Collins sözlüğü bana 2018’in kelimesini sorsa, kişisel meşguliyetlerime bakıp hiç düşünmeden “online date” derdim (mübalağa).

Otuzlarımın başında gündelik hayatımda çok şeyi değiştirme çabası içine girdim. Bu yazının hiç de konusu olmayan, taşıyamamaya başladığım gündelik yükler, kişisel olarak beni bu çabaya mecbur bıraktı. Hayatımın bu döneminden başlasam sayfalarca yazmak istediğim, ara ara biri otursa da karşıma, beni uzun uzun dinlese dediğim çok şey var (çünkü otuzlar böyle bir şeymiş). Biri de ilişkiler.

Erkeklerle ilişki kurma aşamasında kullanacağım bir düzgünlük filtresi arıyorum. Bir alet takımı. İçinde, davranış kodlarından karakter analizi yapan, perşembenin gelişini çarşambadan anlayıp kendimi koruma moduna almam gerektiği uyarısını yapan bir program.

Bir ilişki kabında erkeklerle tanışmam, uzunca bir zaman, devlet kayda alsa şu an boşanmış statüsünde olacağım uzun ilişki formunda başladı. Şöyle bir çetelesi var:

yedi koca yıl,

beş yıl birlikte yaşam,

iki yıl uzatmalar,

“ex’ten ‘next’ olur mu?” sorgulaması içinde geçen ayrılık sonrası uzatması…

Ayrıldıktan sonra uzun zaman, libidomu farklı farklı şeylerle oyaladım. Çok okuduğum, politika yaptığım, çok çalıştığım, günde on dört saat falan çalıştığım, böyle dünyayı kurtarmaya falan çalıştığım anlar oldu bu süreçte. Çünkü libido ve nevi şahsına münhasır coşkunluk böyle bir şey.

Benim jenerasyonumun popüler offline ya da online “match” olma taktikleri olan barda tanışmaları, arkadaş ortamında tanıştırılmaları, “MSN’den ekledim’ler”i rafa kaldıran, “kullanıcı dostu” aplikasyonları özellikle algoritmalı olanlarını keşfetmemle (beni tanıştıran arkadaşıma sevgilerimi iletiyor, bu uygulamayı indirmesini sağladığım her kadından umduğum güzel dileklerle hayatımın güzelleşmesini bekliyorum), “bu haftasonu date’im var,” dönemim başladı. Kişisel olarak programı yazanların küresel çaplı bir inovasyon ödülü ile ödüllendirilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Zira benim gibi, genç yaşlarınızda, yedi yıl gibi bir ilişki nedeniyle hoşlandığınız insanlarla ilişkilenme konusunda yeteneksiz ve “eski usul” taktiklerde başarılı değilseniz, mesela barda beklemenin hayatınızda hiç böyle bir tercümesi yoksa bu date uygulamaları ile kendinizi bir tık kadar kolay “bitch mode on” buluyor olmanız dev bir yenilik. Potansiyelinize inanamadığınız bir dönem var, alışma süreci ama sonra geçiyor.

Velhasıl, Collins sözlüğü bana 2018’in kelimesini sorsa, kişisel meşguliyetlerime bakıp hiç düşünmeden “online date” derdim (mübalağa).

Otuzlarımda, yirmili yaşlarının başında ortasında ve sonunda olan çeşitli yaş gruplarından, heyecanı ve enerjisi yerinde genç çocuklarla sevişmeye başladım. Önce “of noluyor bana” diye bir sorguladım kendimi. Sonra en yakın arkadaşım, “Saçmalama, yaşlı başlı adamlar genç genç kadınlarla birlikte oluyor, sen neyi dert ediyorsun,” dedi. Bir rahatladım. Otuzlarında delirmiş bir kadın değildim. Teşekkürler en yakın arkadaşım.

