Bakım veren olarak evin içindekini besleyemeyen, evin dışında “yuvayı dişi kuş yapar” boyunduruğu altında eli ekmek tutamayan kadın başarısızlık, suçluluk, stres, utanç, sosyal dışlanma, yabancılaşma duyguları ve düşük benlik saygısı yaşar ve bu durum gıda güvensizliği yaşayan kadınlarda depresyon ve kaygı bozuklukları gelişimine zemin hazırlar.

Caroline Walker, Lisa Washing Dishes, 2021

Teknoloji ve bilimsel ilerlemeler ile yirmi birinci yüzyıla dair öngörü, insanlık ütopyasının kitaplardaki masalsı atmosferinin, soluduğumuz nefes kadar doğal bir gerçeğe dönüşecek olmasıydı. Oysaki emekçi sınıfları sömüren kapitalizmin mide bulandırıcı, genişlediği iddia edilmesine rağmen daralan, sıkışıp kalan özgürlük alanı ile tetiklenen bir krizler çağına gözlerimizi açtık. Temel ihtiyaçların üretiminden yoksun tüketimin insanlığa maliyeti olan ekolojik kriz, top tüfekle yapılan bölgesel savaşlara eşlik eden küresel siyasi kriz, neoliberal insanın yorgunluğunun yarattığı ve pandemi haline gelmesi muhtemel mental kriz derken her geçen gün bir krizle boğuşmaya/yaşamaya çabalıyoruz.

Anne rahminde kan hücrelerinden difüzyonla tanıştığımız gıda ile olan ilişkimiz anne sütü ile var oluş sürecimize eşlik eder ve bizler gıda piramidinin bir bireyi haline geliriz. Beslenme olmadan sürdürülebilir bir yaşam mümkün değil. 1948 İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinde de belirtildiği üzere beslenme/gıda bireyin hem kendisi ve hem de ailesi için isteyebileceği temel haklardan biri ancak nasıl bir gıda hakkından söz edilebilir? Beslenme/gıda hakkı denildiğinde kastedilen sadece yaşamın sürmesi için yeterli kalori miktarını karşılamak mı olmalıdır? Gıda hakkı bağlamında düşünüldüğünde gıda güvenliği, “Bütün insanların her zaman, aktif ve sağlıklı bir yaşam için beslenme ihtiyaçlarını ve gıda tercihlerini karşılayan yeterli, güvenli ve besleyici gıdaya fiziksel, sosyal ve ekonomik erişimi olması” olarak tanımlanmakta. O halde gıda güvensizliği, insanlar “güvenli ve besleyici gıdalara” sınırlı erişime sahip olduklarında ve aktif sağlıklı bir yaşam için “enerji gereksinimlerini karşılamak için yeterli gıdaya erişemedikleri” zaman ortaya çıkar.

Dünyanın pek çok yerinde gıda krizi ile ilgili tartışmalar sürüyor. BM verileri bu cümleyi destekler şekilde 2014 yılında her sekiz kişiden birinin yetersiz beslendiğini açıklıyor. Afrika gıda güvensizliğinin en şiddetli yaşandığı coğrafyalardan biri olup, bireyler arası gıda güvensizliği %35’lere ulaşmakta. Peki gıda güvensizliği tek bir bölge ile mi sınırlı? Madalyonun öteki yüzü durumun böyle olmadığını belgeler şekilde. 2018 yılında Kanadalı bireylerin %12,7’sinin gıda güvensizliği yaşaması, gelişmiş neoliberal kapitalist ülkelerde de gıda krizinin bir sorun haline geldiğini göstermekte. Bir yanda ise çılgınlar gibi büyüyen çöp yığınları, altın tabakası ile kaplanmış antrikot parçaları ile yapılan sosyal medya paylaşımları yoksulluğun sınıflar arası doğasını bize hatırlatıyor. Gıda krizine en büyük sebep olarak gösterilen yoksulluk neoliberal ekonomi politikaları ve gelir eşitsizliğinden kaynaklanır. Eşitsizlik ve zenginliğin yeniden dağıtılması, neoliberal kapitalizmin “ekonomik seçkinlerin gücünün restorasyonuna veya yeniden inşasına” yardımcı olan yapısal yönleridir. Zenginliğin yeniden dağıtımı, altın kaplamalı antrikot parçaları ve halk pazarı sonrası çöplerden toplanan çürük sebzelerden yapılan aşın aynı fotoğraf karesinde yan yana durabilmesini sağlar.

