Kalkınmanın araçlarını, uygulamalarını ve sonuçlarını inceleyen disiplinlerarası bir alan olan kalkınma çalışmalarındaki iklim değişikliğine ilişkin toplumsal cinsiyet varsayımları uzun süredir eleştiriliyor.

WorldFish/Mike Lusmore

Jacqueline Lau, Pip Cohen, Sarah Lawless

İnsanların iklim değişikliğini nasıl deneyimlediğini ve buna nasıl tepki verdiğini toplumsal cinsiyetleri etkiler. Kadınların ve erkeklerin iklim şoklarına farklı şekillerde uyum sağlaması gelişmekte olan ülkelerde daha bariz biçimde görülür. Kadınlar daha kötü koşullarda daha fazla ve daha uzun süre çalışır, erkekler genellikle güvensiz ve güvenilmez işler bulmak için göç eder.

Nature Climate Change’de yayınlanan bir makalemizde, son altı yılda düşük ve orta gelirli ülkelerdeki iklim değişikliği ve cinsiyetle ilgili literatürü gözden geçirdik. Ve iklim değişikliği politikaları ve araştırmaları alanını uğraştıran pek çok yararsız varsayımla karşılaştık.

Bu varsayımlar, toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelesine engel oluyor. Bunu, eşitsizliğin nedenlerini yanlış teşhis ederek ve parlak fikirlermiş gibi görünen etkisiz stratejiler öne sürerek yapıyorlar.

  1. Varsayım: Toplumsal cinsiyet eşitliği kadın sorunudur

İklim değişikliğiyle ilgili birçok politika ve projede toplumsal cinsiyet eşitliğinin bir kadın sorunu olduğu varsayılıyor.

Örneğin, 2015 yılındaki bir analiz, altı ülkede Birleşmiş Milletler’in REDD+ (Gelişmekte Olan Ülkelerde Ormansızlaşma ve Orman Bozulmasından Kaynaklanan Emisyonların Azaltılması) planlarını inceledi. Birçok projenin cinsiyet eşitliğini kadınların pilot projelere katılımı olarak tanımladığı görüldü.

Ancak birçok durumda, bu katılım, kadınların girişimlerin tasarımı ve uygulanmasına ilişkin kararlarda aktif bir rol almak yerine, bilginin pasif alıcıları olmaları anlamına geliyordu.

İklim değişikliğiyle ilgili bir çok politika ve projede toplumsal cinsiyet eşitliğinin bir kadın sorunu olduğu varsayılıyor. Finn Thilsted/Flickr

1980’lerde, kalkınma örgütlerinin temel stratejisi, ekonomik kalkınma ve yoksulluğun azaltılması için kadınlara ulaşmaktı. Ancak kalkınma çoğu zaman kadınların gerçek ihtiyaçlarına ve isteklerine bakılmaksızın “gerçekleştirildi.”

En kötüsü de bu, kadınları, düşük ücretler aldıkları ve emeklerinin değer zincirindeki daha güçlü aktörler tarafından sömürüldüğü karite yağı (shea butter) endüstrisi gibi iş gücü piyasalarına katılmaya zorladı.

  1. Varsayım: Kadınlar ve erkekler homojen gruplardır

Toplumsal cinsiyet, içinde birçok farklılık barındırır. Örneğin, yaşlı ve dul kadınların koşulları, genç ve evli olmayan kadınlarınkinden farklılık gösterebilir. Aynı şekilde erkeklerin ihtiyaçları da etnik kökenlerine veya ekonomik durumlarına göre değişebilir.

Örneğin Avustralya’da, düşük gelirli (genellikle tek ebeveyn olan) kadınlar ve erkekler, artan enerji fiyatları karşısında en kırılgan grup olma olasılığını taşıyor.

Ancak iklim değişikliği projeleri ve politikalarının genellikle bu farklılıkları göz ardı ettiğini ve direnişi artırma fırsatlarını kaçırdığını gördük.

Tanzanya ve Uganda’da iklim değişikliği direnişi oluşturmak için yazılan tarımsal gıda politikalarına ilişkin 155 politika belgesinin 2019 yılında yapılan analizinde de bu durum görülmekte. Bu belgelerde erkeklere neredeyse hiç değinilmezken, bir çok kadın marjinal ve savunmasız olarak nitelendiriliyor.

Mali’de yaşlı ve genç kadın ve erkeklerin farklı tarım stratejileri ve hedefleri var; iklim danışmanlığı konusunda da çok farklı ihtiyaçları mevcut. Ancak Mali’nin Agrometeorolojik Danışmanlık Programı tarafından sağlanan bilgiler, erkeklerin yalnızca yaklaşık yüzde 15’i için gerçekten faydalı olabildi.

Shakshouk köyünde (Fayoum, Mısır) kadın satıcılar balık fiyatları konusunda toptancılarla pazarlık ediyor. Sara Fouad
  1. Varsayım: Kadınlar doğuştan bakım vermeye yatkın ve çevreyle bağlantı halindedir

1970’lerdeki ekonomik kalkınma programları gibi, iklim değişikliği çalışmaları da kadınları doğuştan bakım vermeye yatkın saymaya ve temiz su sağlama, yakacak odun toplama gibi işleri yaparken çevreleriyle daha “temas halinde” konumlandırmaya devam ediyor.