Sonra bu rahatlamışlıkla yirmililerin sayısı arttı. Kimisi çok vasat çıktı. Bazıları ile sevişmekten çok sıkıldım. Ama asla surat devirmedim, her şey çok güzel gibi davranmaya gayret ettim, asla kötü davranmadım. Niyeyse bu çaba? Devam eden günlerde gelen mesajlara, buluşma taleplerine hep çok kibar olmaya çalıştım. Birisi ile sadece ama gerçekten arkadaş olmaya çalıştım. Sonra en yakın arkadaşım girdi yine devreye, “Saçmalama çocuk seninle arkadaş falan olmak istemiyor, ayrıca böyle bir arkadaşa ihtiyacın yok.” Gerçekten arkadaş gibi attığım mesajlar sonrası “unmatch”i yemiş, mesajlarım cevapsız kalmıştı.

Son derece otomatik düzeyde yaşadığım, “buluş, bir şeyler iç, istemezsen arkadaşını ara veya acil işin çıksın, istersen ‘bana gelmek ister misin’ sorusu” kurgusu çok net, çok açık. Bir de şöyle küçük taktiklerim var, genelde erkeklerle sohbet etmekten çok sıkıldığım için (çünkü hiç erkek arkadaşım yok ve erkeklerle normal arkadaşlık pratiği kurmakta çok zorlanıyorum) konuşma kısmından çok sıkılmamak veya—bazen—tahammül edebilmek için mutlaka buluşmadan önce bir şeyler içip rahatlıyorum. Feminist olduğum için çok büyük bir risk var ortada. Konuşmanın seviyesine dair kriterlerimizi uygulamaya kalksak, hetero kadınlar olarak yalnızlıktan kavruluruz. Ya feminizm ve/veya feminizme içkin bir konuda, yani herhangi bir konuda, mansplaining maruziyeti yaşarsam? Yapmayan var mı? Date hedeflediğiniz bir akşamda, duymamak en iyi taktik.

Online match sonrası date aşamasına geçişlere normal bir aktivite derecesinde devam ederken birden güzel bir çocukla birtakım beklenmedik iç çekilmeleri yaşamaya başladım. Otomatik kontrol devreden çıktı. Her şey nasıl tatlı, nasıl güzel. Ve inanmazsınız, sanki her şey çok karşılıklı. Benimle tatile çıkmak istiyor, şarkılar paylaşıyor, gittiği bir yerlerden fotoğraflar paylaşıyor falan, gelecek referanslı cümleler… Bunları geyik diye anlatmıyorum. Bir adam modelinin, (bu adam modeli şu yazıda çok güzel anlatılıyor) bir davranış biçiminin somut halini tasvir etmeye çalışıyorum. Birazdan daha ciddi konulara geleceğim.

Gelgelelim, aradan zaman geçtikçe, paylaşımlar arttıkça sanki bazı şeyler zücaciye dükkanında fil olmaya başladı. Böyle hem sevgili gibi hem değil gibi. Anlayamıyorum, en kötüsü anlatamıyorum da. Son dönemde özellikle orta sınıf, kentli, feminist, feminizan, heteroseksüel kadın arkadaşlarımla ne zaman benzer konular açılsa, ortak bir gündem olarak konuşulan, bu zücaciye dükkanındaki fil, bu süre içinde meselem oldu. İlişkideymiş gibi davranan, davranan, davranan ama bu mevzuları konuşmaktan kaçan adamlar gündemi.

Şimdi benim burada şöyle bir bilirkişiliğim var müsaadenizle. Yedi koca yılımı bir ilişki içinde geçirmiş bir kadın olarak, bir erkeğin, bir davranış biçiminin, sözle dile getirilmiş olmasa bile nasıl bir taahhüt olduğunu, tanıyabiliyorum. Hukukta bile ahde vefa denir buna.