Gıda güvensizliği çok boyutlu bir kavram olup toplumun her kesimini farklı şekillerde etkiler: nüfus, cinsiyet eşitsizliği, eğitim eksikliği ve yoksulluk gibi çeşitli faktörler göz önüne alındığında kadınların gıda krizinde yaralanabilir bir grup olarak ele alınması kayda değer. Kadınlar cinsiyet eşitsizliği nedeni ile gıda krizinden en çok etkilenen gruplar arasında yer alıyor. Vandana Shiva’nın da belirttiği gibi “Patriyarka yaşayan her şeyden korkar. Tohumdan, bitkiden, küçük çiftçiden. Yaşayan ve özgür olan her şey onun düşmanıdır.” Gıda güvensizliği tartışmalarında kadınlara özgü konuların tartışılması, özellikle gelişmekte olan ülkelerdeki gıdanın %80’ini ürettikleri için çok önemli. Ancak kadınlar, dünya gıda üretiminin yarısına katkıda bulunmalarına rağmen toprak, kredi ve tarımsal girdi ve hizmetler gibi kaynaklara erişimde erkeklere göre daha fazla güçlük çekmekte ve dünyadaki yoksulların %70’ini oluşturuyorlar. Türkiye’de istatistikler dünya ortalamasından farklı olmayıp; 2021 TÜİK verilerine göre tarımda kendi hesabına çalışan kadın oranı %9,30 iken ücretsiz aile işçisi olarak çalışan kadın oranı %79,36’dır. Gıdanın üretimi dışında tüketim kısmına bakıldığında Türkiye’de yapılan İstanbul Planlama Ajansı’nın (İPA) hazırladığı, “Gıda fiyatları krizi” araştırmasında; 2022 yılında kadınların %62’sinin temel gıda ürünleri dışında gıda alışverişi yapmayı bıraktığı raporlandı.

Kadınların aile için yiyecek hazırlayan ve bakıcı olarak toplumdaki geleneksel rolü ve hane reisi olarak rollerinin giderek daha fazla tanınması, kadınların gıda güvensizliği açısından etki, sonuç ve müdahale alanlarını değerlendirmek için özel bir grup olarak değerlendirilmesini daha da destekler. Yapılan çalışmalarda hane halkı yetişkin erkek üyelerinin gıda güvenliğinin, kadın hane üyelerine tercih edildiğini gösteren bu durumun; emeğin getirisindeki farklılıklara, kadınların sınırlı eğitim düzeyine, istihdam fırsatlarına sınırlı erişime ve hane içindeki sınırlı pazarlık gücüne bağlandığı görülüyor.

Gıda güvensizliği bireyleri sosyal, fiziksel, ruhsal anlamda etkiler. Sosyal anlamda gıdaya erişimin sınırlı olması toplumun diğer kesiminde yabancılaşma ve aidiyet hissinin kaybı ile sonuçlanır. Giderek büyüyen literatür ise besleyici gıdaya erişimde yaşanan sıkıntının kronik hastalıklara gebe olduğunu gösteriyor. Ruhsal anlamda gıda güvensizliği deneyimleyen bireyler arasında yeme bozuklukları, depresyon, kaygı bozukluğu, öfke kontrol bozukluğu riskinde artış olduğunu gözler önüne seriyor. Peki, rakamların ardında ne var? Rakamlarla ifade edilen bu eşitsizlik ile şiddetlenen gıda güvensizliği kadın ruhsallığını nasıl etkilemekte? Kapitalist sistemde; kadınlar ücretli emekten dışlanırken, bir yandan da hane içi üretimde üstlendikleri yeniden üretim süreci baskısı altındadır. Kapitalizmin aile ile olan ilişkisinde; ev içi üretim değersizleştirilir, kadınlar üretim süreçlerinde yedek iş gücü olarak görülür. Engels Ailenin Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni adlı kitabında kadınların bu sistemde neden ezildiğinin yanıtını şu şekilde verir: “Kapitalist üretim ilişkilerinin gelişmesiyle birlikte kadın toplumsal olarak ikincilleştirilmiştir.” Toplumsal emeğin şeyleştiği kapitalist üretimde; tek ve öznel var olma alanı olarak kalan “ev”de, kadınlara yeni bir duygusal ve psikolojik görev de yüklenir. Birçok gelişmiş ülkede olduğu gibi, kadınlar, bakıcı ve yiyecek sağlayıcının geleneksel ev içi rollerini benimsemek üzere sosyalleştirilmişlerdir ve sonuç olarak, bu rollere eşlik eden sosyal beklentilere tabi tutulmuşlardır. Kadınların bakım veren olma yünündeki sosyalleştirilmiş beklentileri kadınları aile içinde olası bir gıda krizinde kötü sonuçları üstlenme, kendi gıda alımlarından ödün verme, baskın sosyokültürel standartların baskılanması riski ile karşı karşıya getirir.