Bu varsayım Avustralya’da da mevcut – çevre dostu ürünler daha çok kadınlara pazarlanıyor ve kadınların iklim değişikliği eyleminin ön saflarında yer aldığına inanılıyor.

Bu varsayımı benimsemek, kadınlara çevrelerinin, ailelerinin ve topluluklarının kurtarıcısı olarak hareket etme sorumluluğunu yüklemek anlamına geliyor. Bu süreçte de iklime uyum ya da etkilerini hafifletmek için kadınların harcadığı emek ikiye ya da üçe katlanıyor.

Örneğin, Batı Afrika’daki Burkina Faso’da bir REDD+ programı, toplumsal cinsiyet eşitliğini geliştirmek için kereste dışı orman ürünlerle ilgili kadınların küresel pazarlar ile bağlantısını kurdu. Ancak kadınların bu programa dahil olma isteği verili olarak kabul edildi ve kadınlar çalışma koşullarının müzakeresinde çok az söz sahibi oldular.

Kadınlar genellikle ev içi emek yoluyla çevre ile ilişki halinde resmedilir. ILRI/Georgina Smith
  1. Varsayım: Toplumsal cinsiyet eşitliği sayılarla oynanan bir oyundur

Kadınlar, bir foruma veya etkinliğe erkeklerle eşit sayıda veya daha fazla sayıda katılırsa, iklim projeleri ve politikaları genellikle bunu cinsiyet eşitliği için yeterli görür.

Hindistan’daki BM REDD+ projeleri, karar alma gruplarında eşit sayıda kadın ve erkeğe sahip olmayı amaçladı. Ancak kadınların karar alma sürecinde çok az etkisi oldu veya hiç etkisi olmadı, kadınlar fikirleri değiştiremedi ve grubun verdiği kararlardan ve alınan sorumluluklardan memnun değillerdi.

Karar alma gruplarında eşit sayıda kadın ve erkek olması gerçekten önemli bir adım olsa da yeterli değil.

Rakamlar otomatik olarak eşit faydalanma veya güçlenme anlamına gelmiyor. Kadınların ve erkeklerin haklarını, seslerini ve etkilerini destekleyecek biçimde katılımlarını sağlamak için de yöntemlere ihtiyaç var.

İklim Bakımından Akıllı Köyler girişiminden Rupa Gölü (Nepal) yakınlarındaki bir çiftlikte kompost yapma. CIAT:CCAFS/N. Palmer

Varsayımların ötesine geçmek: İlerlenecek üç yol

Kalkınmanın araçlarını, uygulamalarını ve sonuçlarını inceleyen disiplinlerarası bir alan olan kalkınma çalışmalarındaki iklim değişikliğine ilişkin bu toplumsal cinsiyet varsayımları uzun süredir eleştiriliyor.

Bu varsayımların içerdiklerini ortaya çıkardığımıza göre iklimsel etkileri azaltma ve uyum stratejileri ve bunlarla ilgili araştırmalarla ilgilenen herkes için geleceğe yönelik üç yol öneriyoruz.

İlk olarak, cinsiyet eşitliği konusuna özel önem verin ve hassas olun. Bir organizasyon, proje veya politika, bu konuyla ilgili erişim, fayda veya güçlendirme anlamında neleri başarmayı amaçlamaktadır? Her birinin farklı ölçütleri ve hedefleri olacaktır.

İkincisi, toplumsal cinsiyet ve toplumsal cinsiyet araştırmaları alanlarını birbirinden ayrıştıran verileri yönlendirin, eleştirin ve birbiriyle ilişkilendirin. Bu, araştırma, değerlendirme ve iletişim için kritik olan bir ilk adımdır.

Son olarak, toplumsal cinsiyet eşitliğinin önündeki zorlu engelleri kavrayın, sorgulayın ve onları ortadan kaldırın. Bu engellere, imtiyaz ve miras hakları, geçim olanakları, eğitim, sağlık hizmetleri ve varlık ve kredi kaynaklarına erişimdeki maddi farklılıklarda kendini belli eden cinsiyet normları da dahildir.

Bunları yapabilmek için iklim değişikliği programları ve kurumlarının daha fazla kaynağı, daha uzun zaman dilimlerini ve daha iyi toplumsal cinsiyet eğitimi ve kapasitesini toplumsal cinsiyet eşitliği için ayırması gerekiyor.Dünya daha fazla iklim değişikliği etkisine hazırlanırken, toplumsal cinsiyet eşitliğine yönelik çalışmak, küresel liderlerden değişimin ön saflarında yer alan kuruluşlara ve topluluklara kadar her düzeyde ciddi ve bilinçli bir taahhüt gerektiriyor.

Çeviren: Hanife Aliefendioğlu

Bu yazının orijinali 4 Mart 2021’de The Conversation sitesinde yayınlanmıştır.

Bir cevap yazın

Please enter your comment!
Please enter your name here

thirteen − one =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.