Pardon, zaten aramızda bir şeyler olması, asgari saygı, nezaket, şeffaflık, açıklık gibi (tam olarak bu noktada batı medeniyetine atıfta bulunmak isterim), medeni insan ilişkisi mertebesine ulaşmak için illa önümüzde diz çöküp taahhütte bulunmaları, evlenme teklifi mi etmeleri gerekiyor? Ayrıca evlenmek falan da istemiyoruz, o da ayrı mesele. Mesele içinde mesele. Öyle bir hissettiriyorlar ki, bir feminist olarak kendinizi evlenmek istemediğinize ikna etmek çabası içinde bulduğunuz zamanlar bile oluyor.  Daha da berbat hissettiren, içinizi yiyip kemiren, “Bu konuyu konuşmalı mıyım?” soruları ile başlayan içinizden muhakeme yaptığınız dönem. Sonra birden kendimi şu sorular ve de sorunlar içinde debelenirken buluyorum: Ama ben de ilişki istemiyorum, ya ben uzun ilişki istemiyorum ki yine, asla aynı evde yaşamam bir kere bir erkekle, böyle iyi ya canımız isteyince buluşuyoruz istemeyince buluşmuyoruz ama canım istediğinde o kadar rahat rahat da yazamıyorum, yazıp cevap gelmeyince stres oluyorum…

Olaylar, fakat en çok da bu “bir durumlar var aramızda ve bunu bir türlü konuşamıyoruz çünkü konuşsak sanki her şey değişecek hali” öyle garip bir şekilde evriliyor ki, kendi istedikleriniz ve gerçeğinizden uzaklaşmış, kendinizi birden onun algısını kabullenmiş ve onun algısı üzerinden davranışlarınızı yönetir halde buluyorsunuz. Hatta öyle bir konumda buluyorsunuz ki, sanki siz her şeyi tek başına yaşamış, hissetmiş, algılamış ve davranmışsınız da karşı taraf, bu nedenle, istediği her türlü hareket (mesela mesaja cevap vermeme, istediği zaman yazma, istediği zaman tepkisiz kalma) ve reddetme alanına sahip.

Son günlerde sık karşılaştığım benzer deneyimlere şöyle bir bakınca, görüyorum ki aslında bu bir taktik. Kendi hakikatinizi, doğru bildiklerinizi sorgulatan bir davranış biçimi. Sürekli reddetme ya da sorumluluk almaktan kaçınma. Somut pratiğe dökülmüş halinde, bu davranış biçimini uygulayanlar genelde aranızdaki konuşmaları, ilişkilenme biçimini farklı hatırlıyor olabilir hatta bazı şeyleri, mesela mesajlarını, konuşmalarını hiç hatırlamıyor olabilir. Bu karakterin temsilcileri sizin gibi her şeyi zihninde biriktirmiyor. Siz birlikte olan anıları, konuşmaları hatırladığınızda/ hatırlattığınızda, bu taktiklerle birdenbire sanki bunların hiçbiri olmamış gibi kafadan uydurukçu kadın oluyorsunuz ve kendi kendinizi sorgulama dönemi başlıyor; “Acaba gerçekten yanlış anlayan ben miydim?” Davranışı ile davranışını kendince anlamlandırma çabası arasında muazzam bir açı var. Resmen MANİPÜLASYON. İlişkiyi yönetme, mecbur bırakma, istediğini dayatma, kontrol, karar verme yetkisi. Bu kavramlar bir yerlerden tanıdık gelmeli size…

Şimdi ben, kendi başıma gelen romantik bir ilişki veya bunun bir yerinde tecrübe ettiğim bir kalp kırıklığından bahsetmiyorum. Birçok kadın erkek ilişkisine, erkeklik kurgusu çok farklı biçimlerde yansıyabilir. Benim de dahil olduğum, kentli, feminizan, nispeten daha özgürleştirici formlarda ilişkiler yaşamayı tercih eden kadınların karşılaştığı bir pratiği anlatmaya, tanımlamaya çalışıyorum.

Kendi hayatları, kendi özgürlükleri, kendi gündelikleri, kendi duyguları, kendi kafa karışıklıkları, kendi algıları derken erkeklerin çok uzun bir kendilerine ait listeleri var. Olsun da, şikayetimiz yok. Onlar da bir birey. Fakat ne zaman bu kendi davranışları biriyle etkileşime geçiyor, o zaman mevzu, kendi davranışları olmaktan çıkıyor. Kendileri ile anlaşamadığımız kısım bu. Bu davranış, karşındaki insana bir taahhüt, bir sorumluluk biçimine dönüşüyor ama bu erkekler tarafından inanılmaz biçimde reddediliyor. Davranışlarının tercümesini yaptığınızda filin ayağına basmış oluyorsunuz ve iki somut durum karşınıza dikiliveriyor: ya “Sen yanlış anlamışsın,” şeklinde sizin anlayışınızı manipüle eden, size sizi sorgulatan ve kendi algısını dayatan dürüstlükten uzak bir yansıma ya da “Kafam karışıktı,” gibi bir bahaneler silsilesi. Çünkü her zaman, her koşulda mazeret bildiriminde bulunma hakları var.

