın) finalinin epik olması için neden Bihter’in ölmesi gerekiyordu? Ve neden Behlül ile Adnan Bey sağ kaldı? Bihter’in ölümü aslında toplumdaki kadın ve namus anlayışının özeti gibi. İki erkek ve bir kadın arasında bir aşk var ve bu aşka fırsat veren de Bihter olarak resmediliyor iki eserde de. Dizinin finaline kadar Bihter aşkı için uğraşırken dizi Behlül’ün korkaklığını bir pişmanlık olarak sergiliyor ve Behlül başka bir erkeğe yaptığı yanlışı bu şekilde temizliyor. Üstüne kendisine deli gibi aşık amcasının kızı ile evlenmeyi kabul etmesiyle adalet sağlanmaya çalışılıyor.

Bihter ne istediğini bilen güçlü bir kadın. Ancak Yeşilçam filmlerinden bu yana şahit olduğumuz gibi Türkiye’de bu tarz yapımlarda güçlü kadın eşittir yalnız, depresif, sorunlu, acımasız ve çirkef kadın olarak kurgulanıyor.[1] Tıpkı başka bir roman uyarlaması olan Yaprak Dökümü dizisindeki Ferhunde karakteri gibi. Artı bu kadınların temel özelliği sorunlu aileler, anne olmayı becerememiş anneleri (alternatif annelik sergilemelerine rağmen) ve babanın otoritesinin eksikliği olarak ortaya konuluyor. Firdevs Yöreoğlu dizide kendini çocuklarına ve eşine feda etmemiş, kendi istediği hayatı kendi istediği gibi yaşayabilmek için her şeyi yapabilen bir anne olarak kurgulanıyor. Ve babanın ölümüne neden oluyor. Sonuçta, Bihter ne kadar inkar etse de dizinin sonunda annesine dönüşüyor ya da böyle olmasının sebebi annesi olarak resmediliyor. Başka bir deyişle, kadınlar anne gibi anne olmayınca, baba olmayınca, aile olmayınca sapıtıyor gibi bir algı ortaya çıkıyor. Bu karakterlerin karşısına ise Nihal ve Cemile gibi “saf”, babalarının ve hayatlarındaki erkeklerin sözünden çıkmamış, fedakar kadınlar resmediliyor.[2] Behlül, Bihter yüzünden yaptıklarını Nihal’in saflığında yıkıyor.

Finalde aslında Bihter’in kalbine o kurşunu erkek egemen söylem sıkıyor. Bihter’in yani kadının ölmesi gerek. Çünkü yeniden başlayabilmek için, toplumun yaptıklarını görmezden gelebilmemiz için bir suçluya ihtiyaç var. Bihter’in ölüm sahnesine baktığımızda Behlül ile Adnan Bey arasında kalbine sıkıyor. Aslında bir anlamda iki erkeğin de “şerefi” temizlenmiş oluyor. Tıpkı içinde yaşadığımız toplumda sözde aşk için, namus için sevgi için kadınların öldürülmesi gibi. Erkeklik kurtuluyor.

Behlül’ü finalde saçı sakalı birbirine karışmış halde görüyoruz. İzlediğimiz sahnenin bir pişmanlık sahnesi olması lazım. Ancak tüm cümleler “Ben” ile başlıyor. Aslında izlediğimiz sahne tam bir açüklama[3] sahnesi. Bir erkeğin yaptığı işlerin sorumluluğunu almak yerine neden yaptığını açükladığı bir sahne. Hayatına giren tüm kadınlar bir şekilde zarar görmüşken Behlül, tüm bunların sebebini “böyle bir erkek” olmasına bağlayarak, kaçıyor ve yaşananların sorumluluğu yine kadınlarda kalıyor. Ama dizi bizden bu sahne ile Behlül için üzülmemizi bekliyor. Çünkü o elinde (maddi manevi)  ne var ne yoksa bir kadın yüzünden kaybediyor.

Beşir büyük bir sırrın altında ezilerek ölmeye yatan bir erkek. Ve dizideki pek çok kadının aksine Beşir bir “erkek” olarak kendini sevdiği kadının mutluluğu için feda ediyor. Ölümü ile de kahramanlaşıyor. Dizideki kadınlar fedakarlık yapınca bu onlar için doğal ve normal olarak görüldüğünden vurgulanmazken (Cemile ya da ailesindeki diğer kadınlar gibi), fedakarlık yapmayanlar finalde cezalandırılırken (Firdevs Hanım felç geçirir), Beşir (hatta Behlül) yaptığı fedakarlık ile kahramanlaştırılıyor çünkü finalde Adnan Bey’e bildiklerini anlatıp Nihal’i ve Adnan Bey’i kurtarıyor. Bu sırrı saklayıp o kutsal aileyi koruduğu ve bunu korurken kendinden vazgeçtiği için o bir Don Kişot. Çünkü toplumdaki makbul erkek ailesi için kendinden vazgeçen ve aileyi canı pahasına koruyan erkektir. Oysa 39 bölüm boyunca herkese yalan söylüyor, kandırıyor ve manipüle ediyor. Bunu yapan kadın karakter olunca o kadınlar yukarıda da bahsettiğim gibi çirkef, femme fatale kadınlar olarak karşımıza çıkıyor. Erkek olunca ise kahraman.