Bakım veren olarak kadın çoğu zaman diğer aile bireylerinin refahı pahasına kendi gıda alımından ödün verir. Doğası gereği gıda güvensizliği aynı zamanda bir sonraki öğünün ne zaman ve ne olacağının kestirilemeyeceği bir belirsizlik içerir. Bu belirsizliğin yarattığı kontrol duygusunun kaybı gıda güvensizliği yaşayan kadınlarda besin kalitesi açısından, enerji içeriği yüksek gıdanın kısa sürede tüketilmesi ile sonuçlanabilir. Yapılan çalışmalar buna uygun şekilde gıda güvensizliği yaşayan kadınlarda yeme bozuklukları riskinin artmış olduğunu belgeler.

Kadın olası bir gıda krizinde eve ekmek getirmekle yükümlü ancak eli ekmek kokan kendi olamıyor. Memesinden sütü gelmeyen, “kutsanmış anneliğin gereğini” yerine getiremeyen kadın; geleneksel toplumun biçimlendirdiği, yapay kimliğin şartlarını karşılayamaz duruma gelir. Evin dışında ise kadın erkekten daha az üretimi varmış gibi olan, olmasa da olandır. Bakım veren olarak evin içindekini besleyemeyen, evin dışında “yuvayı dişi kuş yapar” boyunduruğu altında eli ekmek tutamayan kadın başarısızlık, suçluluk, stres, utanç, sosyal dışlanma, yabancılaşma duyguları ve düşük benlik saygısı yaşar ve bu durum gıda güvensizliği yaşayan kadınlarda depresyon ve kaygı bozuklukları gelişimine zemin hazırlar. Konu hakkındaki veriler gıda güvensizliği yaşayan kadınların dört kat daha fazla depresyon yaşadıklarını gösteriyor.

“Ev içi gıda güvensizliğinin suçlusu” olan kadınların yaşadığı düşük benlik saygısı partner şiddetine karşı durumu normalmiş gibi kabullenmeye, yapılan haksızlığı kendi suçuymuş gibi sahiplenmeye sebep olur. Bu durum ise patriyarkal düzenin daha da içselleşmesine ve kuşaklar arası varlığını sürdürmesine zemin hazırlar. Bu hikâyede kadın kendi kurtuluşunun öznesi olmak yerine yok sayılmışlığının nesnesi olur. Gıda güvensizliği yaşayan kadınlar arasında partner şiddetinin daha sık görülmesi bu durumu belgeler niteliktedir.

Oysa kadınlar, gıda güvenliğinin üç temel direğini sürdürmede önemli roller oynamakta: gıda üretimi, mevcut gıdaya ekonomik erişim ve beslenme güvenliği. Ancak bu rolleri muazzam sosyal, kültürel ve ekonomik kısıtlamalar karşısında oynuyorlar. Neoliberal sistemin çözüm önerisi olarak sunduğu yardım kampanyaları, gıda bankaları, gıda bağışı gibi semptom rahatlatıcı önlemler yerine kadınların gıda güvenliğini sağlamadaki potansiyellerini gerçekleştirmelerine izin vermek için gıda egemenliğini ve kadın haklarını savunan “La Via Campesina” gibi kuruluşların bilinirliğinin artması sağlanmalı. Kadınlara bu hikâyenin öznesi olduğu bilincini hatırlatacak olan feminist hareketlerin sesini her yerde duyuracağımız güzel günlere… Biz dün vardık, bugün varız, yarın daha güçlü var olacağız.

Kaynaklar

WEAI Stakeholder Convening. (2015). International food policy research institute.; Available from: –https://www.ifpri.org/event/weai-stakeholderconvening.

Napoli, M., P. De Muro, and M. Mazziotta, Towards a food insecurity Multidimensional Index (FIMI). Master in human development and food security, 2011: p. 1-72.

Riches, G. and V. Tarasuk, Canada: Thirty years of food charity and public policy neglect, in First world hunger revisited. 2014, Springer. p. 42-56.

USDA. Food Security and Nutrition Assistance. Available from: https://www.ers.usda.gov/dataproducts/ag-and-food-statistics-charting-the-essentials/food-security-and-nutrition-assistance.

Foundation, F. Too Poor to Eat: Food Insecurity in the UK. 2016. Available from: http://foodfoundation.org.

PROOF. Household Food Insecurity in Canada. 2018.; Available from: https://proof.utoronto.ca/foodinsecurity.

Harvey, D., Uneven Geographical Developments, in A Brief History of Neoliberalism. 2005, Oxford University Press.

Lubbock, A. and R. Borquia, Survival, change and decision-making in rural households: three village case studies from eastern Morocco. 1998.

Ivers, L.C. and K.A. Cullen, Food insecurity: special considerations for women. The American journal of clinical nutrition, 2011. 94(6): p. 1740S-1744S.

https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Istatistiklerle-Kadin-2021-45635

https://www.cumhuriyet.com.tr/ekonomi/gida-fiyatlari-krizi-raporuna-gore-ev-kadinlari-sadece-temel-gida-aliyor-1945178

Bir cevap yazın

Please enter your comment!
Please enter your name here

2 × 5 =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.