Bir de birtakım kategoriler var online date dünyasında, “hookup”, “short term”, “long term”, “friends with benefits”. Bunlar teoride güzel şeyler de, yine davranış kısmına, fiiliyat ve sonuçlarına gelmek istiyorum. Aynı zamanda tatile gitmek isteyip, bu kadar hayatlarını açarak hayatlarımıza sirayet edince, o işler öyle olmuyor. Bunun iki gerekçesi olabilir, ya çok beceriksizler, onlar da nasıl davranacaklarını bilmiyorlar ya da bu kategorileri de sadece ve sadece kendi ihtiyaçları, kendi hisleri için bir kap olarak kullanıyorlar. İkincisi çok daha mümkün.

Üstelik, bu kategorileri tartışmak, bu kategorilerden hangisine girdiğini anlamaya çalışmak, tartmak hakkı bile olmuyor kadının. Çünkü genelde mecbur bırakılan oluyoruz. Mesela bir kadın arkadaşım, profilinde kısa süreli veya uzun süreli ilişki formatı beklentisinin, “kezban”lık nitelendirmesine maruz kalmış. Tabii kafası karışık, kısa süreli ilişki peşinde koşan adamların sürüsüne bereket olduğu bir ortamda, uzun süreli ilişki isteyen adam da, “one night stand” isteyeni de istisnasız “cool” olur, kadın ise “kezban”.

Gereksiz gereksiz kafa kurcalamaları ile geçen saatler. Oysa bir dünya işim var. Bu konunun muhatabı veya potansiyel muhatabı biz kentli kadınlar; valla işimiz gücümüz var.

Vakama döneyim. Henüz bitmedi tabii. Ben debelenmelerimin bir kısmını tek başıma, bir kısmını arkadaşlarımı bunaltmak sureti ile yaparken, yine en yakın arkadaşım şöyle dedi; “Bir konuşman lazım senin bu çocukla.” Ama “Asla evde buluşma.” Bilmem kaçıncı date’imizi kararlaştırdık. Bir süredir görüşememişiz, nasıl özlemişim. Kendimi çok iyi hissediyorum ve süslendim, püslendim. Makyaj bile yaptım. Ve ne oldu? Gelmedi. Kelimenin tam anlamı ile gelmedi. Çok üzüldüm tabii. En zoru makyajımı çıkarmak oldu.

Uzun ilişkiler ve yirmililer döneminden alışkın olmadığım bu model, tek seferlik üretim herhalde diye düşünürken, en yakın arkadaşım yetişti yine, “Yok çok sık karşılaşılan bir model bu,” dedi. “Buluşmalara gelmemek bu modelin en bilindik özelliği.” Oh ne rahatladım. Benim gibi gecenin bir vakti, konuşmak istediklerini içine kaçırmış halde makyajını çıkarmak zorunda kalan milyonlarca kadın yeryüzünde. Bu modelin en bilindik ikinci özelliği ise, ertesi gün özürlerin bini bir para. Bir de birtakım üzerine çok düşünülmemiş yalanlar var ki, o kısma hiç girmiyorum.

“Neden böyle bir şey yaptın?” sorusunun cevabı “Ben sana bağlanmaktan korktum, ne kadar uzak olursam o kadar iyi olur diye düşündüm, kafam karışık.” Tatlım, üniversite okumuş, zeki, çevik, parlak, beyaz, ailenin biricik, kıymetli oğlusun. Yakışıyor mu böyle yeşilçamcılık?