Hilmi Önal da finalde temize çekilen erkek karakterlerden. Aslında dizinin kötü erkek karakteri. Ancak dizinin sonunda ortaya çıkan gerçekle, onu kötülüğe iten şeyler cezalandırılıyor (Bihter’in ölümü, Firdevs Hanım’ın felç geçirmesi gibi) ve o da Beşir gibi yaptıklarını ailesini korumak için yapmış oluyor. Kadının fendi erkeği yenmiyor, en sonunda erkekleri yollarından çıkaran kadınlar başlarına ne geldiyse hak ediyor. Başka bir deyişle, makbul kadın tanımlamasına uymayan kadınların başına gelebilecek şeyler ekrandan yansıyarak ekran karşısındaki kadınların kulağına küpe ediliyor. Hilmi Önal’ın yaptığı her şey için meşruiyet sağlanmış oluyor.[4] Tıpkı “Ama ben karımı seviyordum Hakim Bey” diyerek haksız tahrik indirimi alan erkekler gibi.

Dizide ehlileştirilemeyen kadınlar ise felaket ile karşı karşıya kalıyorlar. Evlilik hayalleri yıkılıyor, felç geçiriyor, terk ediliyorlar. Ve yine erkekler ucuz yırtıyor. Misal Çetin Özder. Dizinin başında Firdevs Hanım’ı değil de Bihter’i seçerek Adnan Bey kurtulmuşken(?), dizinin sonunda da Çetin Özder Firdevs Hanım’a felç inmesi ve Bihter’in ölümü ile aydınlanıyor ve sevdiği kadını oracıkta tek başına bırakabiliyor. Bu son bize gösteriyor ki Yeşilçam’dan kalma drama kültürümüzde güçlü kadınlar ya ölüyorlar, ya cezalandırılıyorlar, ya da en başından fettan kadın olarak kuruluyorlar.

Sonunda ise kadınlara Matmazel üzerinden çok güzel bir tavsiye veriliyor: Sabredin, fedakarlık yapın, katlanın, sesiniz çıkmasın sonunda kazanacak olan sizlersiniz. Tıpkı Yaprak Dökümü dizisindeki o meşhur söz gibi “Aman ağzımızın tadı bozulmasın Ali Rıza Bey.”[5]

Önemli olan dizilerin ne anlattığı değil; nasıl anlattığı. Neyi anlattığı kadar, nasıl anlattığını da önemsedim. Bu nedenle dizinin finalini bir de erkeklik ve kadınlık algılarımız üzerinden değerlendirdim. Benim gönlümden geçen final Bihter’in kahkaha attığı, Adnan Bey’den ayrılmışken kendine istediği bir yaşamı kurması idi; kadınların cezalandırıldığı, acı çektiği, öldüğü, karalara büründüğü ama erkek karakterlerin yeni bir başlangıç yapabildikleri bir final yerine.

*Dizinin olay örgüsü esas alınmıştır. Romandaki karakterler ya da olaylar dikkate alınmamıştır.

[1] Ayrıntılı açıklama için bakınız: Ekranda güçlü kadın olmak, http://www.agos.com.tr/tr/yazi/12921/ekranda-guclu-kadin-olmak-ya-da-olamamak, erişim tarihi 28.06.2017.

[2] Yeşilçam’daki kadın örnekleri için bakınız: Yeşilçam’ın Kötü Kadınları, http://www.agos.com.tr/tr/yazi/7801/yesilcam-in-kotu-kadinlari, erişim tarihi 28.06.2017.

[3] Tanımı için bakınız: Yoksa size hala açüklamadılar mı?, http://www.5harfliler.com/yoksa-size-hala-acuklamadilar-mi/, erişim tarihi 28.06.2017.

[4] Bu duruma benzer başka bir dizi için Erkek Şiddetinin Anatomisi: Masum, http://catlakzemin.com/erkek-siddetinin-anatomisi-masum/, erişim tarihi 28.06.2017.

[5] Ayrıntılı açıklama için bakınız: Güllerin Savaşı ve ‘ağzımızın tadı kaçmasın’ etkisi, http://www.agos.com.tr/tr/yazi/7670/gullerin-savasi-ve-aman-agzimizin-tadi-kacmasin-etkisi, erişim tarihi 28.06.2017.

1 Yorum

  1. of of ya dertlere bulandım. yazınız ufuk açıcı. dizilere apayrı gözden bakacağım bundan sonra. ben mesela aşk-ı memnu yu çok fazla izlememiştim. Ezel ve Asi’yi izledim Türk dizilerinden. İzlediğim bir dizide kadın karakterlerin yazılış şekline özellikle dikkat ederim. Kadın karakteri beğenmediysem izleyemiyorum o diziyi. başarılar diliyorum size.

Cevapla

Please enter your comment!
Please enter your name here