Tıp eğitimi alırken, neden feminist bir toplulukta yer alma ihtiyacı duyduğumdan ve bunun eğitimim ve hayatım üzerindeki etkilerinden bahsetmek istiyorum.

Ben İstanbul Tıp Fakültesi’nde intörn doktor yani son sınıf öğrencisiyim. Aynı zamanda yaklaşık dört senedir Kadın Çalışmaları Kulübünde (KAÇAK:) aktif olarak görev alıyorum. Tıp fakültesinde kadın öğrenci olma deneyimi hakkında kadınlara farklı ne söyleyebilirim diye çok kafa yordum. En azından belki zihninizde fakültelerin güncel durumuyla ilgili bir tablo çizmek adına tıp eğitimi alırken, neden feminist bir toplulukta yer alma ihtiyacı duyduğumdan ve bunun eğitimim ve hayatım üzerindeki etkilerinden bahsetmek istiyorum.

Üniversitenin ilk yıllarında kendimi feminist olarak tanımlamazdım. Dışarıdan bakıldığında oldukça eşitlikçi bir bölümde okuyordum ve kadın-erkek dağılımının birkaç branş hariç umut vaat edici olduğunu düşünüyordum. Mühendislikte olduğu gibi mitler yoktu bizde. Ama zaman içinde özellikle de klinikle tanışmamla birlikte diğer kadınlarla paylaşmak ihtiyacı duyduğum, beni destek arayışına sokan ve belki de elimden tutacak birini istememe neden olan olaylar üst üste gelmeye başladı.

Kliniğe geçişte hekim adayı olarak ciddiye alınmamam ve ileriye yönelik planlarımın sıkça sorgulanması beni daha önce eğitim hayatımda karşılaşmadığım bir şekilde kadın kimliğine indirger oldu. Hemşiresinden hastasına, sınıf arkadaşından öğretim üyesine herkesin nezdinde bir kadın öğrenciydim. Herkes toplumsal cinsiyet rollerine uygun bir kariyer hayal etmem gerektiğine beni inandırmaya çalışıyordu. Şimdi dönüp baktığımda aslında bunların henüz okula kayıt yaptırdığım günde bile var olduğunu görüyorum. Diplomamı onaylayan erkek noter bile kendisine hiç sormadığım halde çocuk doktoru olmam gerektiğini söylemişti sağolsun. Bu daha başlangıçmış. Cerrah olamazsın’lar, ortopedist olmayacaksan çok soru sorma’lar, nöbet tutmadığın bir branşta uzmanlaşmalısın’lar, cerrrahi seçersen erkekleşirsinler…

Başkalarının yakıştırmaları doğrultusunda hareket etmem gerekmediğinin, adaletlice bir sınavla uzmanlık kadrolarına yerleştirildiğimizin bilincindeyim. Fakat aynı zamanda şunu da biliyorum ki, pek çok kadın hekim erkek akranlarına göre kat ettikleri yolda daha fazla yorulduğu halde bulunduğu pozisyona kendisini daha az layık hissediyor. Bize hep daha ileriyi hedeflemek öğretilmediği için belki, bir yol göstericiye gereksinim duyduğumuz evrensel bir gerçek. Ailesinde hekim olmayan, rol modeli özlemi duyan bir öğrenciyseniz örneğin ve dersine koşarak gittiğiniz kadın öğretim üyeleri bile ders sonunda size ve amfideki tüm kadınlara, ileride bulaşık yıkamaya zaman bulacakları bir uzmanlık seçmeleri gerektiğini söylüyorsa akademideki bu erkek egemen kültürün etkisi altında nasıl kalmayabilirsiniz? Amfide söz alıp karşı çıkmak, bir öğretim üyesinin cinsiyetçi sözlerini eleştirmek sanıldığı kadar kolay değil. Neyse ki tüm bunlar beni eğitim aldığım kurumdan ve dahası tıbbın kendisinden uzaklaştırmadan önce pek çok kadının benimle aynı kısıtlamalardan şikayetçi olduğunu fark ettim. Biz de tek başımıza kavga etmektense kadınlar olarak örgütlenmeye ve birbirimizi güçlendirmeye karar verdik.