Uzun lafın kısası kızlarım, bu model model adamlarla uğraştığımız kayıp vakitler mahvediyor bizi, ayarlarımızla oynuyor. Yer yer flört şiddetine maruz kaldığım, senelerce içinde çıkış yolu bulamadığım yedi yıllık ilişkim (o da başka yazı konusu) nasıl vakit kaybıysa bu “bağlanmaktan korkan” modeller de aynı.

Düzgünlük filtresi arıyorum. Doğru işareti atıp devam edeceğim ya da kırmızı alarmlı ışıklar yanıp sönmeye başlayınca “seke seke kaç” talimatını verecek bir filtre. Bu vakit kaybıyla uğraşmak zorunda değiliz. Bir check list oluşturmak çok elzem. En önemlisi Çatlak Zemin gibi mecralarda bu modelleri tanıtmak lazım ki, refleks geliştirelim. Zaman kaybetmeyelim zira dünyayı değiştiriyoruz burda. <3

9 Yorumlar

  1. şahane yazı..her şey çok tanıdık. .filtre demek doğru mu bilmem ama bağlanma modellerinden bahseden şu kitap 1-2 buluşmada karar verebilmek için rehberlik edebiliyor bir miktar.

  2. Yirmili yaşlarımda “duygusal manipülasyon” teriminin böylesi zeminlere tercüme edilebildiğini bilseydim daha az yazıklanarak yaşadığım zamanlarım olurdu sanırım. “Gelemeyen adamların” gittiği sabit bir yer olabileceğini öngörmek de mümkün olurdu o zaman. Gelecek zaman kipi kullanılarak araya serpiştirilen cümlelerden bir yaşam vaadi çıkarmazdım belki. Elinize sağlık, geçmişin dertlerine, o yıkılmaz görünen koca koca sorunlara ad koymak geçmişin manasını da büyük ölçüde değiştiriyor belli ki.

    • zaten deneyimimizin adını koyabildiğimizde, o deneyim bize ne yapmış olursa olsun, güçlendirici oluyor değil mi? kadınların şiddetle, erkeklerin sahip olduğu ayrıcalıklarla mücadelenin, baş etmenin en değerli yapı taşı bu “ismini koyma” galiba. Bir nevi rot balans kontrolü devreye giriyor, üçüncü gözümüz açılıyor. geçmişin dertlerine azıcık fener ışığı olduysa yazım ne mutlu bana <3

  3. Yazınızı çok beğendim. 👍👍👍 Bir çok başka yazınız gibi. Siz tam olarak kaç yaşındasınız bilmiyorum ama bir de benim gibi 45+ kadınların karşılaştıklarını bilseniz ( gerçi muhtemelen en azından duyuyorsunuzdur) “acaba erkekler tamamen mi vakit kaybı, sinir törpüsü ve yaşama sevinci katledicisi” noktasına gelebilirsiniz. Uzun vadeli ilişki veya evlilik istiyorum deseniz, tavır: “şurda kalmış kaç yılın hala “giderin” varken bırak bu işleri, takıl, yat kalk, tadını çıkar.” Zira o bir kaç yıldan sonra iyice sarmış, buruşmuş, vb olup one night stand için bile adam bulamayağımız imaları falan. Hiç bir alaka duymadığınız, msj filan hiç atmadığınız biriyse, “sana ne, sana yazılan mı var, s..r git lan” tadında bir cvp kesin çözüm oluyor. İlgi duyduysanız “ çüşş, ben de senle yarın evlenmeye mi gidiyorum, görüşelim tanıyalım bakalım, senle sevgili olmak, evlenmek vb isteyecemmi ben de bilmiyorum şu an zaten” desen, bazısı bunu erkeklik gururu bilmem nesi şeysine yediremez toz olur, bazısı da o görüşmeler sırasında yatmıyorsan bi süre sonra aynen bu yazdığınız tripler.. Yatarsan yada o yönde sinyal versen “vayy azgın, bu yaşta erkek delisi kart karı” tribiyle ya korkup kaçmalar ya aşağılamaya çalışmalar. 60+ yaşında “gideri” kalmadığını hisseden, sizi kendine “münasip” görüp peşinizi bırakmayan adamlara razı ve tahammülüysen, abartılı prenses muameleleriyle soslu yapışkanlıklarıyla onlar da ayrı bir sorunlu kategori. Bu devirde hetero kadın olarak, elinde ne filtre olursa olsun düzgün adamla karşılaşmak zor, 45+’da daha zor vesselam. Şahsen, bunlarla uğraşmaktansa, erkek olayını unutup kedi köpek bakayım, hobilerimle ilgileneyim, spor yapayım ben kalan ömrümde demeye başladım :)) Sevgiler
    Not: Ben de epey doluymuşum, içimi dökmüşüm burda :)) Uzun uzun meşgul etmekteysem pardon

  4. 33 yaşındayım ben. tam da yazı ile hedeflediğim, perşembenin gelişini çarşamba’dan anlamamı sağlayacak iç dökmelerin için teşekkürler neslihan. biz kadınların, yaşımız, halimiz, tavrımız, kararımız, planımız, muradımız, kastımız ne olursa olsun, asla ama asla değişmeyen ve ezberlerimizi bozmayan bu “gelemeyen adamlar” bir bir, boy boy karşımızda olacak demek. hem kendimden hem senden hem de çevremdeki birsürü kadının anlattıklarından biliyorum işte. “bunlarla uğraşmaktansa” diye başlayıp lafa, sonunu, “en iyisi kendime güzel bir yemek yapayım” ile bitiriyorum bu aralar 🙂 doğum günüm mayıs’ta ama dün kendime 33 yaş hediyesi aldım. bu ara gelemeyen adamlara değil, kendime ve çevremde bana iyi gelen kadınların hayatıma kattıklarına bakıyorum. 🙂

  5. Tarif ettiğiniz sadece bir erkek modeli mi emin değilim. Hatta bir model mi ondan bile emin değilim. Yaşadığınıza benzer deneyimleri bulunan bir sürü erkeğin hikayesini de kolayca bulabilirsiniz sanırım. Söz vermiş gibi olan sonra devamını getirmeyen, ilişkiyi adlandırma konuşmalarından çekinen, onların deyimiyle kafası karışık olma durumu umuyorum ki toplumsal cinsiyet tarafından bu kadar kesin olarak belirlenmiyordur. Kafası karışık olmak, aşkı yaşamak gibi risk almayı gerektiren bir eylem yerine sadece hayalini kurmayı istemek, hep arafta bir yerde konumlanmak… bunlar insan halleri. Filtrelerden, yol haritalarından, düzgünlük (ne demekse o) turnusollarından falan bahsetmişsiniz. Ama birisiyle ilişki kurarken gerçekten bunları ister misiniz? Aşk içerdiği belirsizlik sayesinde heyecan verici değil mi?

  6. çok net ve düzgün bir şekilde ortaya koymuşsunuz günümüz ilişkilerinin durumunu. gerçekten sıkılmadı mı şu ıssız adam triplerindeki erkekler? insanın ilişkilere yönelim umutlarını öldürüyorlar. ellerinize sağlık.

  7. erkek cinsi asla sorumluluk almak istemiyor, çocukluklarından beri kah aile böyle yetiştiriyor kah kendi varoluşları gereği fazla kaçamak ve üşengeç oluyorlar. Maalesef yaşadığımız zaman dilimi de onların sorumlulukları reddetmesine fazla elverişli. asıl ve en büyük problem aslında zamanımız. eskilere övgüler düzmek amacında değilim ama artık her şey ‘çabuk tüketilebilir ve kolay ulaşılabilir’ oldu. yani hiç biri bir kadına bağlı kalıp diğer seçeneklerden mahrum kalmak istemiyorlar. ellerine telefonu açıp sosyal medyaya bakınca bir sürü güzel kadın görüp onları ulaşılabilir buluyorlar. Kaldı ki ilişkiyi çok ağır bir sorumluluk sanıyorlar, halbuki kadınlar kendi sorumluluklarını yüklendikleri yetmezmiş gibi adamları da taşıyan çok güçlü yaratıklar. bunu fark edebilmiş olanlar kadının değerini anlayabilenler ama evet hep diyoruz ya, artık düzgün adam kalmadı.

Cevapla

Please enter your comment!
Lütfen adınızı yazın.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.