Kadın mücadelesine dahil olmak istememin tek sebebi uzmanlık tercihleri değil elbette. Türkiye kadın hareketinin başlıca meselesi olan kadına yönelik şiddet ve kazanılmış haklarımızın kaybedilme tehlikesi -ki bunlardan üreme sağlığı gibi hekimleri yakından ilgilendirenler oldukça sık gündeme geliyor- hep kafamı kurcalıyordu. Kısa bir süre sonra sahada kadınların hayatına doğrudan temas edecek insanlarla aynı sıraları paylaşıyordum ve toplumu şekillendirici etkisi olan bir mesleğe hazırlandığımı biliyordum. Hem kendim hem de diğer hekim adayları bu gücümüzü doğru kullanacak donanımda olalım istiyordum. Tıp bu yönüyle toplumsal cinsiyet eşitliğine duyarlı yaklaşımın öğrencilere iyice aşılanması gereken bir alanken ve tıp fakültesinde kadınların bilinçlenmesinin önemi yadsınamazken bizi daha çok öğretim üyelerimizin skandal niteliğindeki cinsel taciz/şiddet haberleri meşgul etmekte.

Sonrasında ne oldu derseniz, yani feminist örgütlenme tıp fakültesindeki hayatıma nasıl etki etti? Fakülte yönetimi ya da herhangi bir idari birim henüz bize soruşturma açmadı. Ya da diğer bazı muhalif topluluklara uygulanan müdahalelere henüz maruz kalmadık. Kendi halimizde bir kadın hakları savunuculuğu yapmamıza müsamaha gösteriliyor diyebilirim. Ama daha ilk günden bu yana azalmadan süregelen ve çok ilginç bulduğumuz bir tepki var bize karşı. Natrans erkekler olmadan toplanıyor olmamız, “Erkekleri almıyoruz” diye lanse ediliyor. “Feminist mücadeleye katkı sağlamak isteyen erkekleri uzaklaştırıyormuşuz”. Öyle ki öğretim üyelerinden bizi ayrımcılıkla itham eden bile oldu. Açtığımız standlara gelen neredeyse tüm erkeklerin, bu konudaki savunmacı ve hatta müdahaleci tavırları üstü örtülü bir şeyleri açığa çıkardı diye düşünüyorum. Kadınlar olarak bir araya gelmemiz, örgütlenmemiz ve ses çıkarıyor olmamız kabul edilemez bulunuyor. Kadın hak aradıkça, ataerkil kurumlarda tahammülsüzlük baş gösteriyor. Bunun diğer adı, kadın düşmanlığı. Sonuç olarak fakültedeki çevremin ne kadar eşitlikçi görünseler de cinsiyetçiliği bu denli içselleştirmeleri özel hayatıma olumsuz yansıdı elbette. Kadın dayanışması beni ne kadar bir aile içinde hissettirse de pek çok kişiden uzaklaştım ve yalnızlaştım.

Bitirirken, feminist tıp öğrencileri olarak ne söylemek istiyoruz? Anlatmaya çalıştığım şey 2019’da bugün ve üstelik feminizm bu kadar anaakımlaşmışken hem de, hala tıp fakültelerinde kadınların gelecekleri söz konusu olduğunda özgür kararlar almalarını sağlayacak ve kadınlara yönelik önyargılı/ cinsiyetçi tutumların yaygınlaşmasını önleyecek mekanizmalar yetersiz. Ayrıca tıp öğrencilerinin Türkiye gibi kadın-erkek eşitliğinde geri sıralardaki bir ülkede görev yapacakları halde kadınları ilgilendiren temel sorunlardan habersiz ya da bu sorunlara kayıtsız hekimler olarak yetişmesinin önüne geçilemiyor. Hastalarını taciz eden hekimler ardı ardına haber olurken ve üreme sağlığını ilgilendiren haklar tüm dünyada tehdit altındayken iç açıcı bir şeyler söyleyemediğim için üzülüyorum. Umarım bir yandan üniversitelerin içi boşaltılıyor olsa da bu konuda ilerici adımlar atılabilir ve belki üniversite örgütleri desteklenerek kadın dayanışması güçlenir.

 

Cevapla

Please enter your comment!
Lütfen adınızı yazın.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.